Metallica konseri, Zaman gazetesi, Güngören olayları…

Written by h'ozerdem on Ağu 5th, 2008 | Files under Kişisel Yazılar

Arabamla bir iş görüşmesine gidiyordum. Bir yaz günüydü ama siyah t-shirt ve kot pantolonum ile bindim arabama. Sene 90ların sonlarıydı. 10 seneden fazla geçmiş yani. Erenköy’deki büromdan çıktıktan sonra Ethemefendi Caddesi’nde bir çevirmede polis memurunun aklıma kazınan sorusunu unutamadım o günden beri…
“Satanist misin?”
Öyle anlamsız bir soruydu ki… Evet desem içten olup olmadığımı neye göre bilecekti karşımdaki kişi? Hayır desem yalan söyleyim söylenmediğini nasıl anlayabilirdi ki? Satanizm sadece siyah giymekle mi olunuyordu?
“Elhamdülillah müslümanım…” dedim kendisine. “Tamam, geç!” dedi ve gittim. (Bu arada soracak olursanız evet, “elhamdülillah Müslümanım”)

20 - 30 yaş arası bir çok kişi hatırlayacaktır o dönemi. Bir kaç kendini bilmez şeytana tapma ayini düzenlemiş ve birilerini katletmişlerdi. Bu iğrenç ötesi olaydaki suçluların şeytana tapan kişiler olduklarını belirtmeleri benim gibi bir çok rock ve metal müzik dinleyeni de “satanist” damgası ile suçlanır duruma düşürmüştü. Peki bu dönemde olan bir yanlış anlaşılma halen devam ediyor mu derseniz “Evet” demek zorundayız.

Zaman Gazetesi’nde “Ali Bulaç” isimli yazarın yazdığı şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Yazıdan bazı incilere dikkat çekmek gerekirse.

İstanbul’un göbeğinde, Ali Sami Yen’de Metallica adlı müzik grubu bir konser verdi. Türkiye’nin her tarafından 40 bin kişi toplanmıştı. Programın başlamasından 15 dakika önce, konserin verildiği yerden birkaç km ötede, yani Güngören’de cesetler parçalandı; kol bacak havaya uçuştu. Bu laik, ateist, agnostik, aczmendi müsveddelerinin de umurunda olmadı. Transa geçmiş vaziyette kafalarını sallamaya devam ettiler; tepindiler; kendilerine özgü ritüelleriyle satanizmden ödünç tapınmalar yaptılar. İçtiler, bağırdılar, gürültüyü bastıran gürültü cinsinden müzikleriyle İstanbul semalarından arşa yükselen çığlıkları, bedenleri parçalanan masum insanların feryatlarını bastırmaya çalıştılar.

Öncelikle bir cevap verilmiş. Metallica konserinin organizatörü “Cengizhan Yeldan” kardeşimiz haklı olarak cevap hakkını kullanmış. Buradan okuyabileceğiniz cevapta gerekenler söylenmiş ancak kendi adıma hala söylemek istediklerim var.

Ali Bey 40bin kişiyi “laik, ateist, agnostik ve aczmendi” olarak belirtmiş ve bu özelliklerle müsvedde olarak suçlamışsınız. Öncelikle laikliği bir acizlik, bir müsveddelik için sebep göstermeniz konusunda yorum yapmaya bile gerek görmüyorum. Yazınızda belirttiğiniz üzere muhtemelen şekeriniz yükselmiş olacak ki dediklerinizin nerelere gittiğini düşünmemişsiniz. Ancak devamında transa geçmiş şekilde kafa sallayan kişilerin, satanist ritüellerden alıntı yaparak tapınmalar yaptıklarını belirtmişsiniz ki, bu durumda Afrika’da bir çok kabile, Türkiye’de bir çok dini grup hala bu şekilde kafa sallıyor. Onlar da mı satanist? Her kafa sallayan, her Metallica veya benzeri metal grupları dinleyen satanizmden mi etkileniyor? İlla bu şekilde konu hakkında bilgisi olmayan insanları “linçe teşvik edecek şekilde” yönlendirmek kimin haddine düşmüş?

Geçiniz bunları efendim. Olaydan haberdar olmayan o 40bin kişilik kitleyi haberdar edin bakalım, nasıl tepki vereceklerdi.

Lütfen her köşesi olan yazar, bu köşenin nasıl bir ağırlığı olduğunun farkına varsın artık!

Linkler

Ayrıca bir ek olarak duman6.gen.tr sitesinden Ali Bulaç’a gönderilmesi düşünülen yazılar şu şekildedir.

