Microsoft Excel için 95 adet püf noktası…

Written by h'ozerdem on Ağu 18th, 2008 | Files under Eğitim

excel-logo.jpgİnternette bulduğum ve bir çok kişinin işine yarayacağını düşündüğüm bir kaynak.

İçerikte bulunan maddeler aşağıda sıralandığı gibidir;

1-OTOMATİK KAYDETME
2-ÜST VE ALT BİLGİ
3-SAYILARI BİÇİMLEME
4-PARA BİRİMİNİ DEĞİŞTİRME
5-DEFAULT AYARLARINI DEĞİŞTİRMEK
6-Excel Sayfasız Açılsın.
7-ONDALIK VE BASAMAK AYRAÇLARI.
8-SAYFALARA İSİM VERMEK
9-ÖZEL DÜĞMELER EKLEMEK.
10-EXCEL’İN DOSYA AÇ KLASÖRÜYLE AÇILMASI: 5
11-BULUNAN DEĞERLERİ BAŞKA HÜCRELERDE KULLANMA: 5
12-HATA MESAJLARININ ANLAMI
13-BÜYÜK KÜÇÜK HARF DEĞİŞİMİ
14-OTOMATİK DOLDURMA
15-SEÇİLİ SÜTUNU BAŞKA SÜTUNA TAŞIMA
16-BİRİM DÖNÜŞTÜRME
17-HÜCRE ORTASINA ÇİZGİ ÇİZMEK
18-HÜCREYİ METNE UYDURMAK.
19-ÇOK UZUN SAYFALAR.
20-OTOMATİK TOPLAM.
21-ENTER TUŞUNU KONTROL EDİN.
22-HIZLI KOPYALAMA.
23-FORMÜL KOPYALAMA.
24-BÜYÜK ALANLARI SEÇMEK.
25-EXCEL’DEN WORD’E TABLO AKTARMA
26-Bazı tablolarımız, sayfayı yatay konuma getirsek bile sayfaya sığmıyor. Ne yapmalıyız?
27-Hücrenin içinde birden fazla satır kullanmanın yolu nedir?
28-İki farklı sayfadaki hesap tablolarımı raporumuzun tek sayfasına nasıl bastırabiliriz?
29-SEÇİMİN VAZİYETİ.
30-BAŞLIK ORTALAMA.
31-TABLO YAPIŞTIRMA.
32-WORD’DEN EXCEL’E TABLO.
33-EXCEL’DE BİR GRAFİĞİ NASIL ÇİZDİRİRİZ?
34-RAKAMLARIN EN YAKIN TAM SAYIYA YUVARLANMASI
36- Makroları tüm kitaplarda geçerli kılmanın yolu
37-Formül (işlev) kullanarak yaptığım hesapların, formül olarak değil, rakamsal değer olarak görünmesini istiyorum
38-DİKİNE BAŞLIKLAR KULLANMAK
39-OTOMATİK BİÇİM
40-ROMEN RAKAMLARI
41-HÜCRE DEĞERİNİ ARTTIRIP AZALTACAK DÜĞMELER
42-EXCEL İÇİNDE HESAP MAKİNASI
43-EXCEL SAYFALARINI BİRLEŞTİRMEK
44-SÜTUNLARI SATIR OLARAK KOPYALAMAK
46-EXCEL VE SERİLER
47-ÇALIŞMA SAYFALARINA KOLAY ERİŞİM
48-EXCEL GRAFİKLERİNE YENİ DEĞERLER EKLEMEK
49-KOMUTLARI DÜĞMELEŞTİRMEK
50-EXCEL BELGELERİNDE VURGULAMA
51-WORD VE EXCEL DOSYALARINA ŞİFRE
52-EXCEL’DE FONT LİSTELERİ
53-TÜRKÇE KARAKTER PROBLEMLERİNDEN BIKMADIK
54-EXCEL TABLOLARI VE DEĞERLER
55-ÇALIŞMA SAATLERİ GRAFİĞİ
56-EXCEL’DE KILAVUZ ÇİZGİLERİ
57-TABLOLAR KULLANMA
58-KÜÇÜK OFFICE PÜFLERİ
59-MAKROLARI DÜĞMELERE DÖNÜŞTÜRMEK
60-SAYFALAR ARASINDA HIZLI GEÇİŞ
61-OTOMATİK PARÇA İSMİ
62-ONU BUNA ÇEVİRMEK
63-BOŞ HÜCRELERİ KONTROL ETMEK
64-NE OLACAK BU VERİLERİN HALİ
65-OTOMATİK TOPLAMA
66-HÜCRELERİ OTOMATİK OLARAK DOLDURMA
67-KÜÇÜK KÜÇÜK NOTLAR
68-SATIRLARI İSTİLA EDEN DEĞERLER
69-KLASÖRLERİNİZLE ÇALIŞIRKEN BEŞ PÜF NOKTASI
70-ALANLARA İSİM VERME
71-FORMÜL GİRMENİN KOLAY YOLU
72-EĞER İŞLEVİNİN KULLANILMASI
73-BİR SÜTUNDA KAÇ TANE (EĞERSAY İŞLEVİ)
74-UZUN İSİM VERMEYİN
75-ORTALAMAYA YAKIN SAYI
76-HÜCREYE BİR SATIRDAN FAZLA YAZMAK
77-SIRALI DEĞERLERİ OTOMATİK DOLDURMA
78-HÜCRE ÇİZGİLERİNİ GÖSTERMEK/GİZLEMEK
79-DÜĞMELERİN TANIMLARINI DEĞİŞTİRMEK
80-EXCEL’DE SIFIR ATMA
81-EXCEL DİZİ FORMÜLLERİ İLE SEÇİLİ VERİLERİN ÖZETLENMESİ
82-WORD VE POSTA LİSTELERİ
83-EXCEL DOSYALARINIZI HTML OLARAK KAYDETMEK
84-GRAFİK YARATMAK
85-GRAFİK TÜRÜ SEÇMEK
86-MAKROLARI TÜM KİTAPLARDA ETKİN KILMAK
87-VERİLERİ SIRALAMAK VE SÜZMEK
88-HESAPLAMA SONUÇLARININ RAKAMSAL DEĞER OLARAK GÖRÜNTÜLENMESİ
89-HESAPLAMA SONUÇLARINI BAŞKA SAYFALARDA KULLANMAK
90-EXCEL’İ SAYFASIZ AÇMAK
91-OTOMATİK DOLDURMA
92-OTOMATİK SÜZME
93-SÜTUNLARI SATIR OLARAK KOPYALAMAK
95-ZAMAN GRAFİĞİNİN EĞİLİMİ

