SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) Ne Değildir?

Written by h'ozerdem on Ağu 29th, 2008 | Files under SEO, Web Tasarım

seo-amo.jpgBir çok kere yazdık SEO konusunda. AMO olarak da biliyorsunuz. Hani “Arama Motoru Optimizasyonu” olarak tabir edilen şu unsur.

İnternet kullanımında “know-how” olgusunun yer almadığı ülkemizde doğal olarak binlerce site sahibi SEO işini evinde “Knight Online” oynadığında ailesi tarafından “Sistem Uzmanı” olarak nitelendirilen zihniyetin doğrultusunda mümkün olan en trajikomik seçimlerle yaptırmakta.

Genellikle bize gelen taleplerde önce ufak bir iş olarak bahsedilen, devamında satış grafiğinin artışında nasıl bir kar marjı elde edileceğini izah ettiğimizde o denli de küçük görülemeyecek bir hizmet olduğu anlaşılan bir olgu arama motoru optimizasyonu.

Defalarca SEO şudur, AMO budur deik durduk. Bu sefer de “ne olmadığı” konusunda biraz fikir verelim istedik.

  1. Arama Motoru Optimizasyonu basit bir iş değildir.
    Bir çok web sitesi sahibi sayfalarını anlamsız keywordler ile doldurmakla, gördükleri tüm sitelere kendi adreslerini kaydetmekle, yüzbinlerce spam mail yollamakla arama motorlarında üst sıralarda yer almayı hedeflerler. Ancak kazın ayağı böyle değil. Google aptal değil. Sadece bu denli kolay olsaydı şu anda hedef arama kelimelerinde ilk 10′da binlerce internet sitesi yer alırdı. Bu matematiksel olarak ne denli mümkünse, bu şekilde sitelerin de yer edinmesi o derecede mümkün.
  2. Arama Motoru Optimizasyonu site tasarımı ile aynı iş değildir.
    Evet. İnternet sitesi tasarlanırken standartlara uygunluğu, kodlamalardaki düzgünlük, içeriğin özgünlüğü ve benzeri olgular göz önüne alınır. Daha doğrusu alınmalıdır. Ne yazık ki günümüzde “SUNUCUMUZUN WEB MAIL DESTEĞİ VAR” diyerek bunu bir özellikmiş gibi göstermeye çalışan hosting ve web tasarım firmamsıları “www.mail2web.com” adresinden ne kadar haberdar ise, bu bahsettiğimiz önemli noktalardan da o derecede haberdar olmakta ve bu unsurlara dikkat etmemektedir.
    Her ne olursa olsun, bir sitenin tasarımı tamamlandıktan sonra SEO işlemleri süreci başlar.
  3. Arama Motoru Optimizasyonu bir kaç yazılımla yapılmaz.
    Arama motoru optimizasyonunu bir kaç tıklamayla yapacak bir yazılım şu anda yok. En azından henüz keşfedilmedi. Bu kadar kolay bir iş olduğunu düşünenlere gidip Pong oynamalarını tavsiye ederim sadece.
    Arama motoru optimizasyonunda tamamı ile Google ile ilgili gelişmelerin takibine dayalı olarak sitelerde yapılacak düzenlemeler önem kazanmaktadır. Bu düzenlemelerin içinde güçlü bir link popülerliği oluşturulması, özgün içerik kazandırılması, sitenin faal halde tutulması gibi konular büyük önem taşımaktadır.
  4. Arama Motoru Optimizasyonu tek başına para kazandırmaz.
    Dilerseniz kalıcı olarak ilk sırada olun. Siteniz içerik olarak yetersiz ise, ziyaretçileri cezbedemiyorsa boşuna uğraşmayın. Nasıl bir mağazaya her giren alışveriş yapmıyorsa, her sitenize gelen de size para kazandırmayacaktır.
  5. Arama Motoru Optimizasyonu bir seferlik ilaç değildir.
    Sizin kadar rakipleriniz de uyanık emin olun. Kimse çıktığı sıralamalarda kalıcı olmuyor. Geçen sene “antalya web tasarım” kelimesinde ilk sırada yer alan sitelerin şu anda aylardır birinci sırada olan sitemize bakarak çalışmalar yapmaları da çok doğal. Tabii buradan bizi Google’a yersiz şikayet eden bazı arkadaşlarımıza saygılar. Yetkililer ile görüşmelerimizde epey güldük şikayetlerine sağolsunlar.
    Önemli olan arama motoru optimizasyonundaki devamlılıktır. Bir sitede arama motoru optimizasyonu çalışmasını bir kerelik, veya 3-5 günlük bir iş olarak düşünüyorsanız hiç bulaşmayın derim.
  6. Arama Motoru Optimizasyonu düşündüğünüz kadar ucuz değildir.
    “golf turkey” kelimesi ile ilgili çalışma yaptığımız Bilyana Golf‘ün sahibi Birol Bey ile bir sohbetimizde iş için ücret almak yerine her satışından %0.1 kar payı alsak şu anda bu paralar ile sıfır bir araba alabileceğimizi konuşmuştuk. Epey de gülmüştük tabii. Bunu demek için nedenimiz de oldukça açıktı. Site sıralamalarda yükseldikçe firmanın pazar payı önlenemez biçimde artmıştı.
    Size parayı kazandıran pazarlama elemanınıza verdiğiniz broşürler değil, elemanınızın görüşmedeki yaklaşımıdır. Aynı şekilde sadece sitenizin iyi bir tasarıma sahip olması size müşteriyi kazandırmaz. Arama motoru optimizasyonu size pazarlamacınızın görevini sunmaktadır. Bu da düşük meblağlı bir işlem değildir. Tabii pazarlamacınızı görüşmeye araba yerine bisiklet, düzgün bir kıyafet yerine yırtık pırtık bir kıyafetle göndermeye doğru diyorsanız, ucuz yollu arama motoru optimizasyonu seçeneklerini kullanmanız da doğaldır.
  7. AdWords Reklamlarında çıkmak Arama Motoru Optimizasyonu değildir.
    Hayretler içinde izlediğimiz bazı firmalar var ki, arama motoru optimizasyonu olarak müşterilerine AdWords reklamlarını sunuyorlar. Sakın kanmayın. AdWords size para kazandıran bir sistemdir. Sıralamalarda yer edinmenizi de sağlar. Ancak reklam vererek çıktığınız alan, emin olun ilk 10 sıra kadar önemli değildir.

Sonuç olarak “arama motoru optimizasyonu” bir çok kişinin düşündüğü şekilde bir iş değildir.


“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” derler… Yoksa olur mu?

Written by h'ozerdem on Ağu 19th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, İnternet / Bilişim

takvim-moda-elinizde.jpgBir çok kez duymuşuzdur, pişkin ve genelde kurnaz fakat pek de yaratıcı olmayan girişimcilerimizin atasözüdür “Reklamın kötüsü olmaz!” deyimi.

Yıllar önce kurumsal internet sitelerine vesikalık resimlerin koyduran zihniyet zaman içinde doğal bir gelişime uğradı. Artık giriş sayfalarında firma kurucusunun önsözü tadında yaklaşımlarda bulunuyorlar. Daha etik, ama aynı derecede negatif etki sahibi davranışlar tabii ki bunlar.

Daha önceleri bu tür kampanyaların olumlu kullanımlarına da rastladık tabii ki. “İnsanların güvenini kaybetmektense..” şeklinde başlayan bir deyim ile Bosch’un marka güvenilirliğini arttırma çalışmasının da ne derecede etkili olduğu su götürmez bir gerçek.

Evet, günümüzde internetin bir çok medya aracından daha etkili olduğu anlaşıldı, fakat bu konunun reklamını yapmak için gereken altyapı henüz hazır mı derseniz, tam da bu konuyla ilgili ilginç bir habere yer vermek lazım.