27 Temmuz günü sizinde bildiğiniz gibi memleketimizde hiçbir zihniyetin hoş görmeyeceği vahim bir terör olayı yaşandı. “Sözün bittiği yer!” başlığı ile yayınladığınız yazınızda da dile getirdiğiniz gibi bu işten çıkarı olanlar ve haz duyanlar oldu. Hatta bizzat bizimle aynı dili, dini ve toprağı paylaşan insanlardan umursamayanlarda oldu. Ama üzülerek söylemeliyim ki yazınızda bu kesime dahil ettiğiniz insanların bir çoğu düştükleri bu durumdan oldukça rahatsız oldu. Cumhuriyetin değişmez niteliği olan laikliği bir aşağılama ifadesi olarak kullanarak hedef gösterdiğiniz genç kesim de onlardan biri. Bu yazıyı size yollamamızın amacı sizin gibi okumuş ve bizlere örnek olması gereken bir yazarın bu niteliği aşağılayıcı bir ifade gibi kullanması ve bu tür konularda yurdumuzda ki çoğu kesimden daha tepkili olan biz genç kesimi müşkül duruma düşürmenizdir. Anayasamızda belirtildiği gibi cumhuriyetimizin değiştirilemez bir niteliği olan laikliği bir utançmış gibi göstermeniz kabul edilemez bir gaflettir. Ama yinede amacımız sizi yargılamak değil onun yerine rock ve metal dinleyen insanlara karşı göstermiş olduğunuz önyargıyı duruma açıklık getirerek ortadan kaldırmaktır.

Bu önyargıya maruz kalan metal ve rock müzik dinleyecisi kesim için bu tür durumlar alışıla gelmiş bir olay artık. 1999 yılında meydana gelen satanizm cinayetinden sonrada buna benzer bir fişleme operasyonu başlatılmıştı. Siyah giyen herkes satanist damgası yiyerek gözaltına alınmıştı hatırlarsanız. Ama daha sonrasında aynı yıl meydana gelen 17 Ağustos depreminde müşkül duruma düşen vatandaşların unutulmaması için yürüyüş düzenleyen insanlar yine aynı gözaltına alınan kesimden insanlardı. Tabi bunlarda balık hafızasına sahip memleketimiz insanları için geçmişte bir anı olarak kaldı ve öylece konu kapandı. Aradan yıllar geçti ama göstermiş olduğunuz tavırdan belli oluyor ki metal ve rock müzik dinleyen bizlere karşı önyargılar hala değişmemiş. Eğer yazarlık ve düşünür kimliğiniz ile imkanlarınızı kullanarak metal ve rock dinleyen kesimi biraz olsun araştırırsanız aslında olayların hiçte göründüğü gibi olmadığını sizde anlayacaksınızdır.

Emin olun ki bombalı saldırının gerçekleştiği saatte Metallica konserinde olan insanların hiç biri konser çıkışında bu olayı öğrendiklerinde tepkisiz kalmadı. Belki fiili olarak bir tepki gerçekleşmedi ama internet ortamına bakarsanız rock ve metal forumlarında bu olayın şiddetle kınandığına sizde şahit olursunuz. Aynı durum arkadaş ortamlarında da dile geliyor elbette. Bu durumu sadece terör saldırısı üzerinden değil de daha geniş çaplı ele alırsak Metallica veyahut başka grupların aslında dünya genelinde bu tür olaylara ne kadar duyarlı olduklarını yaptıkları parçaların sözlerinden anlayabiliriz. Burada bu tür örnekleri uzun uzadıya yazabiliriz elbette ama inanıyoruz ki sizde araştırarak hepsine ulaşabilirsiniz. Bu yazıyı sizden bir özür beklediğimiz için yazmıyoruz tek isteğimiz lütfen ön yargınızı bir kenara bırakıp rock ve metal müziğini hakkettiği ölçüde araştırın ve bahsettiğiniz o umursamaz gençliğin aslında yaşlarından çok daha büyük sorumlulukları yüklendiğinin farkına varın lütfen.

Bütün bunları okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederiz ve yazarlık hayatınızda başarılar dileriz.

Diğer yazı ise şu şekilde;

27 Temmuz günü Türkiye teröre bu kez 17 can ile boyun eğmek zorunda kaldı.Bu boyun eğişlerin sadece görünen tarafıdır.Doğu illerinde bu durumlar hergün gerçekleşmektedir.Ama bir Şırnak’taki can kayıpları bu patlama kadar popüler olamamaktadır.Aslında popüler kelimesi bu konu için yanlış bir kavramdır ama anlatmaya çalıştığımız kesime tam uymaktadır.

Yazıda duyarlılıktan bahsedilmiş.Duyarlılık İstanbul gibi bir şehir patlamasına ,elinde kumandayla haber izleyip, ertesi güne yorum yapıp, duyarsızlık şuçlamasını başkalarına yüklemek değildir.O anki duyarlılık, gidip oradaki can kayıplarının ailelerini teselli etmektir.Veya her yazının altına konu ne olursa olsun minikte olsa teröre karşı bir gönderme yapmaktır.