Read more..


Alexander Solzhenitsyn 89 yaşında hayata gözlerini yumdu…

Written by h'ozerdem on Ağu 4th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum

aleksandr-solzhenitsyn.jpgEserlerini başyapıtlar köşemden ayırmadığım, Stalin’in hapishanelerinde yaşanan işkenceleri ve katliamları günışığına çıkaran Nobel ödüllü Rus yazar 89 yaşında “Alexander Solzhenitsyn” 89 yaşında hayatına gözlerini yumdu.

Wikipedia‘da yer alan bilgilerle Alexander Solzhenitsyn’i tanıtalım;

Aleksandr İsayeviç Soljenitsın (d. 11 Aralık 1918 - ö. 3 Ağustos 2008), Kislovodsk, Stavropol Kray, Kuzey Kafkasya), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.

YAŞAMI

1942′de üniversite diplomasını aldı. 1939-1945 arasında dört sene Sovyet ordusunda görev aldı. 1942 yılında yüzbaşı rütbesiyle İkinci Dünya Savaşı’na katıldı. Ancak cephedeyken yazdığı mektuplarda Stalin hakkında eleştirilerini belirtince tutuklandı ve sekiz yıl ceza kampında hapis cezasına çarptırıldı. Sovyetler Birliği’nin Hitler’le uzlaşma yolu bulmasının savaşı önleyebileceğini, bu yüzden Sovyet halkının savaştan dolayı yaşadığı yıkımdan Stalin’in Hitler’den daha fazla sorumlu olduğunu iddia etti. Savaş bittikten sonra Moskova yakınlarındaki bir hapishaneye konulan Soljenitsin, 1950′de Kazakistan’da bulunan Ekibastus’ta siyasal tutuklular için düzenlenmiş özel bir kampa gönderildi ve üç yıl burada kaldı. Onu izleyen yıllarda istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edildiği için sürgüne gönderildi.

