Bilişim sektöründe kriz rüzgarları…

Written by h'ozerdem on Oca 31st, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, Kişisel Yazılar

Son günlerde Antalya web tasarım firmalarını izliyoruz da, belli başlı olanlar hariç bir çoğu sapır sapır dökülüyorlar birer yaprak misali. Arabanıza atlayıp Lara’dan 100. Yıl’a kadar giderken tabelası üstünde Antalya Emlak firmalarının “kiralık” ibareleri bulunan en az 10 tane ajans sayabilirsiniz.

Çoğu kişi internet sitesi tasarımı işini konuyu bilen kişilerin kolayca oturdukları yerden yaptıkları basit işler zannederler. Her ne kadar kınadığım bir görüş olsa da bir çok yerde, bir çok müşterinin bu görüşü taşıdığına defalarca şahit oldum. Dahası Microsoft Word yazılımında hazırladığı yazıyı HTML olarak kaydedip web sitesi yaptım diyenler bile varken, üstüne üstlük çalma çırpma kodlarla yazılımcı olduğunu iddia edenlerin olduğu bir sektörde bu düşüncede olan müşterilerin yer alması gayet doğal.

Açıkçası her apartmanda bir webmaster varken, her bilgisayara XP kurabilen donanım uzmanı iken ajans olduğunu iddia eden firmaların da web tasarım işine soyunmaları çok doğal. Kendilerince de haklılar, ancak “iyi kötü bir portföyüm var, asgari ücretten de elemanı çalıştırırım, internet sitelerini de müşterilere satar giderim” zihniyetinde başlayan bu yaklaşımların sonunun hüsran olduğunu acı bir gülümsemeyle seyrediyorum sadece.

Bir müşterim bana bir ayda Photoshop öğret demişti hiç unutmam. Kendisine hayırlı işler dileyerek çıkmıştım ofisinden. Aylar sonra aynı müşteri photoshop’ta afiş tasarladım şunu basıver dediğinde sadece kaç renk baskı istiyorsunuz dediğimde “o ne ki?” diye sorunca şimdi Photoshop öğrenmeye başlayabilirsin demiştim. Bu zihniyetin yıkılması bir ütopya tabii ki, böyle bir beklentimiz de yok ancak bu zihniyet hem bu işi yapanları hem de müşterilerin kendilerini mağdur etmekten başka bir işe yaramamakta.

Gelelim ajanslarımıza. Bu yeni açılan ajanslar furyasında bir kaç ajans bize web tasarım işlerini devretmeyi önerdiğinde sadece sözleşme örneğini masaya koyduğumuzda küçük dillerini yutmak üzere oldular. Neden mi? Yüzme bilmeden dalgalı denizde cankurtaranlık yapmaya çalıştıklarını söylemiştik onlara. Kendilerine örnek aldıkları evinde bir kaç yazılımı kısmen öğrenmiş, tasarım ile uzaktan yakından alakası olmayan kişiler olduğu için web tasarım işinin de bu denli basit olduğunu düşünüyorlardı.

Bu ajanslardan gelen bir iş için müşterimize sözleşmeyi imzalattığımızda bizden habersiz olarak işin teslim süresinin 3 gün olarak kendilerine pazarlamacı tarafından belirtildiğini öğrendiğimizde durumun vehameti konusunda ajansın sahibi ile konuşmuştuk. Kendileri şu an ofislerini kapattılar, milyarlarca zararları ile bir kenarda oturuyorlar şimdi.

İster web design densin, ister web tasarım, bu iş çocuk oyuncağı değil. Bu işi yapmak ise inanın ömür törpüsü. Ancak bir ajans iseniz ve web tasarımı da yan ürün olarak satarız diyorsanız biraz daha detaylı düşünmenizi tavsiye ederim. Daha domain ve hosting nedir bilmeden, “Ahmet para basıyor bu işten, biz de girer voleyi vururuz” zihniyeti ile başlayan her iş sonunda yok olmaya mahkumdur unutmayın bunu.

Evet, Antalya’da firmam “Antalya Tasarım Grubu” ve rakibim olmaya değer gördüğüm toplam 5 adet firma bu işten para kazanıyoruz ve kazanmaya da devam edeceğiz. Bu firmalarla güzel bir rekabet içinde olmanın keyfi de bize kar olacak orası kesin. Ancak her araba kullanan, ralli sürücüsü olamayacağı gibi, her bilgisayar kullanan da konunun uzmanı olmuyor. Bu zorlamayla da elde edilecek bir şey değil.

Bugün Yahoo bile 1000 adet elemanını işten çıkartmayı düşünürken* bu sularda yüzmek için biraz daha temkinli olmanızı tavsiye ederim.

* http://www.imedya.com/articleDisplay.aspx?articleid=222269&zid=5


Arama Motoru Optimizasyonu Nedir? Ne Değildir?

Written by h'ozerdem on Oca 22nd, 2008 | Files under Eğitim, SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

Google’a girin ve “arama sitesi optimizasyonu” yazın. İlk 100 sırayı incelerseniz bir çok sitede şu ibareyi göreceksiniz.

“İSTEDİĞİNİZ KELİMEDE 1 NUMARA OLUN”

Beni ve bir çok bilişim uzmanını hayretler içinde bırakan bir fütursuzluk ile bir çok SEO işlemi yaptığını iddia eden firma ve şahıs, kontrolü kesinlikle kendi ellerinde olmayan bir ortamda (burada Google arama sitesinden bahsediyoruz) bir siteyi alıp hemen ilk sıralara yerleştireceklerini iddia etmekteler.

Öncelikle şunu asla gözardı etmeyin. SEO (Search Engine Optimisation) işlemi sayfanıza gereksiz ve anlamsız binlerce satır kod doldurup, bir çoğu hile ve hurda yollarla siteleri en üst sıraya çıkartmak anlamına gelmez. SEO işlemi bir sitenin ziyaretçi sayısını ve site sahibi firma veya şahsın siteden beklentilerini karşılamak için yapılan topyekün çalışmalara denir.

