SEO işinin yüz karası “evden eve nakliyat”

Written by h'ozerdem on Ağu 19th, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO

evden-eve-nakliyat.jpegGenelde yurt dışına çalışan firmalara verdiğim bir hizmet SEO. Genellikle de yaşadığım şehir Antalya olduğundan doğal olarak turizm acentaları ile çalışmalar yürütmekteyim.

Yurtdışı siteler arasında “arama motoru optimizasyonu” işleri çok daha keyifli, zira çoğunlukla eli yüzü düzgün işler yapan, hileye hurdaya fazla kaçmayan ve bilgi sahibi rakiplerle kapışmak çok daha keyif verici. Açıkçası “golf turkey” kelimesi ile ilgili çalışmalarımda rakip olarak tanıştığım ve halen irtibatımın devam ettiği SEO uzmanları olması insanı mutlu etmekte.

Doğal olarak Antalya Tasarım Grubu olarak bu hizmeti yurt içi firmalar için de sunmaktayız. Fakat yurtiçinde SEO işlemlerinden o kadar da keyif aldığımı söyleyemeyeceğim. Arama motoru optimizasyonunu sadece sayfasına hile hurda katmak, pornografik içerikli siteler açıp o sitelerden link satmak olarak görenler cidden bizim de müşterinin gözünde “onlardan birisi” olarak görünmemize yol açtıkça tepkimizi çeşitli durumlarda ortaya koyuyoruz.

Peki arama motoru optimizasyonu işinin en varoş sokağı neresidir diye araştırdığımızda tek kelime ile karşılaştık. “EVDEN EVE NAKLİYAT”

Hadi arayalım şu “evden eve nakliyat” kelimesini Google‘da.
Karşımıza çıkan sonuçlara bir göz atalım…

Diyelim ki evinizi taşıyacaksınız, bu sitelerden hangisinin güvenilir olduğunu düşünmek lazım. Aynı kelimenin yabancı ülkelerde arama sonuçlarına Google‘da göz attığımızda çıkan sonuçlarda çok daha eli yüzü düzgün kullanımlarla karşı karşıya oluyoruz.

Hele bu kelimede üst sıralarda çıkmak için nerelerden linkler alınıyor bir gördük ki içler acısı durumu anlatmak lazım olduğunu anladık. Bazı sitelerin aldığı linkleri araştırdığınızda pornografik hikayeler içeren sitelerle dolu olduğunu, bir tanesinin tamamen sploglardan kurulu bir ağdan link bombardımanına tutulduğunu görebiliyoruz.

Peki nedir bu denli hile hurda dönmesinde sebep?
Yurtdışı siteler doğal olarak İngilizce içerikle yaratılıyor ve Google tarafından değerlendirilmelerinde düzgün içeriğin olmasına daha fazla önem veriliyor, ancak dilimiz ile ilgili bu denli kapsamlı bir altyapının (henüz) oluşmadığı bir gerçek. Google’ın da link takası işlemlerinde yapacağı yeni düzenlemeler henüz dedikodu olsa da ateş olan yerden duman çıkmayacağı kesin.

Arama motoru optimizasyonu işlemlerinin daha temiz şekillerde yapılacağı günleri görmek dileğiyle.


“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” derler… Yoksa olur mu?

Written by h'ozerdem on Ağu 19th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, İnternet / Bilişim

takvim-moda-elinizde.jpgBir çok kez duymuşuzdur, pişkin ve genelde kurnaz fakat pek de yaratıcı olmayan girişimcilerimizin atasözüdür “Reklamın kötüsü olmaz!” deyimi.

Yıllar önce kurumsal internet sitelerine vesikalık resimlerin koyduran zihniyet zaman içinde doğal bir gelişime uğradı. Artık giriş sayfalarında firma kurucusunun önsözü tadında yaklaşımlarda bulunuyorlar. Daha etik, ama aynı derecede negatif etki sahibi davranışlar tabii ki bunlar.

Daha önceleri bu tür kampanyaların olumlu kullanımlarına da rastladık tabii ki. “İnsanların güvenini kaybetmektense..” şeklinde başlayan bir deyim ile Bosch’un marka güvenilirliğini arttırma çalışmasının da ne derecede etkili olduğu su götürmez bir gerçek.

Evet, günümüzde internetin bir çok medya aracından daha etkili olduğu anlaşıldı, fakat bu konunun reklamını yapmak için gereken altyapı henüz hazır mı derseniz, tam da bu konuyla ilgili ilginç bir habere yer vermek lazım.

Söz konusu haber Takvim Gazetesi’nin 28.06.2006 tarihli baskısında yer almıştı. Nereden buldun hocam diyenlere de söyleyeyim, yeni ofisimiz iki sene boş kalmış ve içerideki gazeteler de atılmamıştı. Biz de boya esnasında camları kaplarken gözüme çarptı. Tabii şok edici bir gelişmeydi tahmin edersiniz.