Kazakistan’ın Kok Terek köyünde öğretmenlik yapmaya başlayan yazar, bu dönemde kansere yakalandı ve bir süre Taşkent’te tedavi gördü. Yeni parti şefi Nikita Kruşçev tarafından başlatılan Stalin’in etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik operasyonlar çerçevesinde hakları geri verildiği için Ryasan’da çalışmasına olanak tanındı. 1962′de “İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün” adlı kitabını çıkardı. Bu öyküsünün başarısı üzerine kendini tamamen yazarlığa veren Soljenitsin, zorunlu çalışmayı anlatan Stalin karşıtı bu yapıtıyla Hruşçyov’in takdirini kazandı ve bir yıl sonra Sovyet Yazarlar Birliği’ne kabul edildi. Ancak “Matryonin dvor” ve “Dlya polzı dela” adlı öyküleriyle tekrar partinin hedef tahtası haline geldi. 1966′da yazara ülke dışına çıkma yasağı konuldu ve üç yıl sonra Yazarlar Birliği’nden çıkartıldı.

Yaşadığı dönem boyunca çeşitli cezalara çarptırılan Soljenitsın’ın çalışma kampları hakkındaki kitabı Gulag Takımadaları, kapitalist ülkelerde yayına girdi ve anti-Sovyet propagandanın öğelerinden biri oldu. Yazar kendisine verilen 1970 Nobel Edebiyat Ödülü’nü dört yıl sonra alabildi. Bu ödülün kendisine politik nedenlerle verildiği iddia edildi. 1974´te Sovyet hükümeti Soljenitsin´in vatandaşlığını iptal etti ve onu sınırdışı etti. İki sene İsviçre´de kaldıktan sonra 1976´da Amerika Birleşik Devletleri´ne yerleşti. Bu dönemde Soljenitsin Vietnam’a Amerikan müdahalesini deslekledi, Vietnemda Amerikalı tutsakların köleştirildiğini iddia etti. 1974 Portekiz Devrimi’ne karşı Amerika’nın müdahale etmesi gerektiğini savundu. ABD ve Sovyetler Birliği barışı hakkında yazan Amerikalı yazarları eleştirdi. 1989′da yeniden Yazarlar Birliği’ne alındı. O dönem iktidarda bulunan Mikhail Gorbaçov, yazarın yurttaşlık haklarının geri verilmesi doğrultusunda çalışmalar başlattı ve sürgünüyle ilgili kararı 1991 yılında resmen kaldırttı. 1994′te Rusya’ya dönen yazar parlamento önünde yaptığı konuşmada Rusya’nın kendisine göre hatalarla dolu demokrasiye geçiş şeklini eleştirdi.

3 Ağustos 2008 yılında, babasının Moskova’daki evinde, kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.

EDEBİYAT HAYATI

Soljenitsin´in romanlari hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. Ivan Denisoviç´in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. Kahramanları, tiranlık ve zulüm üzerindeki onurun zaferini belirtir.

Soljenitsin bu bağlamda, Kırmızı Tekerlek adinda dört ciltlik uzun bir tarihsel roman tasarlamıştır. Birinci cilt, Ağustos 1914 (1971) 1914´deki 1. Dünya Savaşı´ni anlatır. Bu romanin 1917 Ekim Devrimi´nin tarihsel anlamina vurgu yapan genişletilmis ve düzenlenmiş bir baskısı 1989´da yayimlanmıştır. İkinci cilt, Kasım 1916 1993´de yayımlanmıştır.

1960´ların sonu ve 1970´lerin başında, Sovyet hükümeti Soljenitsın ´i romanlarında ülkesini küçük düşürdüğü icin suçlamış ve 1973´te Paris´te yayınladığı üç ciltlik Gulag Takımadaları, 1918-1956 romanından sonra da bu baskılarını arttırmıştır. Bu kitap, Sovyet hapishane kamplarının bir incelemesiydi. Gulag Takımadaları´nın iki cildi 1975´te, üçüncü cildi de 1976´da yayımlandi. Soljenitsin, Sovyetler Birliği´ndeki son yıllarından Görünmez Müttefikler (1971) ve Meşe ve Dana (1975) otobiyografilerinde bahsetmiştir. 1990´da, Sovyet hükümeti yazarın vatandaşlığını geri verdi ve Soljenitsin 1994´te Rusya´ya geri döndü.3 Ağustos2008 de babasının Moskovadaki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 2007 yılında Rusya eski devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.