SEO işleminde temel unsur içeriktir. Eğer “web tasarım” ile ilgili bir sayfa hazırlıyorsanız, sayfa kodlarına web tasarım ile ilgili anlamsız binlerce anahtar kelime (keyword) doldurmanız size kod kirliliğinden başka hiç bir şey kazandırmaz. Şöyle örnek verelim. Bu yazıyı okuduğunuz hakanozerdem.com blog sitesi şu anda 33. yazısını kazanmasına rağmen “antalya web tasarım” kelimesinde Google’da 10 ile 12. sıra arasındadır. Eğer sayfa kodlarını incelerseniz çok fazla anahtar kelime kullanmadığımı da göreceksiniz.

Peki nedir bir sayfaya değer katanlar?

İÇERİK!!!
Özgün bir içerik daima en büyük avantajdır. Eğer sitenizin konusu ile ilgili paylaşacak bilginiz varsa hiç durmayın. Ekleyin sitenize. Düzgün anlatımı olan, herhangi bir yerden çalıntı yapılmamış, bir yerden alıntı yapılıp sadece eşanlamlı kelimelerle değişim yapılmamış bilgiler her zaman sizi ön plana çıkarır. Dahası bu SEO uzmancıkları sizin sitenizden alıntı yaptıkça, sizi kaynak olarak göstermeseler bile, yazının orjinali ilk sizin sitenizden yayınlandığı için çok az da olsa sıralamalarda yükselmenize katkıda bulunacaktır.

Eğer içeriğinizin özgün olduğunu düşünüyorsanız, makalelerinizi tescil ettirin. Bununla ilgili bir çok site var, fakat en kolayı makalenin çıktısını kendinize noter üstünden tasdikletmek olacaktır. Bu tür durumlarda hukuki yaptırım gücünüzle sizin sitenizden çalıntı içerik kullanan firma veya şahısları bundan vazgeçirebilirsiniz.

Özgün bir içerik ziyaretçilerin de size daha fazla önem vermesini sağlayacaktır. Hangi kaynaktan, hangi arama kelimesinden, ne yolla gelirse gelsin bir ziyaretçi kendisine sunulan ortamdan memnun değilse sitenizden çıkıp gidecektir.

LİNK POPÜLERLİĞİ
Bu SEO işlemleri yapan bir çok kişinin tartışma konusu bir olgudur. Kimi sadece Page Rank’i yüksek ama kendi konusuyla alakasız sitelerle link alışverişinde ısrar edip devamlı olarak sorunlar yaşarken, kimileri de bizim gibi içeriğine değer verip, teşekkür bazında bu içeriğe link veren sitelerden link almayı daha uygun görecektir.

Eğer kısa sürede, binbir takla atarım, sitemi de üst sıraya çıkartırım, gerisi benim için önemli değil diyorsanız hemen bu yazıyı kapatın derim. Kendinize uygun site bulmak için Google’da “wep desing” yazın, ve karşınıza çıkacak ilk WEPMASTER forumuna dalın. Orada çok daha mutlu olacağınıza emin olabilirsiniz.

Bir sitenin link popülerliğinin etkili olabilmesi tamamen kendi konusunda sitelerden link alması ve mümkünse link takası olarak değil, sadece kendi sitesine link verilmesi durumunda ortaya çıkar. İnternette bulabileceğiniz bir çok hit değişimi sitesinde alacağınız linklerde sizden ana sayfanıza kodlar eklemenizi isterler. Evet bu bazı durumlarda işe yarayabilir, zira kendi sitemizde de buna benzer 4 adet link bulunmakta, ancak sadece link takası yapacağınız yerlerin Page Rank değerleri buna değerse.

Eğer ozon tedavi ile ilgili bir siteniz varsa ve gidip cinsel ürünlerle ilgili bir siteden link takası yaparsanız bunun size etkisi pozitif olmak yerine negatif olacaktır. Şu anda bu tür dertlerden muzdarip bir çok kişiden “bizi kurtarın” telefonları alıyoruz.

Ayrıca para ile link satın almaya yanaşmamanızı öneririm. Sitenizin link popülerliği 1 günde 100 linkten 3000 linke çıktığı anda Google aptal olmadığını size sıralamadaki düşüşünüzle çok kötü bir anı olarak yaşatacaktır. Dahası bu linkleri aldığınız süre bittiğinde siteniz daha da kötü sıralamalara düşecektir.

PAGE RANK
Kimisi için önemsiz kalacak bir olgu bu. Page Rank sitenize Google tarafından verilen değerdir ancak Google’ın kendi Page Rank’i 8 iken Yahoo’nun 9 olması Google’ın sıralamada Yahoo’ya öncelik vereceği anlamına gelmez. Hakeza sizin siteniz de isterse PR 5 olsun, hiç PR almamış bir site bile sizin üstünüzde sıralamalarda çıkabilir.

Uzun laf, kısa laf, ne derseniz deyin, önemli olan sitenizde neyi, nasıl sunduğunuzdur. SEO işlemi gereken durumlarda pazar araştırması bile gerektirebilecek hassas bir konudur. İleriki yazılarımda bu işlemin tüm detayları hakkında temel bilgileri burada elimden geldiğince paylaşacağım.


Led Zeppelin ve Orhan Gencebay Üzerine Bir Yazı: Led Zeppelin, riff ve ritm altyapılarını Orhan Gencebay’dan almıştır…

Written by h'ozerdem on Oca 18th, 2008 | Files under Müzik, Öylesine...

Ozan Önen’in yazısından alıntıdır.