Bu terör felaketi yalnızca 27 Temmuzda yaşanmamıştır.Doğu illerinde sabah bakkal diyerek ekmek aldığınız kişi gece siyah peçeleriyle onlarca can almakta, buna dayanamayan Türk gençleri daha iyi bir yaşam için insan tacirlerinin eline düşmektedir.İşte duyarlılık bu olanları halka herzaman gösterebilmektir.Olup biten bir durumun ardından, hiçbir şekilde o an da patlamadan heberi olamayacak bir kesime insan müsfeddesi diyerek olmaz.

Evet bu tepki o müsfedde kesiminden geliyor size.Aylar önce ayarlanmış bir konserin o güne denk gelmesi evet çok da iyi bir durum değildir.Ama haklı gürültünün içindeki habersiz insanlara müsfedde diyebilme hakkını hiçkimseye vermez. Konserin kapı açılışı 15:00 dır ve o saatten sonra sizin tabirinizle gürültü başlamıştır.Bunun üstüne de fazla bişey söylemeye gerek yoktur.Ki sizin ataist diyerek bahsettiğiniz kesim bu durumlara ülkemizdeki birçok insandan daha duyarlı ve sizin aksi düşüncenize rağmen daha inançlıdır.Minik bir gözlem ve araştırma anlamanıza yetecektir.Bu insanlar hakkında bişeyler kesip kan akıtmak gibi örnekler düşünecek olursanız da o durumlar inançla değil tamamen insanın akli dengesine bağlıdır.Bu insanlara tavrınızı böyle bir olayı kullanarak veryansın etmeniz, sizin de bu kötü duruma beslediğiniz duyarlılığın boyutunu göstermektedir.Bu patlamalar milletin huzurunu kaçırmak içindir ve sizin bu tutumunuz amaçlarına ulaşmalarına yardımcı olmaktadır.

Gazetecilik bu gibi durumlarda halkın bütünlüğünü sağlayabilecek, acıyı deşip o insanları daha da üzebilecek yazılardan kaçınmak olmalıdır.Her türlü kesime önyargıda bulunup, insanların yalnızca görünen profillerini kullanıp, bir halkı birkaç parçaya ayırmaya yardımcı olmak değildir.Bunu gazeteci ünvanı olmayan birçok insan yapabilme kapasitesine sahiptir.SAYGILAR!

Yazıların orjinal halleriniz duman6.gen.tr sitesinde görüntüleyebilirsiniz.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • De.lirio.us
  • Technorati
  • Furl
  • Slashdot
  • Live
  • Spurl
  • co.mments
  • Gwar

Atatürk’ü seviyorum…

Written by h'ozerdem on Ağu 2nd, 2008 | Files under Haber / Yorum, Kişisel Yazılar

http://www.hakanozerdem.com/2008/06/17/ataturku-seviyorum-humeyniyi-iplemiyorum-sacmalayanlari-sevmiyorum/ adresinde yazdığım yazıya yakın bir makaleyi paylaşmak istedim…

Cahil bir Kemalizm peşinden çocuksu bir sevdayla koştuğumuz sürece “Atatürk’ü seviyorum, Humeyni’yi sevmiyorum” oyunu “Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum”dan dolanıp başa geri döner

14-15 Haziran tarihlerinde Santralistanbul, “Geçici İşgal” altındaydı. Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi tarafından organize edilen etkinlikteki yedi performanstan biri olan “Sessiz Duruş”, Damla Hacaloğlu’nun tasarlayıp yönettiği tek kişilik bir gösteri. Latife Hanım’ın Atatürk’e verdiği sözden dolayı bir ömür boyu bozmadığı suskunluğunu konu alan teatral dans gösterisi, kadının Türk toplumundaki yerine tarihsel bir eleştiri olduğu kadar geniş anlamda “Kemalizm”i de sorguluyor. Latife Hanım, Tuğba Özkul’un bedeninde, seyirci konumundaki bizlerin arasından süzülüp geçerken, ona dikte edilen sözlerle bir irkilip bir sevinirken, belleğin çocuk kalmış tarafındaki Atatürk hayali, laik demokratik Türk Cumhuriyeti ideası, erkeksi bir rasyonalite ile sarsılıyor. “Sen Latife değil Latif’sin çocuk” diyor bir ses ve bir ışık halkası beliriyor Latife Hanım’ın üzerinde. Latife, bir komutanın ya da bir devlet adamının yareni olarak değil, Mustafa Kemal’in karısı olarak seviniyor bu tatlı sözlere. O sandelyesinde zevkle yayılırken sevgiyle sarhoş, ben de yumuşuyorum birden “latif” olan benmişim gibi. O güne kadar Atatürk’ü kişi olarak yüceltmiş, ona bir devlet adamından çok daha fazla anlam yükleyerek kaşını, gözünü, giyinişini, duruşunu yüreğime mıhlayarak onun sevgilisi, çocuğu, akrabası saymıştım kendimi. Latife Hanım’dan bir farkım yoktu: “Ey Türk gençliği” hitabesi altında büyümüş, modernleşme yolunda ilerledikçe güzel sözler duymayı bekleyen bir çocuktum. Amerikalıların sıkça ürettikleri süper kahramanları varsa benim de Atatürküm vardı, tek ve ölümsüz. Latife Hanım’ın tutkusu anlaşılır; Atatürkle 2,5 yıl hayatını paylaşmış, onun karısı olmuş ve kendi isteğiyle hatırasına ölene dek sadık kalmış. Ben ise hiç tanımadığım birinden süperkahraman yaratmış, onu hikâyelerle büyütmüştüm. Atatürk’ün etten kemikten bir insan olduğunu hiç düşünmemiş, onu Hollywood’un seri üretim parlak oğlanlarıyla bir tutmuştum. Süper kahramanıma hayran, ben de “Kemalizm hastalığı”na yakalanmıştım.