ESERLERİ

* İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün (1962)
* Nedenin İyiliği İçin (1962)
* Kanser Koğuşu (1966)
* İlk Çember (1968)
* Aşk Kızı ve Masum (1969)
* Ağustos 1914 (1971)
* Gulag Archipegalosu, 3 cilt (1973-1978)
* Prusya Geceleri (1974)
* Aleksandr İsaevich Soljenitsın, Sovyet Liderlerine Bir Mektup, Collins: Harvill Press (1974)
* Meşe ve Dana (1975)
* Lenin Zürih’te (1975)
* Ölümcül Tehlike: Sovyet Rusya ve Amerika´ya Tehditler Konusundaki Yanlış Kavramlar (1980)
* Kasım 1916 (1983)
* Zafer Kutlamaları (1983)
* Mahkumlar (1983)
* Rusya’nın Yeniden İnşa Etmek (1990)
* Mart 1917 (1995)
* Nisan 1917 (1995)
* Rus Sorunu (1995)
* Görünmez Müttefikler (1997)
* 200 Yıl Hepberaber: 1772′den İtibaren Rus-Yahudi İlişkileri Üzerine (2003)


Atatürk’ü seviyorum…

Written by h'ozerdem on Ağu 2nd, 2008 | Files under Haber / Yorum, Kişisel Yazılar

http://www.hakanozerdem.com/2008/06/17/ataturku-seviyorum-humeyniyi-iplemiyorum-sacmalayanlari-sevmiyorum/ adresinde yazdığım yazıya yakın bir makaleyi paylaşmak istedim…

Cahil bir Kemalizm peşinden çocuksu bir sevdayla koştuğumuz sürece “Atatürk’ü seviyorum, Humeyni’yi sevmiyorum” oyunu “Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum”dan dolanıp başa geri döner

14-15 Haziran tarihlerinde Santralistanbul, “Geçici İşgal” altındaydı. Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi tarafından organize edilen etkinlikteki yedi performanstan biri olan “Sessiz Duruş”, Damla Hacaloğlu’nun tasarlayıp yönettiği tek kişilik bir gösteri. Latife Hanım’ın Atatürk’e verdiği sözden dolayı bir ömür boyu bozmadığı suskunluğunu konu alan teatral dans gösterisi, kadının Türk toplumundaki yerine tarihsel bir eleştiri olduğu kadar geniş anlamda “Kemalizm”i de sorguluyor. Latife Hanım, Tuğba Özkul’un bedeninde, seyirci konumundaki bizlerin arasından süzülüp geçerken, ona dikte edilen sözlerle bir irkilip bir sevinirken, belleğin çocuk kalmış tarafındaki Atatürk hayali, laik demokratik Türk Cumhuriyeti ideası, erkeksi bir rasyonalite ile sarsılıyor. “Sen Latife değil Latif’sin çocuk” diyor bir ses ve bir ışık halkası beliriyor Latife Hanım’ın üzerinde. Latife, bir komutanın ya da bir devlet adamının yareni olarak değil, Mustafa Kemal’in karısı olarak seviniyor bu tatlı sözlere. O sandelyesinde zevkle yayılırken sevgiyle sarhoş, ben de yumuşuyorum birden “latif” olan benmişim gibi. O güne kadar Atatürk’ü kişi olarak yüceltmiş, ona bir devlet adamından çok daha fazla anlam yükleyerek kaşını, gözünü, giyinişini, duruşunu yüreğime mıhlayarak onun sevgilisi, çocuğu, akrabası saymıştım kendimi. Latife Hanım’dan bir farkım yoktu: “Ey Türk gençliği” hitabesi altında büyümüş, modernleşme yolunda ilerledikçe güzel sözler duymayı bekleyen bir çocuktum. Amerikalıların sıkça ürettikleri süper kahramanları varsa benim de Atatürküm vardı, tek ve ölümsüz. Latife Hanım’ın tutkusu anlaşılır; Atatürkle 2,5 yıl hayatını paylaşmış, onun karısı olmuş ve kendi isteğiyle hatırasına ölene dek sadık kalmış. Ben ise hiç tanımadığım birinden süperkahraman yaratmış, onu hikâyelerle büyütmüştüm. Atatürk’ün etten kemikten bir insan olduğunu hiç düşünmemiş, onu Hollywood’un seri üretim parlak oğlanlarıyla bir tutmuştum. Süper kahramanıma hayran, ben de “Kemalizm hastalığı”na yakalanmıştım.