Resimde gördüğünüz imajda geçen haberde aynen şu kelime belirtilmekteydi.
“Modaelinizde.com’a Google’dan tam 5 puan!”
Vay anasını dedim. Biz neden çıkmıyoruz gazetelere diye düşünmek lazım. Şahsi sitem 2 almış durumda halen üzgünüm ama bir çok müşterimize hazırladığımız 7 puanlı sitelerimiz var onları da haber yapalım dedik.

Öncelikle madem bu tür bir “gizli” reklam yapıp bir siteye ziyaretçi akını sağlamayı düşünüyorsunuz elle tutulur bir şeyler belirtseniz daha iyi olmaz mı? Madem Google bu kadar beğendi, neden hala PR (page rank) 5′de kaldı? 2 sene önce PR’ı olmayan sayfalarımız şu anda PR3 ile 5 arasında geziniyor.

“Haydi Takvim! Bizi de haber et!”


2008 Pekin (Beijing) Olimpiyatlarından bazı ipuçları, görüntüler ve videolar…

Written by h'ozerdem on Ağu 16th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum

pekin-olimpiyat-logo.jpg2008 Pekin Olimpiyatları baş döndürücü bir açılış ile karşımızdaydı. Çin olimpiyat oyunları açılışında ufak hileler yapılması da doğaldı tabii ki. Ünlü bir yönetmen tarafından yönetilen açılış töreninde Çinli yönetmen Zhang Yimou nasıl hilelere başvurmuş öğrenmek ister misiniz?

1-Havai fişekler ‘animasyon’muş
Olimpiyatların açılış törenleri televizyondan gösterilen bazı havai fişeklerin bilgisayarda meydana getirilen görüntüler olduğu ortaya çıktı. Associated Press’in haberine göre, Çinli organizatörler, seremoni gecesi gerçekten de havai fişeklerin patlatıldığını ancak TV’lerdeki havai fişeklerden bazılarının önceden kaydedilmiş üç boyutlu bilgisayar görüntüleri olduğunu itiraf ettiler.

2- ‘Diş durumundan’ sahneye çıkamadı
Olimpiyatların açılış seremonisinde şarkı söylemesi gereken 7 yaşındaki Çinli kız çocuğunun “dişleri kırık ve çirkin” diye sahneye çıkarılmadığı, onun yerine yüzü daha güzel olduğu için sahneye çıkarılan 9 yaşındaki “sahte şarkıcının” ise playback yaptığı ortaya çıktı.
İngilizce yayımlanan “China Daily” gazetesinin haberine göre, Çinli yetkililerin, “bir meleğin sesine” sahip olduğu belirtilen 7 yaşındaki Yang Peiyi’nin dişleri kırık olduğu gerekçesiyle açılış seremonisi için uygun görmedikleri kaydedildi.
Onun yerine sahneye çıkan 9 yaşındaki Lin Miaoke’nin ise sadece “şirin görünümünden dolayı” seçildiği ancak sesi kötü olduğu için sadece dudaklarını oynattığı, şarkıyı ise Yang Peiyi’nin söylediği bildirildi.

3- Tribünleri ‘kiralık seyirciler’ şenlendiriyor
Bazı oyunlarda seyircilerin az olmasından dolayı tribünlerin boş görünmesinden endişe eden Çinli yetkililerin, parayla “seyirci” kiralayarak sarı olimpiyat tişörtü giydirdikleri ve tribünlere oturttukları ortaya çıktı. Olimpiyat komitesindeki yetkililer, benzer olayların geçmişteki olimpiyatlarda da yaşandığını, “Olimpiyat atmosferinin bozulmaması için” bu tür tedbirler almanın normal olduğunu savundular.
Wang Wei adlı yetkili, “kiralanan seyircilerin” tüm bir olimpiyat sezonu için biletleri bulunduğunu, ancak yalnızca “plaj voleybolu” gibi seyircinin az olduğu belli başlı karşılaşmaları izlediklerini kaydetti.

Bir sinema yönetmeni olan Zhang, olimpiyatlarda başarılı bir çalışma sergiledi. Yönetmen olimpiyat hazırlıkları sırasında günde 2-3 saat uyuyabildiğini ve onlarca film çekse bu kadar yorulamayacağını açıklamıştı.

Yönetmen Zhang Yimou açılış töreninde daha önce provalarda kaydedilen görüntülerin de kullanıldığını açıkladı.

Ekteki 7 video ile 2008 Pekin Olimpiyatları ile ilgili görüntüleri izleyebilirsiniz.

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.


Cuil gerçekten Google için bir rakip mi?

Written by h'ozerdem on Ağu 1st, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO, İnternet / Bilişim

cuil.jpgBir çok yerde duyduk “killer” kelimesini. İngilizce bir kelime olan “killer” öldüren kişi, katil anlamına geliyor dilimize çevrildiğinde. Tabii işin teknoloji yönünde kimsenin birbirini vurduğu yok, içiniz rahat olsun. Buradaki killer popüler bir teknolojinin veya ürünün benzerinin orjinalinin pazar payını darmadağın etmesi anlamına gelmekte. Eh biraz da öldürmek oluyor tabii ki.