Kazanova mı, idol mü?
Atatürk’ün hata yapamayacağı ve bu nedenle de eleştirilemeyeceği üzerine kurulu çocukca bir hastalıktı benimkisi. Hayalimdeki kahraman hayatın her alanında özgürlükçü ve eşitlikçiydi; doğruları siyah-beyaz ayrımı kadar keskin. Özkul’un performansı boyunca arka planda yankılanan, Kadim Yaşar tarafından seslendirilen, Atatürk’ün sözleri ise durmadan çiziktirdi bu mutlak kahramanı. Latife Hanım’ın devlet işlerine karışma, siyasi masalarda yer alma hevesi karşısında verilen “belki biraz eski kafalıyım ama evimin düzeni bozulsun istemem” çizgisindeki hükmedici tepki Latife Hanım kadar beni de çileden çıkarttı. “Ben kıskanç bir adamım, çok güzel bir kadınla zaten evlenmem” sözleri ise tanıdık gelse de bir zayıflık ve korkaklık belirtisi olarak yankılandı beynimde ve kendimi Atatürk’ün asla böyle basit bir mantıkla karar vermeyeceğine inandırmaya çalıştım. “Fikriye de büyümüş, serpilmiş, çok güzel kız olmuş” sözleri ise kanımı dondurdu; idolüm birden, iki kadının da gururunu hırpalayan bir kazanovaya dönüştü.
Alınacak ders ne olmalı peki? Atatürk’ün ikiyüzlü oluşu mu, aslında o kadar da modern olmayışı mı? Hayır, birçok kesimin iddiası bu olsa da, gerçek cevap asla bu değil. Çözüm de cevap da artık bu çocukluktan kurtulmanın gerekliliğinde. Ata’mızı romantize edilmiş bir kahraman olarak değil rasyonel ve sağduyulu bir lider olarak görmemiz gerekiyor. Atatürk, bir görev adamıydı. Görevi çok yüceydi, fakat çok da zorluydu. Kemalizm ideolojisinin de temelinde olan bu görev, Türk bağımsızlığını korumaktı; Atatürk de bu yolda sadece bir elçi. Bizlerin de görevi kişisel tercihlere takılmadan, kısacası şu günün imaj kaygısına kapılmadan tarihi öğrenmek ve fikirleri yaşatmaktır. Belki biz bu olgunluğa ulaşır, hastalığımızı üzerimizden silkelersek Latife Hanım’ın da yayınlanmaya uygun bulunmayan günlükleri su yüzüne çıkar. Cahil bir Kemalizm peşinden çocuksu bir sevdayla koştuğumuz sürece “Atatürk’ü seviyorum, Humeyni’yi sevmiyorum” oyunu “Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum”dan dolanıp başa geri döner.

İLKİM İPEK KURAN
Binghamton Üni., Ekonomi

 http://www.radikal.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=884820 adresinden alınmıştır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • De.lirio.us
  • Technorati
  • Furl
  • Slashdot
  • Live
  • Spurl
  • co.mments
  • Gwar

Metallica konseri ardından…

Written by h'ozerdem on Ağu 2nd, 2008 | Files under Kişisel Yazılar, Müzik

27 Temmuz’da Metallica konseri de geldi geçti. İlkinde backstage görevli olmanın keyfini yaşamıştım, bu konserinde en az ilki kadar iyi geçtiğini biliyorum.

Konserle ilgili medyada çıkan bazı komik haberler olmadı değil. Hele de Metallica grubunu “meteliga” olarak telaffuz eden haber spikeri sağolsun epey güldük sayesinde.