Söz konusu haber Takvim Gazetesi’nin 28.06.2006 tarihli baskısında yer almıştı. Nereden buldun hocam diyenlere de söyleyeyim, yeni ofisimiz iki sene boş kalmış ve içerideki gazeteler de atılmamıştı. Biz de boya esnasında camları kaplarken gözüme çarptı. Tabii şok edici bir gelişmeydi tahmin edersiniz.

Resimde gördüğünüz imajda geçen haberde aynen şu kelime belirtilmekteydi.
“Modaelinizde.com’a Google’dan tam 5 puan!”
Vay anasını dedim. Biz neden çıkmıyoruz gazetelere diye düşünmek lazım. Şahsi sitem 2 almış durumda halen üzgünüm ama bir çok müşterimize hazırladığımız 7 puanlı sitelerimiz var onları da haber yapalım dedik.

Öncelikle madem bu tür bir “gizli” reklam yapıp bir siteye ziyaretçi akını sağlamayı düşünüyorsunuz elle tutulur bir şeyler belirtseniz daha iyi olmaz mı? Madem Google bu kadar beğendi, neden hala PR (page rank) 5′de kaldı? 2 sene önce PR’ı olmayan sayfalarımız şu anda PR3 ile 5 arasında geziniyor.

“Haydi Takvim! Bizi de haber et!”


Microsoft Excel için 95 adet püf noktası…

Written by h'ozerdem on Ağu 18th, 2008 | Files under Eğitim

excel-logo.jpgİnternette bulduğum ve bir çok kişinin işine yarayacağını düşündüğüm bir kaynak.

İçerikte bulunan maddeler aşağıda sıralandığı gibidir;

1-OTOMATİK KAYDETME
2-ÜST VE ALT BİLGİ
3-SAYILARI BİÇİMLEME
4-PARA BİRİMİNİ DEĞİŞTİRME
5-DEFAULT AYARLARINI DEĞİŞTİRMEK
6-Excel Sayfasız Açılsın.
7-ONDALIK VE BASAMAK AYRAÇLARI.
8-SAYFALARA İSİM VERMEK
9-ÖZEL DÜĞMELER EKLEMEK.
10-EXCEL’İN DOSYA AÇ KLASÖRÜYLE AÇILMASI: 5
11-BULUNAN DEĞERLERİ BAŞKA HÜCRELERDE KULLANMA: 5
12-HATA MESAJLARININ ANLAMI
13-BÜYÜK KÜÇÜK HARF DEĞİŞİMİ
14-OTOMATİK DOLDURMA
15-SEÇİLİ SÜTUNU BAŞKA SÜTUNA TAŞIMA
16-BİRİM DÖNÜŞTÜRME
17-HÜCRE ORTASINA ÇİZGİ ÇİZMEK
18-HÜCREYİ METNE UYDURMAK.
19-ÇOK UZUN SAYFALAR.
20-OTOMATİK TOPLAM.
21-ENTER TUŞUNU KONTROL EDİN.
22-HIZLI KOPYALAMA.
23-FORMÜL KOPYALAMA.
24-BÜYÜK ALANLARI SEÇMEK.
25-EXCEL’DEN WORD’E TABLO AKTARMA
26-Bazı tablolarımız, sayfayı yatay konuma getirsek bile sayfaya sığmıyor. Ne yapmalıyız?
27-Hücrenin içinde birden fazla satır kullanmanın yolu nedir?
28-İki farklı sayfadaki hesap tablolarımı raporumuzun tek sayfasına nasıl bastırabiliriz?
29-SEÇİMİN VAZİYETİ.
30-BAŞLIK ORTALAMA.
31-TABLO YAPIŞTIRMA.
32-WORD’DEN EXCEL’E TABLO.
33-EXCEL’DE BİR GRAFİĞİ NASIL ÇİZDİRİRİZ?
34-RAKAMLARIN EN YAKIN TAM SAYIYA YUVARLANMASI
36- Makroları tüm kitaplarda geçerli kılmanın yolu
37-Formül (işlev) kullanarak yaptığım hesapların, formül olarak değil, rakamsal değer olarak görünmesini istiyorum
38-DİKİNE BAŞLIKLAR KULLANMAK
39-OTOMATİK BİÇİM
40-ROMEN RAKAMLARI
41-HÜCRE DEĞERİNİ ARTTIRIP AZALTACAK DÜĞMELER
42-EXCEL İÇİNDE HESAP MAKİNASI
43-EXCEL SAYFALARINI BİRLEŞTİRMEK
44-SÜTUNLARI SATIR OLARAK KOPYALAMAK
46-EXCEL VE SERİLER
47-ÇALIŞMA SAYFALARINA KOLAY ERİŞİM
48-EXCEL GRAFİKLERİNE YENİ DEĞERLER EKLEMEK
49-KOMUTLARI DÜĞMELEŞTİRMEK
50-EXCEL BELGELERİNDE VURGULAMA
51-WORD VE EXCEL DOSYALARINA ŞİFRE
52-EXCEL’DE FONT LİSTELERİ
53-TÜRKÇE KARAKTER PROBLEMLERİNDEN BIKMADIK
54-EXCEL TABLOLARI VE DEĞERLER
55-ÇALIŞMA SAATLERİ GRAFİĞİ
56-EXCEL’DE KILAVUZ ÇİZGİLERİ
57-TABLOLAR KULLANMA
58-KÜÇÜK OFFICE PÜFLERİ
59-MAKROLARI DÜĞMELERE DÖNÜŞTÜRMEK
60-SAYFALAR ARASINDA HIZLI GEÇİŞ
61-OTOMATİK PARÇA İSMİ
62-ONU BUNA ÇEVİRMEK
63-BOŞ HÜCRELERİ KONTROL ETMEK
64-NE OLACAK BU VERİLERİN HALİ
65-OTOMATİK TOPLAMA
66-HÜCRELERİ OTOMATİK OLARAK DOLDURMA
67-KÜÇÜK KÜÇÜK NOTLAR
68-SATIRLARI İSTİLA EDEN DEĞERLER
69-KLASÖRLERİNİZLE ÇALIŞIRKEN BEŞ PÜF NOKTASI
70-ALANLARA İSİM VERME
71-FORMÜL GİRMENİN KOLAY YOLU
72-EĞER İŞLEVİNİN KULLANILMASI
73-BİR SÜTUNDA KAÇ TANE (EĞERSAY İŞLEVİ)
74-UZUN İSİM VERMEYİN
75-ORTALAMAYA YAKIN SAYI
76-HÜCREYE BİR SATIRDAN FAZLA YAZMAK
77-SIRALI DEĞERLERİ OTOMATİK DOLDURMA
78-HÜCRE ÇİZGİLERİNİ GÖSTERMEK/GİZLEMEK
79-DÜĞMELERİN TANIMLARINI DEĞİŞTİRMEK
80-EXCEL’DE SIFIR ATMA
81-EXCEL DİZİ FORMÜLLERİ İLE SEÇİLİ VERİLERİN ÖZETLENMESİ
82-WORD VE POSTA LİSTELERİ
83-EXCEL DOSYALARINIZI HTML OLARAK KAYDETMEK
84-GRAFİK YARATMAK
85-GRAFİK TÜRÜ SEÇMEK
86-MAKROLARI TÜM KİTAPLARDA ETKİN KILMAK
87-VERİLERİ SIRALAMAK VE SÜZMEK
88-HESAPLAMA SONUÇLARININ RAKAMSAL DEĞER OLARAK GÖRÜNTÜLENMESİ
89-HESAPLAMA SONUÇLARINI BAŞKA SAYFALARDA KULLANMAK
90-EXCEL’İ SAYFASIZ AÇMAK
91-OTOMATİK DOLDURMA
92-OTOMATİK SÜZME
93-SÜTUNLARI SATIR OLARAK KOPYALAMAK
95-ZAMAN GRAFİĞİNİN EĞİLİMİ

Read more..


Maksat makale olsun…

Written by h'ozerdem on Ağu 16th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, SEO, İnternet / Bilişim

google.jpgİnternetin getirdiği en önemli fayda “bilgiye kolay ulaşım” iken bir sorunu da beraberinde taşıdı hayatımıza.