Kazanova mı, idol mü?
Atatürk’ün hata yapamayacağı ve bu nedenle de eleştirilemeyeceği üzerine kurulu çocukca bir hastalıktı benimkisi. Hayalimdeki kahraman hayatın her alanında özgürlükçü ve eşitlikçiydi; doğruları siyah-beyaz ayrımı kadar keskin. Özkul’un performansı boyunca arka planda yankılanan, Kadim Yaşar tarafından seslendirilen, Atatürk’ün sözleri ise durmadan çiziktirdi bu mutlak kahramanı. Latife Hanım’ın devlet işlerine karışma, siyasi masalarda yer alma hevesi karşısında verilen “belki biraz eski kafalıyım ama evimin düzeni bozulsun istemem” çizgisindeki hükmedici tepki Latife Hanım kadar beni de çileden çıkarttı. “Ben kıskanç bir adamım, çok güzel bir kadınla zaten evlenmem” sözleri ise tanıdık gelse de bir zayıflık ve korkaklık belirtisi olarak yankılandı beynimde ve kendimi Atatürk’ün asla böyle basit bir mantıkla karar vermeyeceğine inandırmaya çalıştım. “Fikriye de büyümüş, serpilmiş, çok güzel kız olmuş” sözleri ise kanımı dondurdu; idolüm birden, iki kadının da gururunu hırpalayan bir kazanovaya dönüştü.
Alınacak ders ne olmalı peki? Atatürk’ün ikiyüzlü oluşu mu, aslında o kadar da modern olmayışı mı? Hayır, birçok kesimin iddiası bu olsa da, gerçek cevap asla bu değil. Çözüm de cevap da artık bu çocukluktan kurtulmanın gerekliliğinde. Ata’mızı romantize edilmiş bir kahraman olarak değil rasyonel ve sağduyulu bir lider olarak görmemiz gerekiyor. Atatürk, bir görev adamıydı. Görevi çok yüceydi, fakat çok da zorluydu. Kemalizm ideolojisinin de temelinde olan bu görev, Türk bağımsızlığını korumaktı; Atatürk de bu yolda sadece bir elçi. Bizlerin de görevi kişisel tercihlere takılmadan, kısacası şu günün imaj kaygısına kapılmadan tarihi öğrenmek ve fikirleri yaşatmaktır. Belki biz bu olgunluğa ulaşır, hastalığımızı üzerimizden silkelersek Latife Hanım’ın da yayınlanmaya uygun bulunmayan günlükleri su yüzüne çıkar. Cahil bir Kemalizm peşinden çocuksu bir sevdayla koştuğumuz sürece “Atatürk’ü seviyorum, Humeyni’yi sevmiyorum” oyunu “Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum”dan dolanıp başa geri döner.

İLKİM İPEK KURAN
Binghamton Üni., Ekonomi

 http://www.radikal.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=884820 adresinden alınmıştır.


İnternet Psikolojisi ve Bağımlılık

Written by h'ozerdem on Tem 7th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Kişisel Yazılar, İnternet / Bilişim

İnternet Psikolojisi ve BağımlılıkDünyanın yeni bağımlılığı internet. Biz çocuklarımızı sigara, uyuşturucu ve alkol bağımlılığından korumaya çalışırken bu yenilik (aslında uzunca bir süredir varolan bir olgu) oldukça düşündürücü.

Peki nedir internet bağımlılığı. Bir kaynakta aynen şu şekilde özetlenmiş;

“Bilgisayar başında çok fazla zaman harcanması ve bu durumun kullanıcıda, kişisel sıkıntı yaratması.”

Bu bağımlılık genellikle bireysel iletişimde ve çalışma hayatında problemler yaratmakta. Binlerce kişi günümüzde vaktini MSN Messenger ve benzeri yazılımlar ile chat yaparak, internette sörf yaparak ve oyun oynayarak geçirmekte. Destek verdiğimiz bir çok kuruluş elemanlarını çeşitli yazılımlarla takip ettirmekte ve inanın elimize geçen günlük raporlar hiç iç açıcı değiller.

Genel kanı olarak insanların interneti tam amacında kullanmadığını belirtebiliriz. Hoş amaçlarla sonuçlar genelde birbirinden çok uzak kalır insan doğasında fakat bu konuda durum daha da değişik. Araştırmalara göre insanlar internet alışkanlıklarını devam ettirebilmek için arkadaşlarını, işlerini ve hatta ailelerini ihmal ediyorlar. Dahası olmadıkları kişilikler edinip bu kişiliklerin yansımalarını hayatlarında da sürdürmeye çalışıyorlar. Varın siz düşünün sonuçları.

Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan bir araştırmaya göre günlük 4 saatten fazla internet kullanımında bulunan kişilerin beyinlerinde dopomin maddesinin daha fazla salgılandığı tespit edilmiş durumda. Dopomin maddesinin aynı şekilde fazla salgılanması kumar bağımlılarında olmakta. Dahası bir çok psikiyatri dergisinde yayınlanan çalışmalar aşırı internet kullanımını, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, kişilik bozuklukları gibi ruh hastalıkları arasında göstermekte.

Halen Amerika Birleşik Devletleri’nde bilgisayar bağımlıları için bir çok rehabilitasyon merkezi bulunuyor. Gününün büyük bölümünü internette geçiren kullanıcıların yardım gördüğü bu merkezlerin açılması da boş yere değil. Psikolog Kimberly Young’a göre aşağıdaki kriterlerden dördünü veya daha fazlasını bulunduran kişiler bağımlı internet kullanıcıları olarak sınıflandırılıyor;

  • Internet’te çok fazla zaman harcadığını hissetme
  • Doyuma ulaşmak için Internet’i daha fazla süre kullanma ihtiyacı duyma
  • Internet kullanımını kontrol edememe
  • Internet kullanımına son verdiğinde veya kesmeye çalıştığında kendini rahatsız ve sinirli hissetme
  • Internet’i, sorunlardan kaçmak veya karamsar ruh halinden kurtulmak için kullanmak
  • Internet kullanımının derecesini gizli tutmak için aileye veya arkadaşlara yalan söylemek.
  • Internet yüzünden tehlikeye atılmak veya önemli bir ilişkiyi, işi, eğitim veya kariyerle ilgili bir fırsatı riske atmak.
  • Internet’e bağlanmadığında içe çekilme, depresyon ve sıkıntı seviyesinde artış
  • Tasarladığından daha fazla süre Internet kullanma

Peki bağımlı mısınız?

En kolay kontrol için tavsiye edilen şu yol. Bilgisayar monitörünüzü kapayıp monitördeki yansımanıza bakın. Ardından günün ne kadar vaktini bu şekilde geçirdiğinizi düşünün. İşyerinizde internet başında geçirdiğiniz saatlere rağmen evinize gider gitmez bilgisayarınıza saldırıyorsanız bağımlılığınız tehlikeli seviyede bulunmaktadır.

Anne babalar için çocuklarının bağımlılığını kontrol etmek için bazı önerilerimiz de var. Aşağıdaki gözlemleri uygulamanızı tavsiye ederiz;

  •  Okula geç kalmasına rağmen bilgisayar başından kalkamama,
  • Aksatmadan her gün internete girmek, girdikten sonra uykusuz kalma pahasına kendini oyundan alamamak
  • Gerçek dünyadan kopup arkadaşlarıyla beraber olmak yerine internette sohbet odalarında sanal arkadaşlıkları tercih etmek,
  • Yemek yemeye giderek daha az zaman ayırmak veya bilgisayar başında bir şeyler atıştırmak,
  • Bilgisayarda çok fazla zaman harcadıkları halde bunu inkar etmek.

Düşündürücü olan diğer bir konu ise 2002′de Türkiye Bilişim Fuarı Raporu. 7-15 yaş arası çocuk ve gençlerin %90 gibi bir oranı interneti sadece eğlence amaçlı kullanmakta. Bu durumun bir başka vahim yansıması ise gençlerin fiziksel egzersiz ve sosyal aktivitelerden uzak kalmaları ile düzensiz beslenme şeklinde olmakta. Tabii karpal tünel sendromu, boyun kaslarında tutulma, uyku düzensizlikleri ve görme kayıplarını da ekleyebiliriz. Tabii ruhsal olarak kişinin daha saldırgan, anlamsız hareketlerde bulunması, her olayı internet üzerinden çözmeye çalışması ve gerçek ortamda yapamadığı bir çok şeyi sanal ortamdaki hayali karakterinde bulunan bir özelliği olarak göstermeye çalışması da eklenebilir.