Bu iddia, kimileri için ilk bakışta gülümseten, kimi zaman da “hadi canım ordan” dedirten cinsten olabilir, zira, önyargılarımızın ve algı kapılarımızın sabitliğinden, bazen hiçbir şeyi görmez oluruz, görmek istemeyiz.

Bu yazının amacı, Led Zeppelin’i yermek ya da Orhan Gencebay’ı övmek değil. Bu yazı, bir eleştiri yazısı da değil. Bu yazı, bir Orhan Gencebay şarkısı çaldığında kimselere belli etmeden mırıldanan ancak konusu açıldığında “Ben Orhan Gencebay dinlemem.” diyen insanlar için küçük bir algı oyunudur.

2006 yılı Ocak ayında, Etiler’deki stüdyosunda Orhan Gencebay’ın bizzat kendisinden duymuş olduğum bir konu olarak “Led Zeppelin’in riff ve ritm altyapılarını kendisinden almış olması”, yalnızca bir iddiadan ibaret değildir.

Söz konusu konuşmada, ODTÜ Öğrenci Temsilcileri Konseyi Başkanı-ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğrencisi Berkay Orhaner de bulunmuş olup, Gencebay’ın ağzından ve orada, bu olaya dair kanıtlara şahit olmuşuzdur. Konuşmamızın ana içeriği, “gönül dostluğu” ekseninde ilerlemiş olup Orhan Gencebay, kültürü, bilgisi ve bilgeliğiyle bizleri şaşırtmıştır. Söz gelimi, konuşmamızın bir yerinde “Müzik sosyolojisini ayıramayız, sosyolojinin genel kent-kır sosyolojisi ayırımıyla hata olur.” demiş ve karşısında bulunan biri felsefe diğeri sosyoloji okuyan iki ODTÜ öğrencisine adeta her konuda ders vermiştir.

O ana kadar, Orhan Gencebay bu konuyu hiçbir yerde açmadığını da eklemiş, ancak, bu konuşmamızın bir yıl sonrasında televizyonlarda yayınlanan Popstar adlı yarışmada bir şahsın bu olayı kendisine anımsatması üzerine konu hakkında kısa da olsa bir açıklama yapmıştır.

Konunun bir dedikodu gibi yayılmasına ve insanların bu iddia ile alakalı olarak çeşitli internet sitelerinde “Tabi canım ben de Napolyon’um!”vari ahkamlarda bulunmasına daha da fazla tahammül edemeyerek, bu yazıyı yazma gereği duymuşumdur.

Evet, Led Zeppelin grubu, yanlış hatırlamıyorsam Vanity Fair adlı dergiye verdikleri bir röportajlarında “Biz yıllarca bir Türk müzik adamının ritm altyapılarını inceleyerek bu ritm altyapılarını kendi müziğimizde kullandık, bunu da ilk defa buradan söylüyoruz; o Türk’ün adı da Orhan Gencebay’dır.” şeklindeki açıklamalarıyla yer almışlardır. Söz konusu derginin bu sayısını, bir üniversite akademisyenimiz Orhan Gencebay’a ulaştırmış ve derginin söz konusu nüshası Gencebay’ın kendisinde de bulunmaktadır.

İsteyenler, bu dergiyi ve dolayısıyla bu açıklamaları, Orhan Gencebay’ın asistanları üzerinden edinebilir. Orhan Gencebay’ın böyle bir iddiası olmamakla birlikte, bu haberi kendisi de dergiden öğrenmiş ve kendisini takip edenler tarafından yayılmış bu haber, kulaktan kulağa dolaşarak çeşitli efsaneler haline getirilmiştir.

Gelelim konu ile ilgili ahkamlara… Bir yerde şöyle bir şey okudum efendim:

“zamaninda jimmy page in arabesk ritmlerden etkilendigi bir gercektir orhan gencebay ise direk arabesk ritmlerin şeysidir.. tam olarak isim veremiyorum simdi..kaldi ki arabesk makamlar birbirlerine cok benzer.. zira melodinin yapisindan cok (tek sesli oldugu icin) sozlerin yapisina onem veriliginden tüm arabesk sarkilar birbirine bir noktada benzeyebilir..boyleyken kashmir in batsin bu dunya ile benzesmesi cok da yadirganacak bir unsur degildir..”

Şimdi, bir kere şurada anlaşalım: “Arabesk diye bir müzik türü”, aslında hiç olmamıştır. “Arabesk diye anılan müzik türü”yse, zaman içerisinde Türkiye’de bir “ötekilik” sembolü olmuş ve bu sembol, kendi kahramanlarını yaratmıştır.

Zaman zaman bu kavram, özellikle 80 darbesi sonrasında Türkiye’de hakim kültür haline geldiyse de, Orhan Gencebay için yapılan “arabeskin kralı” yakıştırması, Gencebay’ın bilgelik dolu gülümsemesine neden olmaktan öteye gidemez. Gülümser, çünkü halkı ona “abi” demiştir, “baba” demiştir, “kral” demiştir.

Çünkü Gencebay da bilir ki, arabesk denilen şey başka bir şeydir; senkoplu dört dörtlük bir usulün, iki dörtlük gibi çalınış şekline müzik literatüründe “c-bare” denir; bu şekil, kitleler bazındaki arz-talep ilişkisi ve devlet politikasıyla da yönelndirilip zamanla hakim kültür haline gelen varoş kültürünün müziği haline gelince, müzikal anlamda “arabesk diye anılan müzik türü” şeklinde dillere sakız olmuş ve entellektüel çevrelerden olumsuz tepkiler aldığı gibi gizli bir merak ve gizem duygusu da uyandırmıştır.

Halk, bu müziğe ister arabesk desin, ister rock desin, ister jazz desin, Orhan Gencebay ismi ve Orhan Gencebay müziği, halkının kalbinden süzülüp halkına geri dönmektedir.