“Bilgi Kirliliği”
Herkesin, her konuda kolaylıkla ahkamlar kesmesini sağlayan bu durum, yalan yanlış ne varsa internette bilgi gibi paylaşılmasını sağlamakta.

Son karşılaştığımız bir örnekte ise neredeyse “Lost” dizisinin senaryosu olabilecek bir hayal gücüne şahit olduk arkadaşlarla.

Makalenin orjinali İngilizce, Türkçeleştirip gerçekmiş gibi sunulan halini, şu şekilde (açıklamalarla) sunmakta fayda var.

Google arama motoru efsanesinin kökleri biizm bildiğimizin aksine 1990′lı yılların ortasına değil, ondan çok daha eskilere yani Almanların 1. dünya savaşı sonrası 1923 yılında kurduğu Googel Cars & Co. şirketine dayanmaktadır. Şirketin ürettiği yarış otomobillerinden birisinin 1931 yılındaki alman ulusal yarış şampiyonasında feci bir kaza yapması neticesinde Google şirketinin iflasını açıklanmış ve bu marka adı 20 yıl kadar ortalıkta görünmemiştir..

Öncelikle bu firma hakkında bir araştırma yapalım dedik, ancak dünya tarihinde bu isimle bir firma bulunmadığı bariz bir gerçek. Hadi bunu geçelim, 1931 senesinde bahsi geçen Alman Ulusal Yarış Şampiyonası’ndan kastedilen yarışın ne olduğunu merak ettik doğrusu. Araştırdığımızda 1931 senesinde Almanya’da yapılan yarış büyük ihtimalle “1931 Alman Grand Prix” ve Wikipedia‘da bulunan bilgilere göre pek de inandırıcı gelmiyor.

1953 yılında New York’lu terzi Thomas Rafner Jr. çalıştığı sektörü değiştirmeye karar vererek “Barney Google” adında bir turizm şirketi kurmuş ve şirketin logosunda ise bir at kullanmıştır. Bu şirketin sloganı ise “Google- Büyük elmayı bir ısırışta ye” anlamına gelen “Google - The Big Apple in One Bite” mottosuydu. Saç kesiminden şehir içi turlara kadar çok değişik alanlarda faaliyet gösteren bu şirket daha sonraları 1970 lerde teknoloji sektörüne de ayak basacaktı. Şirketin yeni faaliyet alanı yabancılara servis yapacak ilkel bir arama motoru yazılımının geliştirlmesiydi.

İlginç. Hatta çılgınca. Bu denli büyük bir firmayı kurmuş, ve tarihe iz atmış bir kişi hakkında bilgilere nedense hiç bir yerde ulaşamıyorsunuz. Dharma’ya benzeyen bir şirket sanırım. Adaları da vardır şimdi bu arkadaşların. 1970′lerde bu tür bir arama motorunun yazılımının geliştirilmesi biraz zor olurdu sanırım. Zira bu tür işler o dönemlerde rehber kitaplardan zaten yapılmaktaydı.

Massachusetts Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile yapılan işbirliği neticesinde elektronik şehir rehberi programı hazırlamaya karar verilmesiyle New york şehrindeki bulunması zor yerler ve Anahtar kelime arama sistemi ilk defa 1974 yılında şirket tarafından ticari manada uygulamaya konulmuştur. Bu sistemin gelişmiş bir versiyonu daha sonra Nobel ödülüne aday gösterilmiştir. Yani diğer bir deyişle günümüzde Googling adı verilen arama motoru dizaynının ilk sürümünün 1979 daki atası olan teknolojiye First Generation Googling (FGG) adı verilmiştir.

1974 senesinde bu tür bir çalışma hiçbir kayıtta görünmüyor. İlk e-posta yollanmasının 1971′de olduğunu göz önüne alırsak sizce bu tür bir çalışma tarihe geçmez miydi? Yoksa MIT çok mu fazla mütevazi?

Google arama teknolojisinin IBM tarafından 1984 IBM tarafından satın alınmasına kadar geçen sürede bu teknoloji yatırımcıların pek dikkatini çekmemiştir. 1988, yılında Google Inc. National Security Agency yani Amerikan Ulusal güvenlik Ajansı tarafından satın alınmasıyla kullanım amacı daha çok istihpari faaliyetlere kaymıştır. Ajansın bu yazılım hakkındaki sır saklama eğilimleri nedeniyle Google ismini satın almayı bile unutmuş ve 1991 yılında sembolik bir fiyata Peter-Paul Sovri tarafından isim ve patent hakları satın almıştır.

IBM 1984 yılında klavyelerindeki hataları düzeltmekle meşgul iken tarihe geçecek bu buluşu almış. Hatta IBM gibi bir devin aldığı bu destansı iş nedense kimsenin ilgisini bile çekmemiş. Dahası ne kadar doğrudur bilinmez ama NSA ile Google arasında bir bağlantının olup olmadığı hala tartışma konusuyken madem bu denli bilgi sahibisiniz gösterin evrakları, kaynağı da tarihe geçirin isminizi.

Ayrıca şu konuda hemfikirim. Amerika’nın bir çok istihbarat hatası yaptığını kendileri de kabul ediyorlar ama bu kadarı da komik olur. Yok efendim Google ismini satın almayı unutmuş. Ardından da Peter-Paul Sovri (bkz. Google aramalarında sadece 3 sayfada ismi var) nasıl uyanık bir adammış ki bu ismi satın almış. Biraz yavaş :)

1990 ların ortasında World Wide Web fikrinin ve atılımının yaygınlaşmasıyla üvey oğlu Larry Page, ve oğlunun arkadaşı Sergey Brin, tarafından günümüzde bildiğimiz Google web arama motoru geliştirilmiş veya icat edilmiştir.

Üvey oğlu? Yahu Larry Page’in babasının ismi “Carl Victor Page” ve annesinin ismi “Gloria Page”. Biraz usturuplu sallasanız. Bakın Wikipedia sayfasına.

Yazının devamını sadece bilgi için verelim, gerisini araştırmaktan vazgeçtik. Sadece şahsi yorumlarımızı sunuyoruz. Arkadaşlara bu denli bir hayalgücü hakkında saygılar!

Site ziyaretçileri zamanla artmaya başlamış ancak P.P. Sovri nin 1998 yılında trajik ölümüyle Google arama motoru çalışmaları Sovriye adanmıştır.Diğer arama motorlarından daha iyi sonuç verebilmek amacıyla 20,000 internet aşığı ispanyol gencinden yardım alınmış bu gençlere 2 milyar web sayfasının tektek inceletilerek safya kalitelerini 1 den 10 a kadar numaralandırmak suretiyle tespit etmeleri istenmiştir. Binlerce gencin 2 ay boyunca uykusuz kalarak harcadığı performans sonucunda google arama motorunun bugünkü algoritmasının temeli atılmıştır. Bu çılgın fikir, Bring ve Page’in yıllar sonra milyarder olmalarını sağlayacaktır.

20bin internet aşığı İspanyol genç! Vay anasını. Evet Google ilk denemelerinde bir çok beta tester tarafından kullanıldı, hatta bunların arasında “hispanik” dediğimiz İspanyol kökenli kişiler de vardı, ama bu kadar da değildi. Hem neden sadece İspanyol? Onu da açıklasaydınız bari.