Konserle ilgili bir çok resim facebook’da paylaşımda. Fazla aramakla uğraşmak istemeyenler için buradan buyrun.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • De.lirio.us
  • Technorati
  • Furl
  • Slashdot
  • Live
  • Spurl
  • co.mments
  • Gwar

Antalya - Ayvalık yolculuğu…

Written by h'ozerdem on Tem 20th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Kişisel Yazılar, Öylesine...

yol-haritasi.jpgAyvalık’a giden yol fazla uzun değil, bir gece koşumu gidiyorsunuz tabii duraklamak için şirin ve sevimli mekanları da göz ardı etmemek lazım.

Antalya’dan yola çıkacaksanız, hele de yaz aylarının ortasındaysanız gece yolculuğu tavsiyem olacak, hatta gecenin serinliğinde gitmenin tadına doyulmuyor.

İlk olarak Korkuteli’ni geçeceksiniz. Korkuteli’nin içinde dilerseniz bir çay içebilirsiniz, ancak tavsiyem Korkuteli’ni 10 dk geçtikten sonra sağda göreceğiniz gözlemeciler olacak. Gecenin yarısında bile size güleryüzleri ile bir sıcak çay ikram etmeleri içinizi ısıtacaktır. Korkuteli öncesi ve sonrası tırmanma şeritlerine dikkat!

Yola devam ederken dilerseniz Acıpayam’da duraklayabilirsiniz ancak biz maskotumuz Nil’in uykusunu bölmemek adına yolumuza devam ettik.

Serinhisar üzerinden Denizli’ye devam eden yolda keyifli bir sürüş sizi bekleyecek. Denizli yakınlarında belirli yerlerde radar kontrolüne dikkat etmenizi tavsiye ederim. Denizli’ye girmeden güzergahınız üzerinde manzarası güzel bazı restoranlar bulunmakta. Bir çöp şiş molası tavsiyemdir pişman olmazsınız.

Alaşehir üzerinden Salihli’ye vardığınızda iki seçeneğiniz var. Ya rahat bir yol olsun diyerek İzmir üstünden devam edebilir, veya daha eski bir yol olan Gölmarmara güzergahını tercih edebilirsiniz. Bu yolun başlangıcında köprülere dikkat. Tek araç sığabilecek köprüler gibi eğlenceli unsurlar ile 20 km kadar bozuk satıhda gideceksiniz. Ancak devamı kaymak gibi asfalt olmasa da keyifli bir yol. Özellikle eski zaman yolculuklarını özleyen benim gibiler için ideal bir güzergah seçmiş olacaksınız.

Akhisardan sonra Kırkağaç, Soma, Kınık güzergahı ile Bergama’ya kadar eski ancak sürüş ve manzara yönünden keyif verici bir yoldan gideceksiniz. Bergama’ya vardıktan sonra geniş bir otobana ulaşıyorsunuz.

Nedendir bilmem bu otoban olgusu bana sıkıcı gelir ve devamlı bir an önce bitse düşüncesi ile gaz pedalını biraz zorlarım. Bergama, Dikili ve Ayvalık hattı sizin için de bu şekilde geçecek büyük ihtimalle.

Tavsiyelerim:
- Yaz ayları içinde gidecekseniz gece yolculuğu hem sizi hem de otomobilinizi daha az yoracaktır.
- Direksiyonuna güvenmeyenler için Salihli’den sonra İzmir üzerinden devam etmek daha iyi bir seçenek olacaktır.
- Özellikle Acıpayam, Alaşehir ve Salihli dolaylarında radar kontrolüne dikkat.
- Sarıgöl, Alaşehir hattı arasında yolda karşınıza tilki, tavşan gibi bazı sevimli dostlar çıkabiliyor. Aman dikkat edelim.
- Gölmarmara, Akhisar yolunu tercih edenlerin fazla gaz pedalına yüklenmemelerini tavsiye edebilirim. Virajlarda oldıkça fazla kör nokta ile karşılaşabilirsiniz.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • De.lirio.us
  • Technorati
  • Furl
  • Slashdot
  • Live
  • Spurl
  • co.mments
  • Gwar

İnternet Psikolojisi ve Bağımlılık

Written by h'ozerdem on Tem 7th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Kişisel Yazılar, İnternet / Bilişim

İnternet Psikolojisi ve BağımlılıkDünyanın yeni bağımlılığı internet. Biz çocuklarımızı sigara, uyuşturucu ve alkol bağımlılığından korumaya çalışırken bu yenilik (aslında uzunca bir süredir varolan bir olgu) oldukça düşündürücü.

Peki nedir internet bağımlılığı. Bir kaynakta aynen şu şekilde özetlenmiş;

“Bilgisayar başında çok fazla zaman harcanması ve bu durumun kullanıcıda, kişisel sıkıntı yaratması.”