Apple iPod ürününü ilk pazara sürdüğünde, takipçisi olan ürünlerin iPod benzeri özelliklerle “iPod killer” olarak anılmaya başlamasıyla süren bu jargon şimdilerde bazı yabancı sitelerde Cuil için “google killer” denmesi ile devam etmekte.

Tabii benim de doğal olarak ilgimi çekti. Google gibi bir devi yerinden indirmeyi bırakın, şöyle hafifçe kıpırdatalım demek için ciddi bir yenilikle karşımıza çıkması gerekiyordu Cuil’in. Firefox’un adres satırına “cuil.com” yazdığımda karşıma gelen sayfa bana biraz “web2.0″ görünümlü “gugıl benzeri” olarak görünmeye başladı. Tabii arama kutusunun altında yazan “Search 121,617,892,992 web pages” yazısı da ilk başta amanın dedirtir gibi görünmedi değil.

Gelgelelim arama yapmaya başladığımızda nelerle karşılaştık.

Öncelikle sıralamanın nasıl olduğunu algılamak bile düşündürücü bir süreç gerektiriyor. Firmamın sitesi “antalyatasarim.com” adresinin daha ben kayıt etmeden ilk 10′da olması ne kadar keyif verici olsa da sitenin görsel değişiklikle Google rekabetini düşünemeyeceği aşikar.

Ardından ilk iş olarak “Your Privacy” kelimesinin geçtiği yerden Cuil’in kişisel haklara yaklaşımı nasıl diye bir değerlendirmeye giriştim.

Maşallah bu metni hazırlayanlar arasındaki avukatlardan birisini hemen işe almak istedim. Bu denli değişebilir mir metni yazmak her babayiğidin harcı değil. İlk okuduğunuzda sanki tüm haklarınız korunuyor gibi görünse de, aslında kazın ayağı hiç de öyle görünmemekte. Hatta yazıda bu maddelerin Cuil.com tarafından istendiği gibi değiştirilebileceği belirtilmiş ki bu durum içler acısı bir hal alabilir ileride. Hele ciddi popülerliğe ulaşıldığında olası bir hukuki sorunda”Your Privacy” sayfasında ne gibi değişiklikler olur allah bilir.

Önce eğri oturup doğru konuşalım. Google ile uğraşmak her babayiğidin harcı değil. Evet Cuil.com kurucularından bazıları eski Google çalışanlarından, bu da insana bazı projelerin Google’dan sızması ihtimalini hatırlatabiliyor. Ancak sadece sızmakla olacak iş değil.

Cuil.com için “Google Killer” kelimesini kullanacak bir durum yok ortada. Ancak ileride zaman ne gösterir bilinmez.


Mojave Experiment… Vista’yı beğenmişiz de haberimiz yokmuş…

Written by h'ozerdem on Ağu 1st, 2008 | Files under Genel Yazılar, İnternet / Bilişim

mojave.jpgEvet herkes duydu ilk önce şehir efsanesi tadında başlayan Microsoft’un Mojave deneyini.

Peki neydi bu deney?

“Hala bir türlü beğendirilemeyen Vista’nın negatif yönleri üzerinde durularak bir video oluşturuldu ve belli bir Windows XP kullanıcı topluluğuna seyrettirildi. Topluluktan Vista ile ilgili görüşleri alındıktan sonra Mojave adında bir işletim sistemi gösterildi. İşletim sisteminden yüzde 90 pozitif görüş alındıktan sonra Mojave’nin aslında Vista olduğu açıklandı.”

Ardından bunun gerçek olduğu hatta bu projenin internet sitesinin de yayına girdiği haberi çıktı piyasada. The “Mojave Experiment” web sitesine buradan ulaşabiliyorsunuz. Siteyi arkadaşlarla incelerken bazen epey güldüğümüz anlar da oldu, düşündüren kelimeler de. Bu denli gülmemize neden olan bir işletim sisteminin kullanımı hakkında değil de, görüntüleri hakkında insanların yorum yapması oldu.

“Araba alırken sadece reklamlarını seyredip mi alıyoruz sanıyorlar?” dedi bir arkadaşım…
Öyle ya. Hangi reklamda veya tanıtımda bir firma ürününü kötüler? Bir işletim sisteminin görsel güzelliğinden ziyade stabil çalışması gibi unsurlar ön plandadır diye düşünüyorduk. Ardından bir soru daha geldi.

“Hangi sunucuda şirin wallpaperlar veya görsel temalar kullandık be hocam?” dedi aynı arkadaş…

Videolarda genelde görsel özelliklerden ve hızdan bahsedilirken her nedense hiç bir kullanıcının bilgisayar kullanmamış olması, sadece izledikleir hakkında yorum yapmaları çok ilginç.