İnternet psikolojisi uzmanı Dr. Adam Joinson, “Konuşurken birçok duygumuzu vücut diliyle anlatırız. Ancak yazarken tüm duygularımızı daha yoğun ifade ederiz. Bir klavyenin karşısında cinsel konuları açmak daha kolay” demekte. Özgür mekanımız olan zihnimizde istediğimizi düşünür ve hatta yaşarız ancak hiç bir baskı ile karşılaşmaz veya hesap vermek zorunda kalmayız. Hayal gücü sınırsız özgürlüğün yeridir yani. Bu özgürlüğün diğer mekanı olarak bir çok kişi interneti görmektedir. Gerçek hayatta yaptıklarınızın, söylediklerinizin muhakkak bir karşılığı vardır. Ancak sanal ortamda bilgisayarın başına geçilir, istenen kişiye tüm hakaretler edilir ve bilgisayar kapatılır. Ne bir karşılık verilebilinir, ne de bir cevap hakkı vardır ortada. Tabii bağımlı ve sorunlu olmanın temel ögelerinden birisi burada ortaya çıkmaktadır.

Çeşitli sorunları olan insanlar en çok sanal ortamda rahatlamaktadırlar. Burası bir gerçek. Ne yazık ki bu tür kişilerle hepimiz çeşitli zamanlarda muhatap oluruz.  Gerek sosyal içerikli sitelerde, gerek yazışmalarımızda.

Neden mi?

Sanal ortamda denilenlerin karşısında bir söylemle karşılaşsanız bile önemli değildir. Hatta gerçek hayatta bir insanın yüzüne karşı söylemekten çekinilen kelimelerin en çirkinlerini bile söylenir, mesnetsiz atıflarda bulunulur ve bağımlılığın, kişilik bozukluğunun karşılığı olan davranışlar ortaya çıkar.

Peki sanal ortamda bu tür davranışları neler cazip kılar?

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare’a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.”

İnternet ortamında kendisini şair olarak tanıtan şemsiye tamircilerini yoğun olarak görebilirsiniz. Özellilkle forumlarda konu ile ilgili hiçbir gerçekçi ve bilimsel bilgisi olmadığı halde kendini konu uzmanı olarak tanıtan ve diğer insanlar tarafından onaylanan  bu karakterler, internetin güvenirliğinde bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşin ilginç noktası bu yalan yanlış bilgiler kısa sürede internet aleminde  kabul görmekte, onaylanmaktadır. Peki bu nasıl gerçekleşmektedir? Bir arkadaşınız size bir zürafa resmi gösterse ve bunun bir zebra olduğunu söylese ne tepki gösterirsiniz? Tabii ki itiraz kaçınılmazdır. Ama sosyal psikoloji, ortadaki görüşü destekleyen insanlar çoğaldıkça itirazın azaldığını söylemektedir. Etrafınızdaki 30 insan, size gösterilen zürafanın, zebra olduğunu söylediğinde çoğu insan bunu onaylar. 1953 tarihinde Solomon Asch tarafından yapılan bir deneyde tahtaya farklı uzunluklarda çizgiler çizilir. Sınıftaki bulunan öğrencilerin görevi farklı uzunluktaki çizgilerin eşit olduğunu söylemektir. Durumdan haberi olmayan kurban konumundaki deneklerin yarıya yakını, çizgilerin eşit uzunlukta olduğunu kabul ederler. Tabi bu arada çoğu denek büyük bir gerginlik hisseder. Özellikle forumlar gibi sitelerde grup büyüdüğünde, o ortamın güvenirliği azalmaktadır.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü tarafından İzmir ve Mersin’deki 240 internet kullanıcısı üzerinde yapılan “İnternet ve İnternet Yalanları” konulu araştırmanın ilginç sonuçları ise şöyledir. Araştırmaya katılan kişilerin internet üzerinde kendisini tanıtmakta %35′inin yaşını, %32’sinin cinsiyetini, %38′inin mesleğini, %77’sinin adını ve %53′ünün beğenmediği fiziksel özellikleri değiştirdiği görülmüştür. Erkeklerin, kendilerini kadın olarak tanıtmasının sebepleri; daha kolay arkadaş edinmeyi sağlaması ve eğlence olması. Tabii ki kadınların da daha az sarkıntılığa maruz kalmalarıdır. İnternet kullanıcılarının %44’ü, “başka birisi olarak kendimi tanıtmak beni rahatlatıyor” ifadesini kullanmaktadır. İnternet kafe vb. mekanları kullanım amaçları araştırıldığında ise birinci sırada arkadaşlıklar edinme, ikinci sırada sörf yapma, üçüncü sırada ise flört ve e-mail ile haberleşme bulunmaktadır.