Bu bağımlılık genellikle bireysel iletişimde ve çalışma hayatında problemler yaratmakta. Binlerce kişi günümüzde vaktini MSN Messenger ve benzeri yazılımlar ile chat yaparak, internette sörf yaparak ve oyun oynayarak geçirmekte. Destek verdiğimiz bir çok kuruluş elemanlarını çeşitli yazılımlarla takip ettirmekte ve inanın elimize geçen günlük raporlar hiç iç açıcı değiller.

Genel kanı olarak insanların interneti tam amacında kullanmadığını belirtebiliriz. Hoş amaçlarla sonuçlar genelde birbirinden çok uzak kalır insan doğasında fakat bu konuda durum daha da değişik. Araştırmalara göre insanlar internet alışkanlıklarını devam ettirebilmek için arkadaşlarını, işlerini ve hatta ailelerini ihmal ediyorlar. Dahası olmadıkları kişilikler edinip bu kişiliklerin yansımalarını hayatlarında da sürdürmeye çalışıyorlar. Varın siz düşünün sonuçları.

Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan bir araştırmaya göre günlük 4 saatten fazla internet kullanımında bulunan kişilerin beyinlerinde dopomin maddesinin daha fazla salgılandığı tespit edilmiş durumda. Dopomin maddesinin aynı şekilde fazla salgılanması kumar bağımlılarında olmakta. Dahası bir çok psikiyatri dergisinde yayınlanan çalışmalar aşırı internet kullanımını, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, kişilik bozuklukları gibi ruh hastalıkları arasında göstermekte.

Halen Amerika Birleşik Devletleri’nde bilgisayar bağımlıları için bir çok rehabilitasyon merkezi bulunuyor. Gününün büyük bölümünü internette geçiren kullanıcıların yardım gördüğü bu merkezlerin açılması da boş yere değil. Psikolog Kimberly Young’a göre aşağıdaki kriterlerden dördünü veya daha fazlasını bulunduran kişiler bağımlı internet kullanıcıları olarak sınıflandırılıyor;

  • Internet’te çok fazla zaman harcadığını hissetme
  • Doyuma ulaşmak için Internet’i daha fazla süre kullanma ihtiyacı duyma
  • Internet kullanımını kontrol edememe
  • Internet kullanımına son verdiğinde veya kesmeye çalıştığında kendini rahatsız ve sinirli hissetme
  • Internet’i, sorunlardan kaçmak veya karamsar ruh halinden kurtulmak için kullanmak
  • Internet kullanımının derecesini gizli tutmak için aileye veya arkadaşlara yalan söylemek.
  • Internet yüzünden tehlikeye atılmak veya önemli bir ilişkiyi, işi, eğitim veya kariyerle ilgili bir fırsatı riske atmak.
  • Internet’e bağlanmadığında içe çekilme, depresyon ve sıkıntı seviyesinde artış
  • Tasarladığından daha fazla süre Internet kullanma

Peki bağımlı mısınız?

En kolay kontrol için tavsiye edilen şu yol. Bilgisayar monitörünüzü kapayıp monitördeki yansımanıza bakın. Ardından günün ne kadar vaktini bu şekilde geçirdiğinizi düşünün. İşyerinizde internet başında geçirdiğiniz saatlere rağmen evinize gider gitmez bilgisayarınıza saldırıyorsanız bağımlılığınız tehlikeli seviyede bulunmaktadır.

Anne babalar için çocuklarının bağımlılığını kontrol etmek için bazı önerilerimiz de var. Aşağıdaki gözlemleri uygulamanızı tavsiye ederiz;

  •  Okula geç kalmasına rağmen bilgisayar başından kalkamama,
  • Aksatmadan her gün internete girmek, girdikten sonra uykusuz kalma pahasına kendini oyundan alamamak
  • Gerçek dünyadan kopup arkadaşlarıyla beraber olmak yerine internette sohbet odalarında sanal arkadaşlıkları tercih etmek,
  • Yemek yemeye giderek daha az zaman ayırmak veya bilgisayar başında bir şeyler atıştırmak,
  • Bilgisayarda çok fazla zaman harcadıkları halde bunu inkar etmek.

Düşündürücü olan diğer bir konu ise 2002′de Türkiye Bilişim Fuarı Raporu. 7-15 yaş arası çocuk ve gençlerin %90 gibi bir oranı interneti sadece eğlence amaçlı kullanmakta. Bu durumun bir başka vahim yansıması ise gençlerin fiziksel egzersiz ve sosyal aktivitelerden uzak kalmaları ile düzensiz beslenme şeklinde olmakta. Tabii karpal tünel sendromu, boyun kaslarında tutulma, uyku düzensizlikleri ve görme kayıplarını da ekleyebiliriz. Tabii ruhsal olarak kişinin daha saldırgan, anlamsız hareketlerde bulunması, her olayı internet üzerinden çözmeye çalışması ve gerçek ortamda yapamadığı bir çok şeyi sanal ortamdaki hayali karakterinde bulunan bir özelliği olarak göstermeye çalışması da eklenebilir.