Microsoft’un bu tutumuna anlam vermek de güç geliyor. PCWorld’den Levent Polater’in yazısında belirttiği gibi;

Microsoft’un Vista’yı aldırmaya yönelik bu çabaları sonuçsuz kalacak gibi görünmüyor, ancak zaten 140 milyon satmış ve çoğu yeni laptop ve masaüstü bilgisayarların zaten işletim sistemlerinin Vista olarak satılmasına rağmen Microsoft’un bu açgözlülüğünü anlamak zor görünüyor. Windows 7′ye geri sayım yapılan şu günlerde XP kullanıcısıysanız ve alışmışsanız Vista’ya geçmenin şu anda bizce hiçbir nedeni yok.

Bu sözlere katılmamak elde değil. Hele her açtığınızda güncelleme yüklemelerinden internet sitelerini gezemez olduğunuz bir işletim sisteminin güvenilirlik ve düzgün çalışma konularında biraz daha vakite ihtiyacı olduğu su götürmez bir gerçek.

“Neden mi Vista’ya karşıyız?” derseniz kimse Vista’ya karşı değil. Teknolojinin bu denli hızlı geliştiği bir devirde hangimiz ona buna karşı olabiliriz ki? Sadece anlamsız olur. Asıl sorun elimizde halen kullandığımız işletim sistemlerimizden temel anlamda hiçbir farkı olmayan, neredeyse sadece görsel yönden zenginleştirilmiş, inanılmaz derecede işlemci ve hafıza zorlayan, her yazılımı stabil çalıştıramadığınız başka bir işletim sisteminin bize zorla dayatılması oldukça rahatsız edici.


İyi bir satış sitesi hakkında öneriler…

Written by h'ozerdem on Tem 29th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Web Tasarım

Pazarlama konusunda bir kaç önerimiz var…Hepimiz benzer ihtiyaçlarımızı karşılamak için interneti kullanmaktayız. Sonuçta arayışlarımız farklı olsa da kullandığımız yöntemler birbirine benzer durumda. Webmaster tabir edilen kişilerin işleri de bu arayışlarda ortaya çıkmak ile alakalı olunca işin içinde reklamcılığın da katkısı yadsınamaz oluyor.

İnternetin hem iyi hem de kötü bir yönü var.
“Günümüzde herkes ufak bir yatırım ile satışa yönelik bir internet sitesi sahibi olabiliyor.”

İyi yönü iş yapmanın kolaylaşmasından, kötü yönü de bilenle bilmeyenin bir arada aynı kefede olmasından ileri geliyor.

Peki bir sitenin satışa yönlenmesinde önemli faktörler nelerdir?

  • Başlık “Title” tag kullanımı
    Sadece “Ana Sayfa” veya “index” yazılı bir linke tıklar mısınız? Çoğunuz bunu yapmayı düşünmeseniz bile çoğu zaman hazırlanan sayfaların arama sonuçlarında “Ana Sayfa” başlığı ile görünmesioldukça büyük handikap.
  • Açıklama “Description” tag kullanımı
    Arama sonuçlarında başlığın altında gördüğünüz açıklamaların bu tag olduğunun farkındasınızdır herhalde. Bu kelimeyi seçerken sadece açıklama değil, aynı zamanda pazarlayacağınız ürün veya hizmetin de reklamını yapmanız gerekmekte.
    Düşünün ki iki kitap mağazası aynı arama sonuçlarında çıkıyor, ancak ikisi de mağazasında müşterilerine ücretsiz nescafe vermekteyken bunu sadece birisi açıklamasına eklemişse sizce hangisi avantajlıdır?
    Buna benzer örnekler tabii ki çoğaltılabilir, önemli olan tanıtımınızı iyi yapmanızdır.
  • Görsel ögelerin doğru kullanımı
    Bazı makalelerimin daha çok kopyalanıp çeşitli sitelerde kullanıldığını görmekteyim.Peki bu makalelere daha çok ilgi uyandıran nedir diye araştırdığımda, her ne kadar bilgi verme amaçlı bir makale olsa da, makalede kullanılan görsel ögelerin daha dikkat çekici olduğunu farketmek uzun sürmedi.
    Ayrıca tasarımını üstlendiğimiz bir çok internet sitesinde ziyaretçilerin daha çok ürünlerin isimlerine değil, ürünlerin imajlarına tıklamayı tercih ettikleri gerçeğini de belirtelim.
    Pazarlayacağınız ürün veya hizmetin görsel tanıtımını mutlaka doğru ve kuralların dışına çıkmadan yapmanız şart.
  • Örnekler ve demolar
    Diyelim ki bir hazır yazılım satın alacaksınız. Muhakkak bu yazılımın demosunu kullanmayı talep edersiniz.
    Araba alırken test sürüşüne çıkmayanımız yoktur herhalde.
    Bu bağlamda sitelerinizi tasarlarken ziyaretçilerin ürün ve hizmetiniz hakkında muhakkak bir fikir edinebilmesini, satın aldıklarında nasıl bir fayda sağlanacağını anlamalarını sağlamanız gereklidir. Bu iş için sitelerinizde muhakkak alanlarınızı hazırlayın.
  • Satış sonrası hizmet
    Günümüzde bir çok müşterimizin muzdarip olup bizi seçmesinin nedeni bu madde.
    Çevrenizde binlerce web sitesi sahibi eski tasarımcısının cep telefonuna, internet sitesine, adresine ulaşamadığından yakınır.
    Pazarlamanızı yaparken şunu çok iyi belirtin. Ucuz her zaman en iyisi değildir. Ziyaretçileriniz ve müşterilerinize daha önce sizden ürün veya hizmet satan alan müşterilerinizin adreslerini ve hatta onların görüşlerini yansıtan bir alanı gösterin.
  • İrtibatı devam ettirin
    Sizinle görüşmü, ancak sizden herhangi bir alım yapmamış potansiyel müşterileriniz ile irtibatı sakın kesmeyin. Ola ki size tercih ettiği hizmetten memnun kalmamıştır, veya sizinle çalışmak için o dönemi uygun görmemiştir.
    Müşteriler ilgiden hoşlanırlar, her insan gibi. Onları bu ilgiden sakın mahrum bırakmayın.
    Sitenizden size ulaşmış olan ziyaretçilerin mail adreslerini ve telefon numaralarını mutlaka kayıt altında tutun.
  • Yardımcı olun
    Ziyaretçileriniz herşeyi sizin kadar bilmek zorunda değiller. Siz de bu yüzden para kazanıyorsunuz zaten. Onlara pazarlama sonrası yardım etmemeniz belki de hiç işlerine yaramayacak bir ürün veya hizmeti sunmuş olmanız anlamına gelecektir.
    Tabii yardımcı olmaktan bahsederken ne ziyaretçilere, ne de müşterilerinize boyun eğmeyin. Bu durum sınırı çok iyi korumanız gereken bir unsur.