Günümüzde on milyarlarca web sayfası google SEO tarafından indekslenmiş durumdadır ve ortalama günlük 300 milyon arama yapmaktadır. , Gördüğünüz gibi Kastlowski’nin arabalarından günümüze oldukça uzun ve zorlu bir yol katedilmiştir. Her ne kadar 70′li yıllardan beri devam eden arama motoru fikrinin günümüzde geldiği mesafe inanılmaz görünse de gelecekte google markasının daha akıl almaz işleri yapacağını düşünmekteyim. Ayrıca Google SEO işine uzun bir süre yani google.com un popülaritesinin devam ettiği müddetçe devam edeceğimizi ummaktayım

Ummaya devam etmenizi tavsiye ederim. Evet Google daha da devam edecek yoluna ancak geçmişi hakkında bu denli uçuk (!) bir senaryo konusunda sizi başta belirttiğim gibi Lost dizisinin senaristleri arasına almak lazım. Bravo arkadaşlar! Sonuç olarak imla hatalarını bırakın bu denli mesnetsiz sallamaların da internette yer aldığını unutmamak lazım. Ayrıca bu çeviri için zaman harcayan arkadaşlarımıza da teşekkürler. Onlar da umarız her okuduklarını doğru olarak algılamaktan vazgeçerler.

Her sunulan doğru değil bu sanal alemde. Lütfen okuduğunuz her konuda kaynak araştırmasını yapmayı unutmayın.

Not: Yazının orjinaline link vermekte oldukça hassasız ancak arkadaşların deşifre olmalarına pek gerek yok. Ayrıca yazının ingilizce orjinalini http://blogoscoped.com/history/google.html adresinde görüntüleyebilirsiniz.


İnternette para harcarken kime güveneceksiniz?

Written by h'ozerdem on Ağu 15th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, İnternet / Bilişim

soru-isareti.jpgYeni bir haber değil, Weblebi.com iflas etti diyerek geçiştirmenin de anlamı pek yok.

Türkiye’de online alışveriş konusunun gerek insanların alım gücünün, gerek internet kullanımı alışkanlığının emsal alınan ülkelere nazaran az olması nedeniyle bir soru işareti olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu durumda da alışveriş sitesi sahibi olmanın da ilk bakışta çok rahat bir iş gibi görünmesinin aksine ne denli riskli bir iş olduğunu da belirtmek şart.

Evet, Weblebi iflas etti, peki iflas denen olgu bir günlük süreçte mi oluşuyor? Kullanıcılar son güne kadar alışverişlerini yaparken haberdar edilmemeleri ne denli doğru? Bu sorular tartışılır. Ancak daha da vahimi şu anda standart bir internet kullanıcısının weblebi.com ile ilgili ulaşabileceğiniz bir mail adresini bile bulamayacak olması.

Tabii zamanında Weblebi “ŞikayetVar.com adresinde en çok şikayet alan kuruluş” olma başarısıyla kullanıcının aklında silinemeyecek bir iz etmişti. Peki onlarca şikayete weblebi.com adresinin cevabı ne olmuştu farkında mısınız?

Müşterimize siparişi ile ilgili detaylı bilgi mail yoluyla verilmiştir.

Daha detaylı bilgi istediğiniz her türlü sorunuz için satisdestek@weblebi.com ve weblebibilgi@gmail.com adresine mail atabilir, destek alabilirsiniz.

Saygılarımızla…
Weblebi.com

Aynen benim yaptığım gibi bir kopyala / yapıştır hamlesiyle verilen cevaplar ne derecede tatmin edici olabilir siz düşünün gerisini.

Kapanma sürecinde allahtan kargoya verilen ürünlerde sorun yaşanmadı ancak diğer ürünlerde bankaya dilekçe verilmesi şart oldu. Tabii ilk bir hafta bu konuyla ilgili bir yazı yayınlandı sitede. Sonrasında sadece e-posta adresi kalmıştı. Ya şimdi? Site bile yok ortada.

Site kaybolmadan önce yaptıkları açıklama da oldukça duygulandırdı tüm kullanıcıları.

Sayın müşterilerimiz,

2003 yılından beri faaliyet göstermekte olan weblebi.com, maalesef son dönemdeki bazı olumsuz olayların neticesinde ticari hayatını 05.08.2008 tarihinde sonlandırmak zorunda kalmıştır. Maalesef Türkiye’nin ve dünya piyasalarının içinde bulunduğu ekonomik zorluklar ve özellikle son dönemde internet alışveriş sektöründe bazı önemli firmaların zora girerek faaliyetlerine son vermeleri, ürün tedarikçilerinin ve bankaların sektöre olumsuz bakmalarına sebep olmuş ve tüm bunlar zincirleme olarak firmamızı faaliyetlerini sürdüremez duruma getirmiştir.

Sadece 2008 başından bugüne kadar 30.000’den fazla siparişi başarıyla sorunsuz olarak müşterilerine teslim etmiş olan weblebi.com, yakın dönemde sınırlı sayıda siparişi teminci firmalarla yaşanan sıkıntılardan dolayı müşterilerine teslim edememiştir.

Her zaman müşteri memnuniyetini en yüksek seviyede tutmayı ilke edinmiş olan firmamız, bu durumdan alışveriş yapmış siz müşterilerimizin herhangi bir zarar görmemeleri açısından sizi haklarınız konusunda bilgilendirmek istemektedir.

Aşağıdaki adımları uygulamanız durumunda, verdiğiniz siparişle ilgili bir mağduriyetiniz olmayacaktır:

1. Öncelikle, vermiş olduğunuz siparişin kargoya verilip verilmediğini weblebi.com sipariş takibi sayfasından kontrol ediniz. http://www.weblebi.com/siparislerim.aspx
2. Şayet verdiğiniz siparişiniz weblebi.com tarafından henüz kargo şirketine teslim edilmemişse, tüketici olarak öncelikle yapmanız gereken sitemizden yapmış olduğunuz alışverişte kullandığınız kredi kartının bağlı olduğu bankaya bir itiraz dilekçesi yazarak ilgili tutarın kredi kartınıza iade edilmesini talep etmektir.
3. Mastercard/Visa kuralları gereğince eğer siparişinizin kargo fişi ibraz edilemiyorsa, bankanız kredi kartınıza bu meblağı iade edip, firmamız hesabından ilgili tutarı tahsil etmekle yükümlüdür. bu açıdan her durumda siz tüketici olarak mağdur olmadan sipariş tutarınızın tamamını iade olarak alabileceksiniz.
4. Daha önce satın almış olduğunuz ve size teslim edilmiş tüm ürünler üretici ya da ithalatçı firma garantisi altındadır. yasal garanti süresi içersinde herhangi bire sorun yaşamanız durumunda, üretici ya da ithalatçı firma ürününüzdeki kusuru telafi etmekle yükümlüdür.

Tarafınıza yaşattığımız bu olumsuz durum için çok özür diler, bu konuda her türlü sorunuz için bundan sonra bilgi@weblebi.com adresine mail atabileceğinizi belirtmek isteriz.

Saygılarımızla.”

Tabii weblebi.com mağdurlarının açtığı Facebook grubunu ziyaret edebilirsiniz. Tabii sikayetvar.com adresinde Weblebi ile ilgili şikayetleri de inceleyebilirsiniz.

Peki konumuz Weblebi.com adresi mi olmalı, yoksa genel olarak online alışveriş konusu mu?

Bu durumda önemli olan alışveriş yapmadan önce detaylşı bir şekilde araştırma yapmak. Genelde bu tür konularda Türk alışveriş siteleri hakkında Google kadar değerli bilgiler sunan bir site olarak sikayetvar.com adresine başvurmanız tavsiyemdir.

Ayrıca hiç bir sitede bulunmayan bir ürün, eğer bir sitede stoklarda var olarak görünüyorsa öncelikle telefon edip bilgi almanızı tavsiye ederim. Çoğu zaman stoklarda olmayan ürünlerin varmış gibi gösterildiği durumlarla karşılaşabilirsiniz.

Aynı konuda fiyat karşılaştırmasında olağan dışı bir ucuzluk gördüğünüzde de muhakkak telefon yoluna başvurmanız sizin adınıza olumlu olacaktır.