Orhan Gencebay hiçbir zaman arabeskin kralı olmayacaktır; o, kendi müziğinin kralı, halkının Orhan Baba’sıdır ve “arabesk diye anılan müzik türü”nün bilinen temsilcilerinden belirgin biçimde ayrılır.

Dolayısıyla, Orhan Gencebay, arabesk olarak “adlandırılamayacak” meçhul bir kulvarda, kendi başına sapasağlam duran başlı başına geniş perspektifli bir dünya müziğinin kahramanıdır, aydındır ve bu anlamda Türk müziği literatürlerinde “meçhul”dür.

Bu tanımın doğrulaması, arabesk denilen müzik türünün bir “furya” olmasından yola çıkarak Orhan Gencebay müziğinin bir “ekol” olmasının kavranmasıyla daha net görülür. Furyalar geçici, ekollerse kalıcıdır. Kimilerinin “Ben bir markayım.” deyişinin aksine, Orhan Gencebay hiçbir zaman bir marka değildir. Çünkü markalar, parayla alınır, satılırlar. Orhan Gencebay, parayla alınıp satılması mümkün olmayan bir aşkın adıdır.

Ekol, Fransızca kökenli bir sözcük olup aynı zamanda “okul” anlamına da gelmektedir ve Orhan Gencebay, bir “ekol” olduğunu kanıtlarcasına Orhan Gencebay Müzik Akademisi’ni kurma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Bu bağlamda Orhan Gencebay, bir ekolden de öte, belli bir aidiyetin değil belirgin bir arayışın da adıdır. Bu anlamda da “meçhul” olmakla birlikte, bu tanımlara sığmayan isim, Orhan Gencebay, Türk müzik literatürüne herkese nasip olmayacak bir görünümde girmiştir.

Profesyonel müzik yaşamına başladığı 1968 yılı ve sonrasında, Türk müziğinde protest yapıları belki de ilk kez belirgin biçimlerde kullanan bir müzisyen olarak öne çıkan Orhan Gencebay, yıllar geçtikçe tavrı ve duruşuyla protest müziğin Türkiye’deki en önemli ismi haline gelmiş ve “protest müzik” denildiğinde “Orhan Gencebay müziği” neredeyse eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Orhan Gencebay ismi, bu memlekette şiddet tavan yaparken bile, içerisinde şiddeti çağrıştıracak en ufak tek bir tını dahi bulunmayan şarkılarıyla hep en üstte, hep zirvededir. Kardeşin kardeşi vurduğu bir düzenin hüküm sürdüğü bir dönemde, dünya dünya olmaktan çıkmış ve eğer dünya bu dünyaysa, “Batsın Bu Dünya” diyen de Orhan Gencebay’dır. “Gönül dostları” onu anlamakteyken, snob tavırlı bazı entellektüeller onu “Batsın Bu Dünya” dediği için ötekileştirecektir.

TRT tarafından “yasaklı” ilan edilecek ama bu tekelleşmiş devlet medyasının desteği olmaksızın ve böyle bir medyaya “rağmen”, Orhan Gencebay müziği halkın arasında dalga dalga yayılacak, bu yağız Karadeniz delikanlısının felsefesi, televizyon ekranları ve kitaplardan önce sokaklarda yankı bulacaktır. Hem de, tek bir halk konseri vermemesine “rağmen”.

Haklı olarak Orhan Gencebay, “Ben en büyük tutucuların klasik Batı müziği dinleyenler arasından çıktığını gördüm.” diyecektir ve bu duruşu sayesinde Orhan Gencebay ekolü, hiçbir zaman “yavan” ve “sıradan” olmayacak, bu yüzden hep ilgi görüp tavan yapacaktır.

Kendisinin de işaret ettiği üzere, Orhan Gencebay gerçeğini görmek istemeyenler “bilgiden yoksun” ve günlük hayatta sıkça rastladığımız biçimlerde kendisini “aşağılayan” cinsten yaklaşımların içine kolayca girmektedirler.

Gencebay, bu insanlara nasıl ki kulak asmadıysa ve asmıyorsa, duyguları ve düşünceleri gasp eden bir TRT’nin karşısında, yel değirmenlerine karşı savaşan romantik kahraman Don Kişot gibi tek tabanca ve dimdik nasıl çarpıştıysa, garibana kulluk ettirenlere, aşkını paraya satanlara karşı çarpışmaya devam edecek ve tüm bu savaşçı ruhun boynuna, “barış” işareti bulunan bir kolye asacaktır.

Gencebay bununla da yetinmeyecek, “Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği bilmeden halktan yana gözükenler, başka bir müziği – kültürü benimseyip bilmedikleri konularda ahkam kestiler.” diyecektir.

Çünkü aynı Orhan Gencebay, Beethoven’ı da Dedeefendi’yi de sular seller gibi bildiğinden, kendisinden oldukça emin ve cesur, keskin yel değirmenleri karşısındaysa tek tabanca dönen bir rüzgar gülü gibi kendi yolunda naif bir tevazu içerisinde akıp gitmeye devam edecektir.

Halk, her gün gördüğü yel değirmenlerini değil; yel değirmenlerinin üstüne gittiği rüzgar gülünün güzelliğini, bilgeliğini, savaşçılığını ve naifliğini sevecek, rüzgar gülüne su gibi hayat verip onu büyüttükçe büyütecek ve bu harikulade adamı yalnız bırakmayacaktır.

Orhan Gencebay sevgisi, varoşların damarından süzülüp gelen sınırlı bir ötekilik duygusu değil, tasavvufi anlamdaki sınırsız bir insan sevgisinin hümanist eksendeki keskin yanısmasıdır.