Sonuç olarak iyi bir pazarlama sitesinde aranan unsurlardan bir kısmını bu yazıda açıklamaya çalıştık. Eklemeleriniz olursa memnuniyetle bekleriz.


Temel AdSense Bilgileri

Written by h'ozerdem on Tem 7th, 2008 | Files under Eğitim, Genel Yazılar, SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

Google AdSense LogoGoogle Adsense programının Türkiye’ye açılması, ardından Türkçe içerikli siteleri de kabul etmesi oldukça hoş bir durum. Tabii işin dalaveresinde olan kullanıcıların çokluğu da bu sistemden onay alınmasını oldukça zorlaştırıyor. Her ne olursa olsun Türkiye’de internet kullanımının gelişmesi adına güzel bir gelişme. Bu yazıda bazı temel unsurları paylaşmayı düşünüyorum.

Google AdSense kullanmaya başlamadan önce biraz araştırma yapılması şart. Sallapati bir şekilde sadece bir kaç dolar para kazanayım diye yapılan çalışmaların herhangi bir işe yaramadığını da belirtmekte fayda var. Dahası şunu unutmayın. Google AdSense ile inanılmaz rakamlar kazanmanız gibi hayallere kapılmaya mahal yok. Evet matematiksel olarak bu tür rakamları edinebilirsiniz. Ancak bu kadar çok hit alan bir siteniz varsa gelir elde edeceğiniz çok daha büyük fırsatlarınız olacaktır.

Her zaman olduğu gibi konu hakkında bilgi edinmek için yine Google temel kılavuzunuz olacaktır. Özellikle aramalarınızın tırnak içinde yapılması (ör. “antalya web tasarım”) daha efektif sonuçlar bulmanıza yardımcı olacaktır. Tabii aramada geçmesini istemediğiniz kelimeler varsa “-” ile çıkartmayı unutmayın derim.

Aslına bakarsanız AdSense ile ilgili yine en güvenilir bilgi Google’ın kendi sayfalarında bulunmakta. “Optimizasyon ipuçları” başlığında reklamın sitenize nasıl yerleştirileceğinden, renklerin ayarlanmasına kadar tüm detaylar sade bir şekilde açıklanmış.

Araştırma dönemi sonrası sitenize AdSense reklamlarını entegre ettiğinizde hemen para kazanmak için sabırsızlanmayın. Bir ay boyunca denemeler yapmanızı tavsiye ederim. Bazen sizin için çok etkili görünen bir arama kelimesi aslında hiç de etkili olmayabilir. İşin başı sabır ve devamlı araştırma bunu aklınızdan çıkarmayın.

Reklamları ekledikten sonra reklam alanlarınızda bazı Amerika kökenli hayır kuruluşlarının reklamlarını veya şu reklamları görebilirsiniz.

  • Ay a ayak basan ikinci insan kimdi?
  • Dünyada en hızlı koşan kuş hangisidir?
  • Dünya’ya en yakın yıldızın adı nedir?
  • Kağıt parayı icat eden kimdi?
  • Okyanus ne kadar derindir?
  • Gökyüzü neden mavidir?
  • Güneş ne kadar sıcaktır?
  • Dünya’daki En Büyük Elmasın Adı Nedir?