Metallica konseri, Zaman gazetesi, Güngören olayları…

Written by h'ozerdem on Ağu 5th, 2008 | Files under Kişisel Yazılar

Arabamla bir iş görüşmesine gidiyordum. Bir yaz günüydü ama siyah t-shirt ve kot pantolonum ile bindim arabama. Sene 90ların sonlarıydı. 10 seneden fazla geçmiş yani. Erenköy’deki büromdan çıktıktan sonra Ethemefendi Caddesi’nde bir çevirmede polis memurunun aklıma kazınan sorusunu unutamadım o günden beri…
“Satanist misin?”
Öyle anlamsız bir soruydu ki… Evet desem içten olup olmadığımı neye göre bilecekti karşımdaki kişi? Hayır desem yalan söyleyim söylenmediğini nasıl anlayabilirdi ki? Satanizm sadece siyah giymekle mi olunuyordu?
“Elhamdülillah müslümanım…” dedim kendisine. “Tamam, geç!” dedi ve gittim. (Bu arada soracak olursanız evet, “elhamdülillah Müslümanım”)

20 - 30 yaş arası bir çok kişi hatırlayacaktır o dönemi. Bir kaç kendini bilmez şeytana tapma ayini düzenlemiş ve birilerini katletmişlerdi. Bu iğrenç ötesi olaydaki suçluların şeytana tapan kişiler olduklarını belirtmeleri benim gibi bir çok rock ve metal müzik dinleyeni de “satanist” damgası ile suçlanır duruma düşürmüştü. Peki bu dönemde olan bir yanlış anlaşılma halen devam ediyor mu derseniz “Evet” demek zorundayız.

Zaman Gazetesi’nde “Ali Bulaç” isimli yazarın yazdığı şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Yazıdan bazı incilere dikkat çekmek gerekirse.

İstanbul’un göbeğinde, Ali Sami Yen’de Metallica adlı müzik grubu bir konser verdi. Türkiye’nin her tarafından 40 bin kişi toplanmıştı. Programın başlamasından 15 dakika önce, konserin verildiği yerden birkaç km ötede, yani Güngören’de cesetler parçalandı; kol bacak havaya uçuştu. Bu laik, ateist, agnostik, aczmendi müsveddelerinin de umurunda olmadı. Transa geçmiş vaziyette kafalarını sallamaya devam ettiler; tepindiler; kendilerine özgü ritüelleriyle satanizmden ödünç tapınmalar yaptılar. İçtiler, bağırdılar, gürültüyü bastıran gürültü cinsinden müzikleriyle İstanbul semalarından arşa yükselen çığlıkları, bedenleri parçalanan masum insanların feryatlarını bastırmaya çalıştılar.

Öncelikle bir cevap verilmiş. Metallica konserinin organizatörü “Cengizhan Yeldan” kardeşimiz haklı olarak cevap hakkını kullanmış. Buradan okuyabileceğiniz cevapta gerekenler söylenmiş ancak kendi adıma hala söylemek istediklerim var.

Ali Bey 40bin kişiyi “laik, ateist, agnostik ve aczmendi” olarak belirtmiş ve bu özelliklerle müsvedde olarak suçlamışsınız. Öncelikle laikliği bir acizlik, bir müsveddelik için sebep göstermeniz konusunda yorum yapmaya bile gerek görmüyorum. Yazınızda belirttiğiniz üzere muhtemelen şekeriniz yükselmiş olacak ki dediklerinizin nerelere gittiğini düşünmemişsiniz. Ancak devamında transa geçmiş şekilde kafa sallayan kişilerin, satanist ritüellerden alıntı yaparak tapınmalar yaptıklarını belirtmişsiniz ki, bu durumda Afrika’da bir çok kabile, Türkiye’de bir çok dini grup hala bu şekilde kafa sallıyor. Onlar da mı satanist? Her kafa sallayan, her Metallica veya benzeri metal grupları dinleyen satanizmden mi etkileniyor? İlla bu şekilde konu hakkında bilgisi olmayan insanları “linçe teşvik edecek şekilde” yönlendirmek kimin haddine düşmüş?

Geçiniz bunları efendim. Olaydan haberdar olmayan o 40bin kişilik kitleyi haberdar edin bakalım, nasıl tepki vereceklerdi.

Lütfen her köşesi olan yazar, bu köşenin nasıl bir ağırlığı olduğunun farkına varsın artık!

Linkler

Ayrıca bir ek olarak duman6.gen.tr sitesinden Ali Bulaç’a gönderilmesi düşünülen yazılar şu şekildedir.

27 Temmuz günü sizinde bildiğiniz gibi memleketimizde hiçbir zihniyetin hoş görmeyeceği vahim bir terör olayı yaşandı. “Sözün bittiği yer!” başlığı ile yayınladığınız yazınızda da dile getirdiğiniz gibi bu işten çıkarı olanlar ve haz duyanlar oldu. Hatta bizzat bizimle aynı dili, dini ve toprağı paylaşan insanlardan umursamayanlarda oldu. Ama üzülerek söylemeliyim ki yazınızda bu kesime dahil ettiğiniz insanların bir çoğu düştükleri bu durumdan oldukça rahatsız oldu. Cumhuriyetin değişmez niteliği olan laikliği bir aşağılama ifadesi olarak kullanarak hedef gösterdiğiniz genç kesim de onlardan biri. Bu yazıyı size yollamamızın amacı sizin gibi okumuş ve bizlere örnek olması gereken bir yazarın bu niteliği aşağılayıcı bir ifade gibi kullanması ve bu tür konularda yurdumuzda ki çoğu kesimden daha tepkili olan biz genç kesimi müşkül duruma düşürmenizdir. Anayasamızda belirtildiği gibi cumhuriyetimizin değiştirilemez bir niteliği olan laikliği bir utançmış gibi göstermeniz kabul edilemez bir gaflettir. Ama yinede amacımız sizi yargılamak değil onun yerine rock ve metal dinleyen insanlara karşı göstermiş olduğunuz önyargıyı duruma açıklık getirerek ortadan kaldırmaktır.

Bu önyargıya maruz kalan metal ve rock müzik dinleyecisi kesim için bu tür durumlar alışıla gelmiş bir olay artık. 1999 yılında meydana gelen satanizm cinayetinden sonrada buna benzer bir fişleme operasyonu başlatılmıştı. Siyah giyen herkes satanist damgası yiyerek gözaltına alınmıştı hatırlarsanız. Ama daha sonrasında aynı yıl meydana gelen 17 Ağustos depreminde müşkül duruma düşen vatandaşların unutulmaması için yürüyüş düzenleyen insanlar yine aynı gözaltına alınan kesimden insanlardı. Tabi bunlarda balık hafızasına sahip memleketimiz insanları için geçmişte bir anı olarak kaldı ve öylece konu kapandı. Aradan yıllar geçti ama göstermiş olduğunuz tavırdan belli oluyor ki metal ve rock müzik dinleyen bizlere karşı önyargılar hala değişmemiş. Eğer yazarlık ve düşünür kimliğiniz ile imkanlarınızı kullanarak metal ve rock dinleyen kesimi biraz olsun araştırırsanız aslında olayların hiçte göründüğü gibi olmadığını sizde anlayacaksınızdır.

Emin olun ki bombalı saldırının gerçekleştiği saatte Metallica konserinde olan insanların hiç biri konser çıkışında bu olayı öğrendiklerinde tepkisiz kalmadı. Belki fiili olarak bir tepki gerçekleşmedi ama internet ortamına bakarsanız rock ve metal forumlarında bu olayın şiddetle kınandığına sizde şahit olursunuz. Aynı durum arkadaş ortamlarında da dile geliyor elbette. Bu durumu sadece terör saldırısı üzerinden değil de daha geniş çaplı ele alırsak Metallica veyahut başka grupların aslında dünya genelinde bu tür olaylara ne kadar duyarlı olduklarını yaptıkları parçaların sözlerinden anlayabiliriz. Burada bu tür örnekleri uzun uzadıya yazabiliriz elbette ama inanıyoruz ki sizde araştırarak hepsine ulaşabilirsiniz. Bu yazıyı sizden bir özür beklediğimiz için yazmıyoruz tek isteğimiz lütfen ön yargınızı bir kenara bırakıp rock ve metal müziğini hakkettiği ölçüde araştırın ve bahsettiğiniz o umursamaz gençliğin aslında yaşlarından çok daha büyük sorumlulukları yüklendiğinin farkına varın lütfen.