Bu öyle bir sevgidir ki, bu sevgiyi anlatmanın dahi popüler kültürde popüler bir hale geldiği bazılarınca agresif bir tonda savunulmuş ve Orhan Gencebay’ı ötekileştirmeye ancak bu yolla başvurabilenler bile intikamlarını bu şekilde de olsa ondan alamamışlardır çünkü gönül adamı Orhan Gencebay’ın gönül dostları bilirler ki “İntikam eşkıyası, sevgiyle dize gelir.” ve Orhan Gencebay’a duyulan sevgi, gönül dostlarının katında bir nirvana mertebesi kadar kutsal ve kabullenilmeye layıktır.

Orhan Gencebay, karşısındakisi düşmanı olsa dahi intikamdan dem vurmayacak, aşkında dahi demokrat olacak ve “Aramızda başka biri var ise, tertemiz aşkımı bana geri ver” diyecek ve hep saf bir sevgiye mahzar olacaktır.

Velhasıl, “Led zeppelin rifflerini ve ritm altyapılarını Orhan Gencebay’dan almıştır” şeklindeki bu başlığa ve gerçeğe, “Tabi canım, ben de Napolyon’um!” mealinde “Dur ben de bir şeyler yazıp komik olayım.” tadında yaklaşanlar, Orhan Gencebay’ı bilinçaltlarından da olsa ötekileştirmeye çalışan ve bu anlamda gerçek “öteki”ler olarak bu hayatta ahkam kesmekten başka hiçbir işe yaramayan insanlar olarak buralarda dolanacak, dolanacak, dolanacaktır.

Gelelim sonuca; müzikte her türlü esinlenme olabilir. Herhangi bir şarkıya on farklı tuğladan oluşan bir duvar gibi bakacak olursak ve bu tuğlaların diziliminde iki duvar arasında onda dokuz bir benzerlik varsa buna “esinlenme” diyebiliriz. Ancak on tuğlanın onunun da dizilimi aynıysa, bu iki duvar arasındki benzerlik için (ç)alıntı ifadesini kullanabiliriz. Üstelik, bir duvarın ustası diğer duvarın ustasından bu dizilimi (ç)aldığını halihazırda itiraf etmişse.

“Koskoca Led Zeppelin Orhan Gencebay’dan mı çalacak yani?” diyenlere, “Koskoca Led Zeppelin, riff ve ritm altyapılarını koskoca Orhan Gencebay’dan (ç)aldığını itiraf etmiştir.” şeklinde cevap verebiliriz. Led Zeppelin’i de dinleriz, Orhan Gencebay’ı da.

Keyifle efendim.


Google Sandbox? Google Spam? Google Bomb, Google Wash? Nedir Bunlar?

Written by h'ozerdem on Oca 18th, 2008 | Files under Eğitim, SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

Google aptal değil. Milyarlarca siteyi düzenli olarak kontrol ederken kendi gözünden kaçacak art niyetli uygulamaların da yer alacağını bildiği için sisteminde sorun önleme amaçlı bazı geliştirmeleri düzenli olarak yapmakta. Şahsi kanaatim oldukça da iyi sonuçlar vermekte, ve hatta daha da yaptırımları çok olan sistemler uygulamasını istemek daha iyi sonuçlar çıkaracaktır.

Şunu baştan konuşmak lazım. Google Bomb, Google Dance, Sandbox vb hiç bir terim Google’ın kendi ürettiği isimler değil. Sadece sitelerde yapılan çalışmalara Google algoritmasının verdiği tepkilere dayanarak webmasterlar tarafından verilen adlar bunlar. Ancak hiç de gözardı edilecek unsurlar değiller.

Google arama motoru size link veren siteleri ve link verdikleri arama kelimelerini göz önüne alır, ve bir anahtar kelime ile yapılan sıralamada yerinizi belirler. Buraya kadar sorun yok. Ancak siz bu sistemi etkilemek adına, üst sıralarda çıkmak için yeni açılmış bir siteye bir anda bir çok siteden link alırsanız bunun normal şartlarda yapılamayacağını anlayacak kadar zeki bir algoritma ile tepki verir. Ne kadar link değişimi yaparsanız yapın Page Rank değeriniz “3″ limitinde takılır. Bu duruma genel olarak Google Bomb veya Google Wash adları verilir. Ayrıca Google böyle bir sistemin varlığını da resmen kabul etmiştir. (http://googlewebmastercentral.blogspot.com/2007/01/quick-word-about-googlebombs.html ve http://en.wikipedia.org/wiki/Google_bomb)

Peki “Google Sandbox” nedir?

Genellikle bir karışıklık olarak üstte bahsettiğimiz “Google Bomb” durumu kullanıcılar tarafından Sandbox ile karıştırılsa da, sandbox tamamen yeni bir sitenin Google tarafından güvenilir görülene dek gözaltında tutulması durumudur.

Diyelim ki, tamamen özgün içerikli, tüm standartlara uyan ve tamamı ile SEO işlemlerine tabii tutulmuş (spam hiç bir unsur bulunmayan) bir site hazırladınız ve Google’a kaydınızı tamamladınız. İlk başta baktınız ki siteniz istediğiniz arama kelimesinde bir anda ilk 20 sıraya yerleşti. Google bu durumda sitenizi daha sık incelemeye tabi tutacaktır. Bu durumu site ziyaret kayıtlarından takip edebilirsiniz. Aradan bir hafta geçtiğinde sitenizi bir anda ilk 10 sayfada çıkmamaya başlayabilir. Bu durum bir hafta ile bir ay arası süren bir süreçte devam edecektir genellikle. Tabii bu süre için kimse hiç bir garanti veremez. Bu süreç webmasterlar tarafından sitenin sandbox’a atılması anlamına gelir.

Sandbox kelimesi aslen antivirüs yazılımlarının bir dosyayı virüslü olup olmadıklarına dair kontrol etmek için harddiskte oluşturdukları korumalı bir alanda çalıştırmaları için ayrıdıkları yerdir. Tabii Google’da kendisine eklenen bir sitenin virüs gibi mi, yoksa düzgün mü çalışıp çalışmadığını kontrol etmek için bu tür bir sistem kullanınca kelimenin neden “Sandbox” olduğunu daha iyi anlatabilmişizdir umarım.