Korkmayın reklamlarınıza bir şey olduğu yok. Ancak bu reklamlar yerine alternatif reklamlar ekleyebilir ve bu şekilde reklam çıkmadığı anlarda seçtiğiniz bir reklamın çıkmasını sağlayabilirsiniz. Reklam yayınlanmadığı anlarda “alanları birleştirme” ile o alanın görünmemesini sağlayabilir, hatta o alanın tek renk çıkmasını ayarlayabilirsiniz.

Site içeriğinin özgünlüğüne muhakkak dikkat etmelisiniz. Her zaman diyoruz, Google aptal değil, işin hilesini hurdasını kullananlara da pek hoşgörülü davranmıyor. 100 $’lık ödemenizi beklerken hesabınızın iptal olduğu mesajını görmeniz de iç açıcı olmayacaktır.

İçeriği oluştururken Google’da en fazla aranan kelimeleri kullanmak yerine belirli bir konuda devam etmeye dikkat edin. Ayrıca bir site ile uğraşmanız sizin için daha verimli olacaktır. Bu şekilde sitenizi geliştirmeniz daha hızlı olacaktır.

Tabii ki hazırladığını sayfa içeriğiyle ilgili meta tag ve benzeri donelerin kullanımını da göz ardı etmeyin.

İçeriğe reklamın entegrasyonu konusunda dikkat edin. Her tarafı reklamlarla dolu siteleri kimse umursamaz, kimse de tıklamaz. Ama konuyla ilgili doğru yerlerde yayınlanan reklamlar tıklanma oranını arttıracaktır.

Sonuç olarak reklam yapın, paranızı kazanın, ama sırf reklam amaçlı bir site ile sürekli bir gelir etmeniz mümkün olmayacaktır.


Atatürk’ü seviyorum, Humeyni’yi iplemiyorum, saçmalayanları sevmiyorum!

Written by h'ozerdem on Haz 17th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum

Atatürk'ü seviyorum, Humeyni'yi iplemiyorum, saçmalayanları sevmiyorum!Geçtiğimiz günlerde özgürlük ile saçmalama arasındaki sınırı aşan birileri vardı televizyonda. Gericiliğe karşı olmayı, başörtüsüne karşı olmak gibi gösterip ezik edebiyatı ile taraftar toplamaya alışkın bu zihniyetin tanınmış isimlerinden iki bayan çıktılar bir güzel Fatih Altaylı’nın programına alenen şu konuşmaları sundular bize…

Fatih Altaylı: Sizin Facebook’ta bir siteniz mi var? Kevser adlı arkadaşımızın Facebook adlı paylaşım sitesinde İran devriminde Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafları yer alıyor. Doğru mu?
Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.

Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?
Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.

Fatih Altaylı: Ama İran‘da baskı rejimi var.
Kevser Çakır: Ama İran‘daki rejimi ben desteklemiyorum

Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.
Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni’yi seviyorum şahsen.

Fatih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.

Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.
Atatürk’ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun’un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.

Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.
Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.

Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk’ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.

Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?
Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.

Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.
Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.
Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.
Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet’te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Fatih Altaylı: Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor. Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları “siz- onlar, biz-onlar” dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.
Nuray Bezirgan: Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz

Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.
Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.

Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?
Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.
Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9151285.asp?top=1

Konu ile ilgili video linkinden seyredin ibret tablosunu.

Bu ülkede rahat rahat fikrini bu denli ileri giderek televizyonlarda çığırabiliyorsanız, özgürlük istiyoruz diyorsanız bundan büyük özgürlük mü var memlekette?

Zamanında Kanada’ya bir dünya rekoru sayılacak hızda iltica etmediniz mi? Neden o zaman kaçtınız da şimdi döndünüz? Kanada’da özgürlük mü yoktu? Yoksa kendinize bir şeyleri görev mi edindiniz.

Mazlumder ile televizyona çıkıp görüşlerimizden geri adım atmıyoruz, fikir özgürlüğü kılıfı altında kendimizi savunuyoruz şovu yapmıyor musunuz?

Bırakın bu işleri artık. Başörtüsünü benim ninem yıllardır takarken Humeyni’yi sevmedi, Atatürk hayranıydı. Siz kimsiniz ki Ulu Önder’e dil uzatacak kadar büyüdünüz böyle. Tarih hakkında kulaktan dolma bilgilerinizle ne kadar da dolu görünüyorsunuz o boş zihinlerinizle…

Sevmiyorsanız Atatürk’ü, sevmiyorsanız Türkiye’nin şartlarını gidin İran’a. Kanada’ya kaçmak yerine İran vatandaşlığına geçin, siz de rahat edersiniz, biz de rahat ederiz.