Bütün bunları okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederiz ve yazarlık hayatınızda başarılar dileriz.

Diğer yazı ise şu şekilde;

27 Temmuz günü Türkiye teröre bu kez 17 can ile boyun eğmek zorunda kaldı.Bu boyun eğişlerin sadece görünen tarafıdır.Doğu illerinde bu durumlar hergün gerçekleşmektedir.Ama bir Şırnak’taki can kayıpları bu patlama kadar popüler olamamaktadır.Aslında popüler kelimesi bu konu için yanlış bir kavramdır ama anlatmaya çalıştığımız kesime tam uymaktadır.

Yazıda duyarlılıktan bahsedilmiş.Duyarlılık İstanbul gibi bir şehir patlamasına ,elinde kumandayla haber izleyip, ertesi güne yorum yapıp, duyarsızlık şuçlamasını başkalarına yüklemek değildir.O anki duyarlılık, gidip oradaki can kayıplarının ailelerini teselli etmektir.Veya her yazının altına konu ne olursa olsun minikte olsa teröre karşı bir gönderme yapmaktır.

Bu terör felaketi yalnızca 27 Temmuzda yaşanmamıştır.Doğu illerinde sabah bakkal diyerek ekmek aldığınız kişi gece siyah peçeleriyle onlarca can almakta, buna dayanamayan Türk gençleri daha iyi bir yaşam için insan tacirlerinin eline düşmektedir.İşte duyarlılık bu olanları halka herzaman gösterebilmektir.Olup biten bir durumun ardından, hiçbir şekilde o an da patlamadan heberi olamayacak bir kesime insan müsfeddesi diyerek olmaz.

Evet bu tepki o müsfedde kesiminden geliyor size.Aylar önce ayarlanmış bir konserin o güne denk gelmesi evet çok da iyi bir durum değildir.Ama haklı gürültünün içindeki habersiz insanlara müsfedde diyebilme hakkını hiçkimseye vermez. Konserin kapı açılışı 15:00 dır ve o saatten sonra sizin tabirinizle gürültü başlamıştır.Bunun üstüne de fazla bişey söylemeye gerek yoktur.Ki sizin ataist diyerek bahsettiğiniz kesim bu durumlara ülkemizdeki birçok insandan daha duyarlı ve sizin aksi düşüncenize rağmen daha inançlıdır.Minik bir gözlem ve araştırma anlamanıza yetecektir.Bu insanlar hakkında bişeyler kesip kan akıtmak gibi örnekler düşünecek olursanız da o durumlar inançla değil tamamen insanın akli dengesine bağlıdır.Bu insanlara tavrınızı böyle bir olayı kullanarak veryansın etmeniz, sizin de bu kötü duruma beslediğiniz duyarlılığın boyutunu göstermektedir.Bu patlamalar milletin huzurunu kaçırmak içindir ve sizin bu tutumunuz amaçlarına ulaşmalarına yardımcı olmaktadır.

Gazetecilik bu gibi durumlarda halkın bütünlüğünü sağlayabilecek, acıyı deşip o insanları daha da üzebilecek yazılardan kaçınmak olmalıdır.Her türlü kesime önyargıda bulunup, insanların yalnızca görünen profillerini kullanıp, bir halkı birkaç parçaya ayırmaya yardımcı olmak değildir.Bunu gazeteci ünvanı olmayan birçok insan yapabilme kapasitesine sahiptir.SAYGILAR!

Yazıların orjinal halleriniz duman6.gen.tr sitesinde görüntüleyebilirsiniz.


Cuil gerçekten Google için bir rakip mi?

Written by h'ozerdem on Ağu 1st, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO, İnternet / Bilişim

cuil.jpgBir çok yerde duyduk “killer” kelimesini. İngilizce bir kelime olan “killer” öldüren kişi, katil anlamına geliyor dilimize çevrildiğinde. Tabii işin teknoloji yönünde kimsenin birbirini vurduğu yok, içiniz rahat olsun. Buradaki killer popüler bir teknolojinin veya ürünün benzerinin orjinalinin pazar payını darmadağın etmesi anlamına gelmekte. Eh biraz da öldürmek oluyor tabii ki.

Apple iPod ürününü ilk pazara sürdüğünde, takipçisi olan ürünlerin iPod benzeri özelliklerle “iPod killer” olarak anılmaya başlamasıyla süren bu jargon şimdilerde bazı yabancı sitelerde Cuil için “google killer” denmesi ile devam etmekte.

Tabii benim de doğal olarak ilgimi çekti. Google gibi bir devi yerinden indirmeyi bırakın, şöyle hafifçe kıpırdatalım demek için ciddi bir yenilikle karşımıza çıkması gerekiyordu Cuil’in. Firefox’un adres satırına “cuil.com” yazdığımda karşıma gelen sayfa bana biraz “web2.0″ görünümlü “gugıl benzeri” olarak görünmeye başladı. Tabii arama kutusunun altında yazan “Search 121,617,892,992 web pages” yazısı da ilk başta amanın dedirtir gibi görünmedi değil.

Gelgelelim arama yapmaya başladığımızda nelerle karşılaştık.

Öncelikle sıralamanın nasıl olduğunu algılamak bile düşündürücü bir süreç gerektiriyor. Firmamın sitesi “antalyatasarim.com” adresinin daha ben kayıt etmeden ilk 10′da olması ne kadar keyif verici olsa da sitenin görsel değişiklikle Google rekabetini düşünemeyeceği aşikar.

Ardından ilk iş olarak “Your Privacy” kelimesinin geçtiği yerden Cuil’in kişisel haklara yaklaşımı nasıl diye bir değerlendirmeye giriştim.

Maşallah bu metni hazırlayanlar arasındaki avukatlardan birisini hemen işe almak istedim. Bu denli değişebilir mir metni yazmak her babayiğidin harcı değil. İlk okuduğunuzda sanki tüm haklarınız korunuyor gibi görünse de, aslında kazın ayağı hiç de öyle görünmemekte. Hatta yazıda bu maddelerin Cuil.com tarafından istendiği gibi değiştirilebileceği belirtilmiş ki bu durum içler acısı bir hal alabilir ileride. Hele ciddi popülerliğe ulaşıldığında olası bir hukuki sorunda”Your Privacy” sayfasında ne gibi değişiklikler olur allah bilir.

Önce eğri oturup doğru konuşalım. Google ile uğraşmak her babayiğidin harcı değil. Evet Cuil.com kurucularından bazıları eski Google çalışanlarından, bu da insana bazı projelerin Google’dan sızması ihtimalini hatırlatabiliyor. Ancak sadece sızmakla olacak iş değil.

Cuil.com için “Google Killer” kelimesini kullanacak bir durum yok ortada. Ancak ileride zaman ne gösterir bilinmez.


Mojave Experiment… Vista’yı beğenmişiz de haberimiz yokmuş…

Written by h'ozerdem on Ağu 1st, 2008 | Files under Genel Yazılar, İnternet / Bilişim

mojave.jpgEvet herkes duydu ilk önce şehir efsanesi tadında başlayan Microsoft’un Mojave deneyini.

Peki neydi bu deney?

“Hala bir türlü beğendirilemeyen Vista’nın negatif yönleri üzerinde durularak bir video oluşturuldu ve belli bir Windows XP kullanıcı topluluğuna seyrettirildi. Topluluktan Vista ile ilgili görüşleri alındıktan sonra Mojave adında bir işletim sistemi gösterildi. İşletim sisteminden yüzde 90 pozitif görüş alındıktan sonra Mojave’nin aslında Vista olduğu açıklandı.”

Ardından bunun gerçek olduğu hatta bu projenin internet sitesinin de yayına girdiği haberi çıktı piyasada. The “Mojave Experiment” web sitesine buradan ulaşabiliyorsunuz. Siteyi arkadaşlarla incelerken bazen epey güldüğümüz anlar da oldu, düşündüren kelimeler de. Bu denli gülmemize neden olan bir işletim sisteminin kullanımı hakkında değil de, görüntüleri hakkında insanların yorum yapması oldu.