Atatürk’ü seviyorum, Humeyni’yi iplemiyorum, saçmalayanları sevmiyorum!

Written by h'ozerdem on Haz 17th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum

Atatürk'ü seviyorum, Humeyni'yi iplemiyorum, saçmalayanları sevmiyorum!Geçtiğimiz günlerde özgürlük ile saçmalama arasındaki sınırı aşan birileri vardı televizyonda. Gericiliğe karşı olmayı, başörtüsüne karşı olmak gibi gösterip ezik edebiyatı ile taraftar toplamaya alışkın bu zihniyetin tanınmış isimlerinden iki bayan çıktılar bir güzel Fatih Altaylı’nın programına alenen şu konuşmaları sundular bize…

Fatih Altaylı: Sizin Facebook’ta bir siteniz mi var? Kevser adlı arkadaşımızın Facebook adlı paylaşım sitesinde İran devriminde Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafları yer alıyor. Doğru mu?
Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.

Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?
Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.

Fatih Altaylı: Ama İran‘da baskı rejimi var.
Kevser Çakır: Ama İran‘daki rejimi ben desteklemiyorum

Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.
Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni’yi seviyorum şahsen.

Fatih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.

Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.
Atatürk’ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun’un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.

Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.
Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.

Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk’ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.

Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?
Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.

Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.
Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.
Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.
Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet’te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Fatih Altaylı: Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor. Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları “siz- onlar, biz-onlar” dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.
Nuray Bezirgan: Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz

Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.
Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.

Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?
Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.
Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9151285.asp?top=1

Konu ile ilgili video linkinden seyredin ibret tablosunu.

Bu ülkede rahat rahat fikrini bu denli ileri giderek televizyonlarda çığırabiliyorsanız, özgürlük istiyoruz diyorsanız bundan büyük özgürlük mü var memlekette?

Zamanında Kanada’ya bir dünya rekoru sayılacak hızda iltica etmediniz mi? Neden o zaman kaçtınız da şimdi döndünüz? Kanada’da özgürlük mü yoktu? Yoksa kendinize bir şeyleri görev mi edindiniz.

Mazlumder ile televizyona çıkıp görüşlerimizden geri adım atmıyoruz, fikir özgürlüğü kılıfı altında kendimizi savunuyoruz şovu yapmıyor musunuz?

Bırakın bu işleri artık. Başörtüsünü benim ninem yıllardır takarken Humeyni’yi sevmedi, Atatürk hayranıydı. Siz kimsiniz ki Ulu Önder’e dil uzatacak kadar büyüdünüz böyle. Tarih hakkında kulaktan dolma bilgilerinizle ne kadar da dolu görünüyorsunuz o boş zihinlerinizle…

Sevmiyorsanız Atatürk’ü, sevmiyorsanız Türkiye’nin şartlarını gidin İran’a. Kanada’ya kaçmak yerine İran vatandaşlığına geçin, siz de rahat edersiniz, biz de rahat ederiz.

Bu arkadaşlara bir kaç hatalarını düzeltecek bilgi sunalım;

Nene Hatun, Maraşlı değil.
Erzurumlu.
Savaştığı düşman, Fransız değil.
Rus.
Rus başörtüsüne saldırmadı.
Aziziye Tabyası’na saldırdı.
Milli Mücadele’nin mangal yürekli evladıdır ama, Milli Mücadele’nin ilk kurşununu Sütçü İmam sıkmadı.
Hasan Tahsin sıktı.
Maraş’ta değil, İzmir’de.
Takvime bak. Hasan Tahsin’in tetiğe basmasıyla, Sütçü İmam’ın tetiğe basması arasında 6 ay var…
Sütçü İmam, Fransız vurmadı.
Ermeni vurdu.
Maraş’ta düşmana ilk müdahaleyi yapan da aslında Sütçü İmam değil.
Sait.
Silahı yoktu.
Yumruğuyla saldırdı.
Maraş’ı önce kim işgal etti?
Arkadaşın İngiltere’si!
Kim sesini çıkarmadı?
Arkadaşın padişah efendisi!
Kim kurtardı?
Arkadaşa daha geniş haklar tanıyacak olan İngilizlerin gemisiyle kaçan padişah efendinin idam etmek için arattığı Atatürk!