Pratik Yollardan Photoshop ile Türk Bayrağı Hazırlayalım

Written by h'ozerdem on Oca 17th, 2008 | Files under Eğitim, Web Tasarım

Bugün öğrencilerimden birine verdiğim Türk Bayrağı tasarlanması eğitimini paylaşayım istedim. Öncelikle Türk Bayrağı hazırlarken lütfen bayrağın oranlarına mümkün olduğunca dikkat edin.

Burada gösterilen kesinlikle Türk Bayrağımızın orjinalini hazırlamak bilgisini vermez. Ancak bu yolları kullanıp biraz daha üstünde detaylı çalışmayla orjinale yakın sonuçlar elde edebilirsiniz.

Read more..


BOSS GT-3

Written by h'ozerdem on Oca 17th, 2008 | Files under Kişisel Yazılar, Müzik

BOSS GT-3BOSS GT SERİSİ:
Gerçek amfilerden alabileceğiniz sesleri size çok ucuz bir maliyetle sağlıyor. bunu da COSM simulasyon sistemiyle sağlıyor;
Her ünlü gitar amfisi kendi özel soundunu içindeki değişik kombinasyonlarla dizilmiş tubelere ve diğer devre elemanlarına borçludur.. Piyasadaki bir çok amfi simülasyonu yapan cihaz simulasyonu, gitarın sinyaline, modellediği amlinin sinyalini ekleyerek yapar. COSM da ise Rolandın mühendisleri herbir devre elemanını izole etmişler daha gerçekçi bir modelleme yapmışlar. Sonra bu devre elemanlarını GT3-5-6 processorleri, çalarken sanal olarak orjinal amfinin devre şemasındaki gibi dizip, amfinin simulasyonun gerçekçiliğini arttırmışlar. Ama bu da yetmemiş, gerçek bir amfideki gibi devre elemanlarının birbirleri arasında yaptıkları interaksiyonu da simule etmişler…

Aynı gerçek amfide olduğu gibi simulasyonu yapılan amfinin volumü açıldığında, orjinal amfide meydana gelen drive, preampda da meydana geliyor. Bu da yetmemiş, simule adilen amfinin kabinini hoparlör büyüklüğünü me mikrofonlama çeşitlerini de simüle etmişler. İster direk kayıt için düşünün ister performans için, hatta kulaklıkla dinlerken bile süper gerçekçi ve canlı tonlar elde ediyorsunuz.

Read more..


Kültürümüz rencide olur mu?

Written by h'ozerdem on Oca 17th, 2008 | Files under Kişisel Yazılar, Öylesine...

Yılmaz ÖZDİL’in Sabah Gazetesinde yayınlanmış yazısından…

Le Coin ve King Fisher’ın önünden yürüyerek, Biletix’e gittim, Babylon’daki konser için Trakya All Stars Featuring Smadj’a yer ayırttım, sonra, The House Cafe, Princess Hotel ve Moviplex’in yanından Zara’ya çıktım, Schlotzsky’s Deli, Massimo Dutti, Nine West ve Mc Donalds’ın önünden, Burger King ve Marks&Spencer’ın olduğu tarafa geçtim, Lacoste ve Mango’ya baktım, üşümüştüm, Starbucks’a daldım, macchiato büyük geliyor, espresso tercih ettim, oradan D&R’ye girdim, Auto Show, Chip ve Cosmopolitan aldım , Crown Cafe, Veni Vidi ve Norht Shield’in önünden yürüyerek, New York Bagel Factory’e geldim, acıkmıştım, fast food severim, ayıptır söylemesi, Philadelphia cream cheese’li bagel ve üstüne pancake yedim, o sırada masada bulunan bir gazetenin Look ilavesine göz attım, alışverişin zamanı diyor, iyi fikir, taksiye bindim, kapısında Taxi yazıyor, önümde giden otomobilin arka camında da baby on board yazıyor, Fenerium’un önünden, Nautilus’un solundan geçip, Capitol’un oraya çıktık, trafik kilit, “oh my god” dedi şoför arkadaş, döndük mecburen, TEM’den gideceğiz , Incity, Kent Plus, Uphill, My World, Moontown, Diamond, Suncity ve Highpark’ın arasından köprüye çıktık, Mashattan sağımızda kaldı, biz sola döndük, Metrocity’nin önünde indim, ağız alışkanlığı “thank you” dedim şoföre, o da “see you” dedi bana, Metrocity’e girmedim , Harvey Nichols’ı merak ediyorum, Angelo Nardelli, Bally, Bashqua, Carnevale, Perigot, Haaz, Fornarina, So Chic, Patrizia Pepe, Swarovski, Scabal, Birkenstock, Cesare Paciotti, Furla, Shisly, Momtobe, Only, Mandarina Duck, Via Pelle ve Kaloo’ya şöyle bir bakıp, Harvey Nichols’a girdim, pahalı, daha bir halk tipi shopping center ‘a gideyim dedim, şöyle insanların gönlünce öldüğü, çocukların dövüldüğü falan bir yer, başka bir Yellow Taxi ‘ye bindim, radyoda Joy FM açıktı, şoför baktı ki bende Türk tipi var, Power Türk’e çevirdi, Sivaslı Hadise stir me up’ı söylüyordu, dinleye dinleye İstanbul’un biggest alışveriş merkezine geldim, Soleil, Dry, Fleor, Bernardo, Tchibo, De Facto, Jujube, Saffio, Best, Jump, Sun, Silver, Oxxo, Seven Hill, Evita, Bleu Petrol, Sunset, Oysho, Colors, Perspective, Lovesyou, Fever, Little Big, Ravelli, Red Apple, Next, Miss Trendy, Shoeroom, Lilies , hepsi çok güzel, Waly’de ayakkabımı boyatıp, Flower’dan çiçek aldım, Advantage Platinum’u yanıma almayı unutmuşum, Mastercard Gold ile ödedim, parayı öderken aklıma geldi, arada bir çalışıyormuş gibi yapmak da lazım tabii, işe geldim.