Bu arkadaşlara bir kaç hatalarını düzeltecek bilgi sunalım;

Nene Hatun, Maraşlı değil.
Erzurumlu.
Savaştığı düşman, Fransız değil.
Rus.
Rus başörtüsüne saldırmadı.
Aziziye Tabyası’na saldırdı.
Milli Mücadele’nin mangal yürekli evladıdır ama, Milli Mücadele’nin ilk kurşununu Sütçü İmam sıkmadı.
Hasan Tahsin sıktı.
Maraş’ta değil, İzmir’de.
Takvime bak. Hasan Tahsin’in tetiğe basmasıyla, Sütçü İmam’ın tetiğe basması arasında 6 ay var…
Sütçü İmam, Fransız vurmadı.
Ermeni vurdu.
Maraş’ta düşmana ilk müdahaleyi yapan da aslında Sütçü İmam değil.
Sait.
Silahı yoktu.
Yumruğuyla saldırdı.
Maraş’ı önce kim işgal etti?
Arkadaşın İngiltere’si!
Kim sesini çıkarmadı?
Arkadaşın padişah efendisi!
Kim kurtardı?
Arkadaşa daha geniş haklar tanıyacak olan İngilizlerin gemisiyle kaçan padişah efendinin idam etmek için arattığı Atatürk!


Splog nedir? Spam yenir mi?

Written by h'ozerdem on Haz 3rd, 2008 | Files under Genel Yazılar, İnternet / Bilişim

Splog nedir?Spam kelimesinin asıl anlamı 1930′lu senelerde Hormel Foods Corporation tarafından üretilen bir yiyecek. Evet, domuz etine katılan tuz, su, sodyum nitrat ve şeker ile elde edilen bu yiyeceğe Spam adı verilmişti, ancak günümüzde bu yiyeceği bilmemelerine rağmen hem etkin olarak kullanıcılar, hem de mağdurlar tarafından dile getiriliyor.

Çoğumuz spam kelimesini duyduğumuzda çok bilen webmaster kardeşlerimizin mail kutularımıza gönderdikleri saçma sapan e-postaları düşünüyoruz ancak bu sektörün de ufku genişledi. Artık blog sitelerinden de spam yapılıyor. İşte bu noktada Splog deyimi ortaya çıkıyor.

Merak etmeyin Splog kelimesi de bir yiyecek değil, ancak sanal ortamda oldukça hazımsızlık yaratacak bir etken olduğu su götürmez bir gerçek. Splog siteler ilk dönemlerini 2000li yılların başlarında yaşadı ve günümüzde tam anlamıyla bir bilgi kirliliği oluşturmaya devam ediyor.

Bloglar arasında %80 lere varan spam bloglar genellikle Page Rank değeri arttırmak ve reklamlardan kazanç elde etmek amaçlı kuruluyor. Tabii şahsi psikopatlıkların da etkisiyle bir çok blogun da splog sitelere dönüştüğünü de görebilirsiniz. Weblogs.com gibi adreslere ping yollayan blogların %75 gibi ciddi bir oranda splog olduğu söylentisi de işin vehametini gözler önüne sermekte.

Splogları kategorilemek gerekirse şu şekilde bir sıra düşünülebilinir.

Splog ne değildir?Uzman sploglar : Genellikle splog sahibi konular, anahtar kelimeler ve link takası yapılacak siteleri ayarladıktan sonra otomatik içerik üretimi ile spam sanatını icra eder.

Tembel sploglar : Bu kategorideki splogların sahibi popüler sitelerin RSS kaynaklarını kendi blogunda yayınlanan bir yazı gibi otomatik güncellemeye almaktadır.

Aptal sploglar : Bu kategorinin sahipleri internetin en düşük seviyedeki sözümona webmasterları olarak hayatlarını sürdürürler. Otomatik bir sistem kullanmak için gerekli bilgiye sahip olmadıklarından dolayı, internette arama sonuçlarında karşılarına çıkan bir çok yazıyı efsanevi KOPYALA / YAPIŞTIR hamlesiyle kendi sploglarına eklerler.

Uzman splogların içeriğinde genellikle anlamsız ve sık tekrarlanan anahtar kelimeler bulunduğundan ayırt edilebiliyorlar, ancak tembel sploglar standart internet kullanıcısı için farkedilmesi zor sploglar olarak göze batıyorlar. Aptal sploglara sonra değineceğiz.

Tembel sploglar genellikle seçme yazıları barındırdıklarından içerik yönünden zengin durmakta ancak her tarafı reklamla bezenmiş anlamsız animasyon yığınları rahatsız edici boyutlara varabiliyor. Aslına bakarsanız içerik hırsızlığı ile elde edilen haksız bir kazanç için oldukça masum görünen bir açıklama oldu, fakat telif hakları ihlali son derece yaygınlaşmış durumda.

Gelelim aptal sploglara. Genelde bu tür sploglar internetin eğlenceli yönü olan çok bilmiş kişilerin siteleri olarak göze çarpar. PHP Nedir? gibi bir makaleyi kişisel bir sitede yayınlamakta sakınca var mı yok mu tartışılabilinir, ancak bu yazıyı da gidip PHP eğitim sitelerinden kopyalayıp, splogunuza yapıştırıyorsanız durum içler acısıdır. Bu gibi konularda yüzlerce kopyalanmış içerikle siteler oluşturan bu arkadaşların genelde durumu hep içler acısıdır. Çevremiz bu örneklerle dolu. AJAX’tan bahsederken kendi sitelerinde bir tane bile AJAX yaklaşımı bulunmayan, PHP Nedir diye yazıyı sitesine yapıştırıp sadece html uzantıyı php olarak değiştiren, blog yazılımlarına “piyasayı öldürüyor” derken bu yazısını blogspot adresinde yayınlayan sitelere örnek vermemize gerek yok. Blogumda sabahlayan bir arkadaşımızın sitesi buna en güzel örneklerden birisi olarak tarihe geçmek üzere.