İnternet psikolojisi uzmanı Dr. Adam Joinson, “Konuşurken birçok duygumuzu vücut diliyle anlatırız. Ancak yazarken tüm duygularımızı daha yoğun ifade ederiz. Bir klavyenin karşısında cinsel konuları açmak daha kolay” demekte. Özgür mekanımız olan zihnimizde istediğimizi düşünür ve hatta yaşarız ancak hiç bir baskı ile karşılaşmaz veya hesap vermek zorunda kalmayız. Hayal gücü sınırsız özgürlüğün yeridir yani. Bu özgürlüğün diğer mekanı olarak bir çok kişi interneti görmektedir. Gerçek hayatta yaptıklarınızın, söylediklerinizin muhakkak bir karşılığı vardır. Ancak sanal ortamda bilgisayarın başına geçilir, istenen kişiye tüm hakaretler edilir ve bilgisayar kapatılır. Ne bir karşılık verilebilinir, ne de bir cevap hakkı vardır ortada. Tabii bağımlı ve sorunlu olmanın temel ögelerinden birisi burada ortaya çıkmaktadır.

Çeşitli sorunları olan insanlar en çok sanal ortamda rahatlamaktadırlar. Burası bir gerçek. Ne yazık ki bu tür kişilerle hepimiz çeşitli zamanlarda muhatap oluruz.  Gerek sosyal içerikli sitelerde, gerek yazışmalarımızda.

Neden mi?

Sanal ortamda denilenlerin karşısında bir söylemle karşılaşsanız bile önemli değildir. Hatta gerçek hayatta bir insanın yüzüne karşı söylemekten çekinilen kelimelerin en çirkinlerini bile söylenir, mesnetsiz atıflarda bulunulur ve bağımlılığın, kişilik bozukluğunun karşılığı olan davranışlar ortaya çıkar.

Peki sanal ortamda bu tür davranışları neler cazip kılar?

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare’a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.”

İnternet ortamında kendisini şair olarak tanıtan şemsiye tamircilerini yoğun olarak görebilirsiniz. Özellilkle forumlarda konu ile ilgili hiçbir gerçekçi ve bilimsel bilgisi olmadığı halde kendini konu uzmanı olarak tanıtan ve diğer insanlar tarafından onaylanan  bu karakterler, internetin güvenirliğinde bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşin ilginç noktası bu yalan yanlış bilgiler kısa sürede internet aleminde  kabul görmekte, onaylanmaktadır. Peki bu nasıl gerçekleşmektedir? Bir arkadaşınız size bir zürafa resmi gösterse ve bunun bir zebra olduğunu söylese ne tepki gösterirsiniz? Tabii ki itiraz kaçınılmazdır. Ama sosyal psikoloji, ortadaki görüşü destekleyen insanlar çoğaldıkça itirazın azaldığını söylemektedir. Etrafınızdaki 30 insan, size gösterilen zürafanın, zebra olduğunu söylediğinde çoğu insan bunu onaylar. 1953 tarihinde Solomon Asch tarafından yapılan bir deneyde tahtaya farklı uzunluklarda çizgiler çizilir. Sınıftaki bulunan öğrencilerin görevi farklı uzunluktaki çizgilerin eşit olduğunu söylemektir. Durumdan haberi olmayan kurban konumundaki deneklerin yarıya yakını, çizgilerin eşit uzunlukta olduğunu kabul ederler. Tabi bu arada çoğu denek büyük bir gerginlik hisseder. Özellikle forumlar gibi sitelerde grup büyüdüğünde, o ortamın güvenirliği azalmaktadır.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü tarafından İzmir ve Mersin’deki 240 internet kullanıcısı üzerinde yapılan “İnternet ve İnternet Yalanları” konulu araştırmanın ilginç sonuçları ise şöyledir. Araştırmaya katılan kişilerin internet üzerinde kendisini tanıtmakta %35′inin yaşını, %32’sinin cinsiyetini, %38′inin mesleğini, %77’sinin adını ve %53′ünün beğenmediği fiziksel özellikleri değiştirdiği görülmüştür. Erkeklerin, kendilerini kadın olarak tanıtmasının sebepleri; daha kolay arkadaş edinmeyi sağlaması ve eğlence olması. Tabii ki kadınların da daha az sarkıntılığa maruz kalmalarıdır. İnternet kullanıcılarının %44’ü, “başka birisi olarak kendimi tanıtmak beni rahatlatıyor” ifadesini kullanmaktadır. İnternet kafe vb. mekanları kullanım amaçları araştırıldığında ise birinci sırada arkadaşlıklar edinme, ikinci sırada sörf yapma, üçüncü sırada ise flört ve e-mail ile haberleşme bulunmaktadır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • De.lirio.us
  • Technorati
  • Furl
  • Slashdot
  • Live
  • Spurl
  • co.mments
  • Gwar

Çek Cumhuriyeti galibiyetinin basında yankıları…

Written by h'ozerdem on Haz 17th, 2008 | Files under Kişisel Yazılar, Öylesine...