Bugün yazmak istediğim konu şu…
Eurovision’a yabancı şarkı sözü ile katılırsak, kültürümüz rencide olur mu?


Kime, Nasıl Bir İnternet Sitesi Yapacaksınız?

Written by h'ozerdem on Oca 15th, 2008 | Files under Web Tasarım, İnternet / Bilişim

İşyerimin olduğu şehir Antalya. Aslen İstanbul kökenliyim. Ancak bu şehre taşındığımda (Antalya’lılar alınganlık yapmaz umarım) müşteri potansiyelinin yıllar önce İstanbul’da karşılaştığım ilk müşterilerin tarzında olduklarını görmek rahatsız edici idi.

Öncelikle web tasarım işi yapıyorsanız ilk gereken çelik gibi sinirler olmalı. Zira konu hakkında fikri olmayan birisine konunun tüm teknik detaylarını mümkün olduğunca sade, yalın ve anlaşılır şekilde ifade edebilmelisiniz. Unutmayın sizin için CAT5 kablo denen şey telefon kablosundan hallice iken, bir başkası için “bu ne yahu” dedirtebilir.

Bir müşteri sizi aradığında asla telefonda direkt olarak fiyat vermeyin. Karpuz satan bir manav değilsiniz ki kilo bazında fiyat veresiniz. Yaptığınız iş tasarım ve yazılımı bir arada sunduğunuz bir hizmet. Bunun bedeli hizmeti verirken harcadığınız zamanla doğru oranda ölçülür. Hangi yazılımı kullandığınız, nasıl bir bilgisayarda yaptığınız, kaç sayfa tasarım yaptığınız önemli değildir. İşi ne kadar sürede ve ne kadar emek harcayarak yaptığınıza göre değişir fiyatınız. En ufağından, en büyüğüne kadar her internet sitesi bir projedir. Bunu asla aklınızdan çıkarmayın.

Mümkünse müşteri ile mutlaka yüzyüze bir görüşme yapın. Yanınızda bir dizüstü bilgisayarla yaptığınız işlerden örnekleri sunmanız avantajınıza olacaktır. Ayrıca görüştüğünüz kişinin bilgisayarına geçip işleri göstermek pek de hoş karşılanmayabilir. Dahası müşterinizin bilgisayarında olası bir bağlantı sorunu, demo CDnizi çalıştıramayan bir CD/DVD Rom sizin için eksi puan olabilir.

Görüşmelerinizde her şeye “olur”, “yaparız” gibi bir yaklaşımda bulunmak yerine müşteriye neden bu istekleri talep ettiğini sorarak daha detaylı bilgi edinebilir, sizin 3 boyutlu sanal tur olarak sunacağınız hizmet yerine müşterinizin basit bir resim galerisi istediğini ortaya çıkarıp maliyetleri düşük tutabilirsiniz. Dahası müşteri genellikle her gözüne hoş görünen özellik bir arada olsun gibi bir yaklaşımdadır, ancak maliyeti yükseltecek talepleri sıralarken fiyatın nerelere gideceğini düşünmeyebilir ve verdiğiniz teklifin çok yüksek kaldığını duyabilirsiniz.

Siteye video eklenmesi, 3 boyutlu sanal tur ve benzeri modül olarak sitelere ekleyebileceğiniz unsurlara standart fiyatlar verin ve görüşmede bu fiyatları belirtin. Özellikle katalogdan scan yapalım, şu firmanın resimlerini alalım gibi yaklaşımlarda bulunan müşterilere bu tür durumlarda karşılarına çıkabilecek kalitesiz imaj kullanımı, telif hakları sorunları gibi olumsuz gelişmelerin olası olduğunu baştan bildirin.

Özellikle forum ve portal gibi içeriği ziyaretçiler tarafından oluşturulan sitelerde çok dikkatli davranın. Foruma girip küfür dolu başlıklar açan, siyasi görüşlerini ortaya atıp gereksiz tartışmalar çıkaran, diğer üyelere sarkıntılık yapan, illegal içerikler yayınlayabilecek üyeler olabileceği olasılığını sakın gözardı etmeyin. Bu tür forum siteleri açılırken mutlaka sözleşmenize konuyla ilgili hiç bir sorumluluğu kabul etmeyeceğinizi, yükümlülüğün tamamı ile müşteriye ait olacağını belirten bir madde eklemeyi unutmayın. Özellikle bu tür durumlarda bu maddeyi koysanız bile adli mercilerin sizi de konu hakkında en masum ihtimalle soru yağmuruna tutacağını asla aklınızdan çıkarmayın.

Ayrıca forum vb hazır yazılım kullandığınız çalışmalarda siteye müşteri tarafından sonradan eklenecek modül, eklenti vb donelerin yaratacağı sorunlar konusunda da sadece müşterinizin sorumlu olacağını, yapılacak düzeltmelerin güncelleme veya bakım sözleşmesine dahil olmayacağını belirtin. İnanın bana bir gün bu dediğime dua edersiniz.

Asla template, hazır şablon gibi tasarımları kullanmayın. Hele çalıntı işlerden uzak durun. Bazı müşterilerin “şu sitenin aynısını istiyorum, logoyu değiştir yeter” gibi isteklerine biz bu tür çalışmalar yapmıyoruz demek size o an işi kaybettirebilir ama prestijiniz sarsılmaz. Blogda adı geçen bir şahısın firmamızı karalama kampanyasını açtığı forumda template site kullandığını belirttiğimizde düştüğü hale Allah kimseyi düşürmesin derim. Şu an ismine ait site bile kapalı durumda. Tabii cember.net gibi profesyonel bir platformda nasıl bir tepkiyle karşılaştığını umarım tahmin edebilirsiniz. İşin bir kötü yönü de, benim gibi bir rakibiniz varsa direk olarak yaptığınız referans sitenin şablondan çaılntı olduğunu müşterinizin öğrenmesi ve işi kaybetmeniz olgusuyla karşılaşabilirsiniz.