Splogların hırsızlığına maruz kalmak istemeyenlerin pek de kaçışı yok gibi. Eğer içeriğiniz iyi ise hedefte olmanız kaçınılmaz ancak herşey bitmiş değil. Splogları ihbar edebileceğiniz siteler de bulunmakta. Bu siteler arama motorları ile işbirliği içinde olarak splogların arama sonuçlarından temizlenmesini sağlıyor.

Peki splog nasıl oluşturuluyor. (Bu noktadan itibaren aptal sploglara rastlamak imkansız zira bir yatırım gerektiren yazılımlardan bahsediyoruz.)

Yanlış duymadınız. Nasıl bloglar bir yazılım ise, splogları da yazılımlar üretiyor. 90 dolardan başlayıp yüzlerce dolara varan bedelleri olan bu yazılımlardan edinen bir kişi bir kaç tıklama ile splogunu yayına sokabiliyor.

Sploglardan örneklerle yazılar devam edecek…


Youtube’u üst üste yasaklayan ülkemize Google’dan ‘Yanıt alamıyoruz’ tepkisi geldi.

Written by h'ozerdem on May 30th, 2008 | Files under Haber / Yorum

Youtube’u üst üste yasaklayan ülkemize Google’dan ‘Yanıt alamıyoruz’ tepkisi geldi.
Türkiye’de mahkemelerin YouTube’a erişimi tekrar tekrar yasaklamasına Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü ve Google tepki gösterdi…

Efsanevi kararlarla iki kez üstüste gelen mahkeme kararları sonucu Türkiye’den erişimi durdurulan Youtube sitesinin durumu hakkında tepkiler devam ediyor. YouTube 24 Nisan 2008, 30 Nisan 2008 ve son olarak Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5 Mayıs 2008 tarihli kararlarıyla kapatıldı. Bunun üzerine Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü geçen hafta yaptıkları bir açıklamayla “Bu durum kabul edilemez” demekteler.

‘Yasa suistimal ediliyor’
Örgüt “Otoriteler ’şoke edici’ buldukları birkaç video yüzünden bütün siteyi kapatıyor. Oysa YouTube hakaret içeren herhangi bir videoyu siteden anında kaldırabiliyor. Savcılara Atatürk’e hakaret eden, pedofili, uyuşturucu kullanımı, intihar ya da fuhuşu teşvik eden siteleri 24 saat içinde kapatma hakkı veren 5651 sayılı kanun suistimal ediliyor. Otoritelerden yasak kararının nedenini açıklamalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Google: ‘Yanıt alamıyoruz’
Türkiye’deki yasağa Google’dan da tepki geldi. YouTube’un sahibi olan Google’un hukuk müşaviri yardımcısı Nicole Wang, 20 Mayıs’ta Amerikan Senatosu’nda internette ifade özgürlüğü ile ilgili bir konuşma yaptı. Wang “Türk yetkililerle birkaç aydır iletişim halindeyiz.

Ama şikayetçi oldukları videoların hangileri olduğunu öğrenmekte bile çok zorlanıyoruz” dedi. Wang sözlerine “Siteyi yerel yasalarla uyumlu şekilde işletmeye çalışıyoruz. Mesela Nazi propagandası yapan videoları Almanya’da göstermiyoruz” diye devam etti. Wang “Tüm çabalarımıza rağmen devletler ifade özgürlüğünü ürünlerimizi kullanarak kısıtlamaya çalışıyor” dedi.

Brezilya: Daniela Cicarelli isimli ünlü bir kadın, plajda seks yaparken çekilen videosunun yayınını durdurmak için mahkemeye gidince yasaklandı.

Endonezya: Hollandalı Geert Wilders’in Fitne filmi nedeniyle yasaklandı.

Ermenistan: Marttaki seçimlerin ardından geçici genel yayın yasağı kondu.

Fas: Krala hakaret eden videolar nedeniyle dönem dönem kapanıyor.

Tayland: Kralla dalga geçen klipler nedeniyle dönem dönem yasaklanıyor.

Pakistan: “Ahlaksız” bir klip nedeniyle yasaklandı.

İran: “Ahlaksız içerik” nedeniyle yasaklandı.

BAE: “Yetişkinlere yönelik ahlaksız içerik” nedeniyle yasaklandı.

Çin: Genel sansür politikaları çerçevesinde yasak.

Myanmar: Liderleriyle dalga geçen videolar nedeniyle yasaklanıyor.

Suudi Arabistan: Gerekçe verilmiyor.

Suriye: Sistemin “YouTube’u yayınlayacak kapasitede olmadığı” gerekçesiyle yasaklandı.