“Araba alırken sadece reklamlarını seyredip mi alıyoruz sanıyorlar?” dedi bir arkadaşım…
Öyle ya. Hangi reklamda veya tanıtımda bir firma ürününü kötüler? Bir işletim sisteminin görsel güzelliğinden ziyade stabil çalışması gibi unsurlar ön plandadır diye düşünüyorduk. Ardından bir soru daha geldi.

“Hangi sunucuda şirin wallpaperlar veya görsel temalar kullandık be hocam?” dedi aynı arkadaş…

Videolarda genelde görsel özelliklerden ve hızdan bahsedilirken her nedense hiç bir kullanıcının bilgisayar kullanmamış olması, sadece izledikleir hakkında yorum yapmaları çok ilginç.

Microsoft’un bu tutumuna anlam vermek de güç geliyor. PCWorld’den Levent Polater’in yazısında belirttiği gibi;

Microsoft’un Vista’yı aldırmaya yönelik bu çabaları sonuçsuz kalacak gibi görünmüyor, ancak zaten 140 milyon satmış ve çoğu yeni laptop ve masaüstü bilgisayarların zaten işletim sistemlerinin Vista olarak satılmasına rağmen Microsoft’un bu açgözlülüğünü anlamak zor görünüyor. Windows 7′ye geri sayım yapılan şu günlerde XP kullanıcısıysanız ve alışmışsanız Vista’ya geçmenin şu anda bizce hiçbir nedeni yok.

Bu sözlere katılmamak elde değil. Hele her açtığınızda güncelleme yüklemelerinden internet sitelerini gezemez olduğunuz bir işletim sisteminin güvenilirlik ve düzgün çalışma konularında biraz daha vakite ihtiyacı olduğu su götürmez bir gerçek.

“Neden mi Vista’ya karşıyız?” derseniz kimse Vista’ya karşı değil. Teknolojinin bu denli hızlı geliştiği bir devirde hangimiz ona buna karşı olabiliriz ki? Sadece anlamsız olur. Asıl sorun elimizde halen kullandığımız işletim sistemlerimizden temel anlamda hiçbir farkı olmayan, neredeyse sadece görsel yönden zenginleştirilmiş, inanılmaz derecede işlemci ve hafıza zorlayan, her yazılımı stabil çalıştıramadığınız başka bir işletim sisteminin bize zorla dayatılması oldukça rahatsız edici.


Kurumsal Bloglar

Written by h'ozerdem on Tem 30th, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

kurumsal-blog-sorunlari.jpgSon zamanlarda “blog” kelimesinin tam manası ile ilgili bir çok tartışma sürüyor. Kimisi sadece günlük olarak nitelendirirken, kimisi de haberleşmenin yeni boyutu olarak değerlendirmekte. Özellikle “kurumsal blog” kavramı henüz ülkemizde tam olarak çözülmüş değil.

Evet, blog yeni bir iletişim sistemi. Yurtdışında bir çok kuruluş, hedef kitleleri ile iletişim için benimsiyor bu yöntemi. Öncelikle kişisel kullanıcıların benimsediği blogların iş dünyası tarafından dikkate alınması uzun sürmedi. Kurumsal bloglar kuruluşların gerek müşterileriyle, gerek çalışanlarıyla, gerek medya ile iletişiminde önemli bir yer tutar oldu.

Kurumsal bloglar sadece kendileri için değil, rakip firmalar hakkındaki yazıları da takip etmek için bloglardan faydalanır hale geldiler.

Bir kurumsal blog açmak sadece hazır bir yazılımı kurmak ve tema tasarımını yapmaktan ibaret değil. Bu süreçten önce kurumun iyi organize olmuş bir yönetim ile blog sitelerine gereken ilgi ve zamanı ayırmayı göze alması bir şart. İyi niyetle başlanıp devam ettirilemeyen bir blog, ancak yıllar önce terkedilmiş bir kasabaya benzeyecektir.

Kurumsal blogdan efektif faydalanabilmek için blogun isminden, yazarlarına kadar seçimlerin iyi yapılması gerekmekte. Blogger olarak tanımlanacak bu kişilerin, şirketin alt yapısı, hizmet ve ürünleri hakkında oldukça iyi bir bilgiye haiz olması gerekmektedir. Deneyimlerini, şirketin sırlarını ifşa etmeden, öne sürülmesi gereken bilgileri ortaya çıkartarak paylaşabilmesi en önemli unsur.

Tabii bu noktada kurumun da şeffaflık düsturuna yakın bir duruşu olması gerekli bir şarttır. Bu tür bloglarda başarı için gerekli zamanın ayrılması, ilgi çekici başlıklara yer verilmesi, içeriğin güncel tutulması ve yorum eklenmesine teşvik edici bir ortamın oluşturulması şarttır.

Bloglarda ilk olarak iletişim konusunda deneyimi olmayan kişilerin yazmaları ters tepebilir. İşinden, yöneticisinden hoşnut olmayan bir kişinin anlık bir kişisel hatası sonucu bloga ekleyeceği yazının nasıl bir sonuç doğuracağını siz düşünün. Tabii üst düzey yöneticilerin de bu konuda oldukça iyi düşünmeleri lazım. Nasıl bir zamanlar internet sitelerinin giriş sayfasına firma sahibinin resminin konması gibi hatalar günümüzde komik birer anı olarak kaldıysa, blogların da şirket yöneticilerinin ego tatmini için kullandıkları bir alan olmaması gerekmektedir.

Üst düzey yöneticilerin bir çoğu iş programları arasında bloglamaya zaman ayıramayacaklarını düşünürken, bu işe zaman ayıran kitle de gün geçtikçe artmakta. Zira bir müşterinin bir firmanın sahibinden okuyacağı bir yazı, normal bir çalışanın yazacağı yüzlerce satırdan çok daha etkili olacaktır. Tabii ki bu kararın verilmesinde de yönetimde olanların iletişim konusunda yetenekleri ön planda olacaktır.

Bir kurumsal blogda şeffaflıktan bahsettik. Bu şeffaflık hataları konusunda açık sözlü olmayı beceremeyen kuruluşlara pek tavsiyemiz olmaz. Doğal olarak her firmanın sorunları olacaktır, fakat kendi içinde bile bunu tartışamayan kuruluşların bloglarından başarı sağlamaları çok zor olacaktır.

Üstüne üstlük Polyanna modunda “her şeyin mükemmel göründüğü” kuruluşlara da günümüzde kimse çok sıcak bakmamakta. Tabii bir endişe de söz konusu. Bir bloga konan bilginin kaç milyon kişi tarafından okunabileceği tahmin edilemezken kurumsal bloglarda şeffaflık için sınırların belirlenmesi yerine, blogların çok iyi tanımlanmış amaç ve politikaları olması şartı vardır. Doğal olarak tüm kuruluşlar finansal, hukuki vb. bilgilerin saklı tutma hakkını bloglarında da kullanacaklardır. Fakat çalışanların katılımlarında bu uygulamada sorunlar yaşanabilmekte. Bu nedenle hakların çok iyi belirlenmesi gereklidir.

Peki kurumsal blogların faydası ne olmaktadır derseniz sadece tek bir faydadan bahsetmek yanlış olacaktır. Öncelikle şirketin hedef kitlesi ve çalışanları ile birlikte şeffaf ve dürüst bir yapı göz önüne koymak diyebiliriz. Sadece “Hakkımızda” başlığı altında yavan bir yazı yerine, gün geçtikçe size haberler sunan, size içtenlikle bilgiler veren bir blog çok daha samimi duruyor.

Ayrıca arama motorlarındaki yadsınamaz başarıları da şirketlere avantaj sağlamaktadır. Hem de düşük maliyetli olan bu çalışma bütçe konusunda sıkıntı yaşamak istemeyen kuruluşlar için ideal bir çözüm oluşturmakta.