Sitelerinizi standartlara uygun hazırlayın. Gereksiz GIF animasyonlar kullanmayın. Kimse 15 dakikada açılan bir sitede kanatlarını çırpan şirin bir meleği görmek için beklemez. İlla animasyon hazırlayacaksanız Flash veya zor geliyorsa muadili yazılımlardan (basitliği ile tavsiyem Swish olacaktır) birisini kullanın. Mutlaka bu animasyonlarınızda da loading script kullanmayı unutmayın.

Anlamsız Java appletlerden, gereksiz div karmaşalarından uzak durun. Unutmayın. Sade olan güzel olandır. Şu an görüntülediğiniz blog sitenin şablonu (milo tarafından yapılmış, bizim tarafımızdan da biraz üstünde oynanmış hali) temelde 3 tane imajdan oluşmakta.

Müşterinize içeriğin önemini anlatın. Bir çok müşteri içerik yönünden şundan çalayım, bundan çırpayım der. Size gönderdikleri metin bir yerden çalıntı ise ve o metinde firma ismini değiştirmeyi unutmuşlarsa, değiştirmeden atın metni siteye. Göreceksiniz 1 saat içinde telefon gelecektir size. Sitede neden bizim ismimiz geçmiyor diyeceklerdir. Belirtin durumu. Sakın çekinmeyin. Yollayacakları bilginin sorumluluğu her zaman müşteriye aittir. Ek ücreti ödenmedikçe siz kimsenin reklam metni yazarlığını yapmıyorsunuz.

Site tasarımının başlangıç tarihi size tüm bilgilerin teslim edildiği gündür. Size hiç bir bilgi vermemiş bir müşteriye ne sunmayı düşünüyorsunuz ki?

Mutlaka ön ödeme alın. Bir çok webmaster arkadaşımızın yedikleri kazıkları hüzünlü ifadelerle anlattıklarını görürüz çevremizde. Ön ödeme almadan, sözleşme yapmadan iş yaptığınızda alamadığınız ödemeler hüzünlü birer anı olarak kalır çevrenizde.

Müşterinizle yazışmalarınızı ve mesajlaşmalarınızı mutlaka kayıt altında tutun. Özellikle e-posta mesajlarınız olası bir hukuki anlaşmazlıkta net birer delil olacaktır.


Iron Maiden Havayolları ile İyi Uçuşlar!

Written by h'ozerdem on Oca 14th, 2008 | Files under Haber / Yorum, Kişisel Yazılar, Müzik

Sonunda hakettiği bir turu düzenliyor ilk dinlediğim heavy metal grubu olan Iron Maiden. Benimle aynı yaşlarda olan bir çok metal fanının ilk gözağrısı olan bu grup sonunda Aces High ve Flight of Icarus gibi parçalarından esinlenmiş olacak ki, yeni turnesine tamamen kendileri için özel olarak tasarlanmış uçakları ile çıkacaklar.

Uçağa isim koymak için düzenlenen yarışmada menajer Rod Smalwood’un açıklamasına göre 2000′den fazla başvuru yapılmış ve en uygun isim olarak “Ed Force One” seçilmiş. Bu uçak yeni turneleri olan ‘SOMEWHERE BACK IN TIME’ World Tour 2008′de kullanılacak.

The ‘SOMEWHERE BACK IN TIME’ World Tour 2008 üç bölümden oluşmakta. Konserler Hindistan, Japonya, Kuzey Amerika, Orta ve Güney Amerika gibi ülkelerle 5 kıta da seçilen 20 farklı şehirde yedi hafta boyunca sürecek ve Şubat’ta başlıyor. Ardından Avusturalya konserlerine geliyor.

Tur, Kuzey Amerika’dan konserlerle devam edecek ve üçüncü kısmın da bitmesinden önce hemen hemen Avrupa’nın bütün büyük stadyumlarında festivallerinde konserler düzenlenecek. Tur sırasında grup 1,5 milyondan fazla kişiye ulaşmayı hedefliyor ve turda neredeyse 100,000 mil yol kat edilecek.

Read more..


İnternet Sitenizi Kime Yaptıracaksınız?

Written by h'ozerdem on Oca 14th, 2008 | Files under SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

Nedir bir internet sitesi?

Firmanızı tanıtan gazete ilanından hallice bir unsur mu? Ego tatmini yapacağınız bir sayfalar silsilesi mi? Oradan buradan yazıları çalıp çırpıp hiçbir orjinalliği olmayan yazılar güruhu mu?

Değildir efendim. DEĞİLDİR! Bir internet sitesi firmanızın tanıtımında en ön plandaki unsurdur. Zannediyor musunuz görüşmelerde bıraktığınız dosyaların her satırı okunuyor, veya bıraktığınız CD lerin tamamı izleniyor? Açık söyleyeyim bir çok ziyaret ettiğim firmada kullanılan karalama kağıtları görüşme sonraları bırakılmış olan yazışmaların arka sayfalarından oluşuyor.

İnternet siteniz her daim müşterilerinize açık bir dükkanınızdır. Tabii dükkanı nasıl hazırlayacağınız da tamamen sizin seçiminize kalmaktadır. Ne istiyorsanız, veya ne kadar fikir edinebildiyseniz o kadarını sunabilirsiniz müşterilerinize. Bu nedenle dükkanlarınızı iyi döşemeniz temel önceliğinizdir.

Read more..