FOX SPORTS: ” Bugün Ne Öğrendik? Hiçbir zaman, Türkleri devre dışı bıraktığını sanma ”
ZDF: “İki kez mucize gerçekleştiren bu Türklerin önünde şapka çıkarmak lazım.”
Bild: “Çılgın av! Türkiye Euro 2008 mucizesini gerçekleştirdi. Fatih Terim’in ay yıldızlı 11’i daha şimdiden ’Son dakika’ şampiyonu.”
Kicker: “Büyük moral. Nihat Türkiye’yi mutluluğa götürdü.”
Sport Bild: “Terim mucize yarattı. En büyük Türkiye.”

İTALYAN BASINI
La Gazzetta dello Sport: “Kaleci Cech yumurtlayınca Türkiye tarih yazdı.”
Corriere dello Sport: “Çılgın Türkler geriden gelip Çekleri solladı.”
Tuttosport: “Türkiye şovu. Ay yıldızlılar göz kamaştırdı.”
La Stampa: “Türk işi. Terim, İtalya’ya da ışık tuttu: “Umarım bizim zaferimiz İtalya’yı da dolduruşa getirir.”
İl Messaggero: “Anneciğim Türkler geliyor.”

İNGİLİZ BASINI
The Daily Telegraph: “Türkiye 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın geri dönen kralı.”
The Times: “Türkiye uluslararası futbol tarihinin en müthiş geri dönüşlerinden birini yaşadı.”
The Guardian: “Nihat’ın mucizesi, Cech’in felaketi.”
Reuters: “Türkiye, olağandışı bir mücadeleyle çeyrek finalde.”
Fox Sports: “Bugün Ne Öğrendik? Hiçbir zaman, Türkleri devre dışı bıraktığını sanma.”

İSVİÇRE BASINI
Blick: “Türkler inanılmazı başardı.”
Le Matin: “Türkiye, Arda’nın muhteşem golüyle şahlandı ve cehennemden çıktı.”
L’express: “Türkler, Cenevre’de tarih yazdı, imkansızı başardı.”
L’equipe: “Türkiye’den saygı duyulacak uyanış.”

FRANSA BASINI
L’Equipe: “Türkiye çok uzaktan geldi.”
Le Figaro: “Çılgın bir maç. Türkler inanılmazı gerçekleştirdi.”

DANİMARKA BASINI
Jyllands Posten: “Türklerin dönüşü şahane oldu.”
Politiken: “Dram maçta sarsılan Türkler birden yüceleşti.”
Ekstra Bladet: “Cech, Türkiye’ye yardım etti.”

İSPANYA BASINI
Marca: “Avrupa kupasının en deli maçı oldu. Türk mucizesi. Başaktör ise Nihat Kahveci.”
As: “Türkiye, iyi futboluyla değil, inancıyla kazandı.”

MACAR BASINI
Nemzetisport: “Türk sevinci! Kara çorba (Türk kahvesi) sonradan geldi.”
Hid Magazin: “50 yıl sonra Osmanlı tokadı Çeklerin suratında patladı.”
Samsungsport: “Türk fanatizmi tur atladı, Fatih bayram yaptırdı.”

RUSYA BASINI
utro.ru: “Çeklere Türk hamamı. Türkler giden maçı çevirmesini bildi.”
Newsru.com: “Euro 2008: Türkler İçin Bayram, Çekler İçin Matem.”
Interfaks: “Macera filmi gibi maçı Türkiye kazandı.”
Sports.ru: “Nihat: Şah ve Mat.”

YUNAN BASINI
Türkler! Cesur Yürekliler takımı

Share and Enjoy:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • De.lirio.us
  • Technorati
  • Furl
  • Slashdot
  • Live
  • Spurl
  • co.mments
  • Gwar

Sahir Ünal’ı kaybettik…

Written by h'ozerdem on Haz 16th, 2008 | Files under Kişisel Yazılar

sahir-unal.jpgŞahsen çok yakından tanımazdım. Ancak ne değerli bir müzisyen olduğunu bilecek kadar da yakın olduk. D-100 grubunu dinlemekten, canlı performanslarını takip etmeye kadar.

Çoğunluğun Beyaz Show’dan tanıdığı müzisyene, geçirdiği operasyon sonrasında alınan örneğin incelenmesi sonucu, Lenfoma (Lenf Kanseri) teşhisi konulmuştu.

Kurtulamadı…

Başımız sağolsun…

Allahtan rahmet, yakınlarına sabır dilerim…

Lenfoma hakkında bilgiler…

EkşiSözlük’ten Sahir Ünal için söylenenler…

Share and Enjoy:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google