Maddelemek gerekirse faydaları şu şekilde toparlayalım;

  • Kuruluş hakkında olumlu bir görüş oluşmasında faydalıdır.
  • Pazarda yer alan diğer kuruluşlara kendinizi duyurmanız adına iyi bir etki yaratır.
  • Düşük maliyetlidir.
  • Güncel bilgilerin paylaşılıp, fikirlerin ortaya konması için uygun bir ortamdır.
  • Hedef kitlenin size dönüşü için çok yararlıdır. Ayrıca kitlenin sadakati adına da artı puan oluşturur.
  • İç ve dış iletişim güçlenir.


Web site tasarımında Flash kullanımı… Hem iyi, hem kötü, hem de çirkin…

Written by h'ozerdem on Tem 28th, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO, Web Tasarım

01-eye-4-u.jpgHepimiz bir dönemler ağzımız açık bakmıştık bazı sitelere. O döneme kadar dinamik bir web altyapısı olmayan sitelere muhtaç bir şekilde Flash ile tanışmıştık. Resimdeki örnek site www.eye4u.com sitesidir ve 90′lı yılların ortalarından itibaren tasarımda ufak değişiklikler dışında aynı kalarak devam etmiştir yayınına.

Farklıydı, hızlıydı. Bir gif animasyon yaratmak için her imajı teker teker yaratmak lazım olurken, Macromedia Flash ile tıpkı Commodore 64 ve Amiga dönemlerindeki sprite mantığı ile objelere animasyon verilebiliyordu.

İlk 3 sürüme kadar fazla tutmadı tabii ki. Herhangi bir standart oluşmamışken, Netscape Navigator ile Internet Explorer arasındaki savaşa kurban gidecekti ki, sonrasında düzelmeye başladı işler. İnsanlar internet sitelerinden daha fazlasını beklemeye başlamışlardı, daha fazla görsellik ve sadece göze değil, kulağa da hitap etmenin kolaylaştığı bir yol olmuştu Flash siteler. O dönemde halen 56k gibi inanılmaz düşük rakamlarda dakikalar alan yükleme sorunları bile problem değildi hatta.

Müşterilerimiz de, site ziyaretçileri de daha fazla flash çılgınlığına kaptırmıştı kendini. Bir bakıma da iyi oluyordu. Browser uyumsuzluğu gibi bir sorunla mücadele etmek yerine, siteyi izlemek için sadece player yüklemeniz yeterli demek uygun bir tercih gibi görünmeye başlamıştı web tasarım firmalarına.

Geliştikçe farklı kullanım alanları buldu kendine Flash. Sadece internet sitelerinde kalmayıp, multimedya CD hazırlıklarında da ideal bir çözüm olmaya başlamıştı. Ne de olsa Director’dan daha az işlemci ve ram ihtiyacına sahipti. Aynı zamanda bir flash tabanlı web sitesini, ufak bir oynama ile CD’ye basıp multimedya CD olarak sunmak hem müşteri için daha cazipti, hem de kullanıcı için daha rahatlatıcıydı.

Derken HTML ve diğer dil kodlarında yapılan standartizasyon çalışmaları, Google’ın arama sistemlerinde yaptığı devrim sayılabilecek gelişmeler, flash sitelerin bir handikapını ortaya çıkardı.

Evet biz gözlerimizle yazıları okuyabiliyor, animasyonlarda bulunan cıvıl cıvıl efektler arasında sloganları algılayabiliyorduk. Ya arama motorları?

Bir resmin üzerinde bulunan, veya bir animasyonda gördüğünüz (ister flash, ister gif ve benzeri animasyonlar olsun) yazılar ne yazık ki hala arama motorları tarafından okunamıyorlar. Okunmaları için kullanabileceğiniz yollara rağmen tarayıcı uyumsuzluğu vb. durumlarla karşılaşmanız da çok büyük ihtimal. Bu nedenle bazı flash sitelerin kodlarını incelediğinizde, tasarımcının “flash dosyada kullanılan kelimeler” gibi bir tag kullanmasına rastlayabilirsiniz.

Peki flash kötü mü?

Önce Flash’ın bazı artıları ile başlayalım. Öncelikle Flash;

  • Interaktiftir…
    HTML ve diğer diller ile yapamayacağınız kadar etkileşimli siteler yaratabilirsiniz. İster video ister müzik olsun sayfalarınıza ekleyebilir, ve ziyaretçiye etkileşimli formlardan tutun, online oyunlara kadar geniş bir yelpazede gezinme keyfi sağlayabilirsiniz.
  • Standartları bellidir…
    Ziyaretçinin hangi tarayıcı ile girdiği neredeyse önemsizdir. Hangi özelliği eklerseniz ekleyin, kullanılan kodlarda Flash yazılımının dışında bir standarta uyumluluk şartı yoktur. Ziyaretçinin tarayıcısında “flash player” eklentisi bulunması kafidir.
  • Görsellik açısından etkileyicidir…
    Bir ürünün veya mekanın tanıtımını video ile yapmanız demek ziyaretçinin minimum 4-5 MB ‘lık bir dosya yüklemesini gerektirmektedir. Dahası sayfanın açılış hızından tutun, görüntü kalitesine kadar bir çok konuda çeşitli engellerle karşı karşıya kalırsınız. Flash yazılımında ister vektörel çizimler ile ister imaj dosyaları ile çalışın, sonuç olarak görsel yönden daha doyurucu ve daha hızlı yüklenen (tabii burası sizin bilginize kalmış) siteler yaratabilirsiniz.

Flash’ın kötü ve çirkin yönlerine gelirsek Flash;

  • Kendine ait bir player kurulumunu gerektirir…
    Belki evinizde, veya ofisinizde yüksek güvenlikli bir ağ kullanmaya ihtiyacınız olmayabilir. Ancak bir bankanın veya devlet kuruluşunun firewall (güvenlik duvarı) sisteminde engellenen yazılımlardan birisi de “flash player” olmaktadır. Hatta Firefox gibi yazılımların add-on destekleri arasında flash dosyaları engelleme gibi özellikleri de sayabiliriz. Dahası başlangıç seviyesinde bir kullanıcının (düşük ihtimalle de olsa) flash player kurulu olmayan tarayıcısında göreceği boş ekranda “flash player” yüklenmesi için vereceğiniz linki takip etmemesi, veya takip etse dahi kuramaması ihtimaller arasındadır.
  • Site optimizasyonu için uygun değildir…
    Bir çok müşterimiz Flash tasarımlı web siteleri istemekte.
    İlk sorumuz ise “SEO” veya “Arama Motoru Optimizasyonu” ister misiniz?
    Ne denirse densin SEO işlemlerinin temeli içeriktir. İçerik ise yazılarda bulunur. Yazıları okunamayan bir sitenin arama motoru optimizasyonu için ne kadar büyük bir handikap taşıdığını belirtmemize gerek yok sanırız.
  • Yüklenme süresi uzun olabilir…
    Bu madde biraz da size bağlı. Bir çok flash tasarımcısı olarak geçinen kişi henüz loading script kullanımından bihaber. Bu durumda diyelim ki yükleme ekranınız var. Bir ziyaretçinin ortalama olarak % ile başlayıp iki haneli rakamların altındaki barın dolmasını bekleme süresi ortalama 20 saniye!
    Yanlış duymadınız, yazı ile #yirmi saniye#.
    Günümüzde kullanıcı beklemeyi sevmiyor. Bekleten kişilere de pek iyi gözle bakmıyor. Bu nedenle bazı ufak hileleri kullanmanız tavsiyedir. Sitenin ilk sayfasının aslında yükleme scriptinin ta kendisi olması gibi.

Sonuç olarak Flash site, görsel olarak etkileyici sunumlar isteyen firmalar için birebir bir çözüm olabilir. Ancak işin içinde SEO kelimesi geçtiği anda bir daha gözden geçirmeniz tavsiyemdir.