Google Chrome - Yeni browser yazılımı hayırlı olsun!

Written by h'ozerdem on Eyl 4th, 2008 | Files under Haber / Yorum, İnternet / Bilişim


Son zamanlarda bir çok yerde duyduk Google’ın yeni tarayıcı yazılımı Chrome ismini. Google Blog’unda belirtilene göre Google çok daha sade ve hızlı bir yazılım için çalışmalarda bulunmuş. Göründüğü kadarıyla da başarmış. Zira iki gündür kullandığım yazılım oldukça hızlı ve stabil çalışmakta. Ayrıca bir Open Source Project ürünü olması da oldukça güzel.

Google Chrome arkasındaki Chromium Open Source Project sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Google Chrome Kurulumu, Kullanımı ve Özellikleri

Google Chrome için indirilen dosya aslında kurulum dosyası değil, bu dosya kurulumu başlatıp gereken verilerin bilgisayarınıza indirilmesini sağlıyor. Merak etmeyin bu işlem de 1 dakikada bitiyor. Kurulum sonrasında bilgisayarın yeniden başlatılması gibi bir şart bulunmamakta. Ayrıca Firefox ve IE gibi yazılımlardan da verileri alabiliyorsunuz.

Tarayıcı oldukça sade. Herşey Türkçe ve kusursuz bir Türkçe ile karşılaşacaksınız.

Sık ziyaret ettiğiniz internet sitelerine kısayol oluşturabilmeniz hoş bir özellik, diğer tarayıcılarda da olan bu özelliği Google biraz daha ön planda tutmakta. Sayfa denetleme butonuna tıklayın ve açılan menüden “Uygulama kısayolları oluştur” seçeneğine tıklayın. Masaüstüne o anda bulunduğunuz sayfaya ait bir kısayol eklenecektir.

Firefox ve benzeri yazılımların Windows Görev Yöneticisi’nde görülen RAM ve işlemci kullanımları tek kalemde 80 vb megabytelar ile ölçülürken Google Chrome, chrome.exe dosyasını açtığınız her tab için tekrar tekrar çalıştırmakta. Tab başına da 20 - 30 MB civarı bir RAM kullanımı şu anda pek de iç açıcı değil gibi görünse de Google bunu her pencereyi ayrı “sandbox” içinde tutmaktan bahsederek izha etmekte ve gerekçe olarak da bir sayfada oluşacak işlem hatasının tüm yazılımı kapatmaması amacını ortaya sürmekte.

Daha hızlı bir Javascript Engine yaratıldığı belirtilmiş. V8 olarak adlandırılan bu sistem ile henüz diğer tarayıcıların kullanamadığı javascriptleri kullanabilir olacağınız belirtiliyor.

Ağustos 2008′de Mozilla ile ortaklık anlaşması imzalayan Google’ın bu atağı zaten Firefox ve Opera tarafından şamar oğlanına dönmüş olan Internet Explorer’ı ne hale getireceği merak konusu.

Google Chrome’un bazı yönlerden Firefox, bazı yönlerden Safari ile benzerlikleri olduğu aşikar. Hatta “şifreleri kaydetme sekmesi” de oldukça tanıdık gelebilir Firefox kullanıcılarına. Peki şimdiye kadar Firefox browser’e destek veren Google acaba neden yeni bir tarayıcı geliştirdi bunu zaman gösterecek.

Google AdSense ile web yayıncılarına Firefox tavsiye ettirirken, web sitesinde yayınlayan yayıncı her indirme başına Google’den ücret alırken Ağustos ayının son haftasında bu tavsiyenin kalkması biraz ilginç. Hemen ardından da Google, Google Chrome browseri ortaya çıkardı.

Google chrome ile gezdiğimiz sayfalarda kullanılan user Agent bilgisi
Mozilla/5.0 (Windows; U; Windows NT 6.0; en-US) AppleWebKit/525.13 (KHTML, like Gecko) Chrome/0.2.149.27 Safari/525.13 bu şekilde görünmektedir.

Google Chrome, otomatik olarak ilgili sorguları, tarama geçmişin eşleşmeler ve adres çubuğu girişine dayanan popüler web sitelerini önerebiliyor. Adres çubuğuna yazdığınız kelime ile ilgili arama kelimeleri size öneri olarak sunuluyor ve bu sistem için “Google Öneri” hizmeti kullanılıyor.

Hediyeler veya doğum günleri gibi sürprizlerin planlaması için gizli modu kullanmanız söz konusu. Her ne kadar minarenin kılıfı olarak bunu sunsalar da gizli moddayken açtığınız web sayfalarını, tarama geçmişinizde izlenmeyecek şekilde kullanıyorsunuz Google Chrome ile. Gizli pencere kapatıldığında yeni çerezlerin tümü siliniyor.

İnternet sitelerinin olmazsa olmazı formlarda vazgeçilmezlerinden olan textarea kutuları hakkında oldukça güzel bir özellik sunuyor Google Chrome. Formlarda yazıları yazacağımız textarea alanları bazen bize küçük veya fazla büyük gelebilir. Artık bu büyüklüğü kendimiz Google Chrome ile düzenleyebiliyoruz. Textarea kutusunun sağ alt köşesindeki noktalı üçgen kısmına mouse ile gelip ve sürüklememiz yeterli. Tabii bu özelliğe Firefox’da buradan edineceğiniz eklenti ile de sahip olabiliyorsunuz.

Buna benzer bir çok yeni özellikle Google Chrome ilginç ve çekici bir alternatif olarak yola çıktı gerçi ama ileride vazgeçilmez olması söz konusu. Fakat kullanıcılara baştan belirtelim. Şİmdiden yazılımın bir güvenlik açığı ortaya çıktı. Oldukça da büyük bir açık bu. Bir script ile iframe içerisinden dilediğiniz .exe uzantılı dosyanın kullanıcının bilgisayarında çalıştırılabilmesi kadar büyük ve riskli bir açık. Henüz de bir değişiklik yapılmadığını duyuyoruz. Kullanıcıları yazılımın hala “BETA” aşamasında olarak bu adresten edinebilecekleri konusunda da bilgilendirelim.

Google Kısayolları şöyle sunulabilinir.

Ctrl+N Yeni pencere açma
Ctrl tuşuna basın ve bir bağlantıyı tıklayın Bağlantıyı yeni sekmede aç
ÜstKrkt tuşuna basın ve bir bağlantıyı tıklayın Bağlantıyı yeni pencerede aç
Alt+F4 Geçerli pencereyi kapat
Ctrl+T Yeni sekme açma
Ctrl+ÜstKrkt+T Kapattığınız son sekmeyi tekrar açma. Chrome, kapattığınız son 10 sekmeyi hatırlar.
Bağlantıyı sekmeye sürükle Bağlantıyı belirtilen sekmede aç
Bağlantıyı sekmeler arasındaki alana sürükle Bağlantıyı, sekme şeridinde belirtilen konumda yeni bir sekmede aç
Ctrl+1 - Ctrl+8 Rakamın temsil ettiği konumdaki sekmeye gitme. Basacağınız her rakam, sekme şeridinde bir konumu temsil eder.
Ctrl+9 Son sekmeye git
Ctrl+Sekme Sonraki sekmeye git
Ctrl+ÜstKrkt+Sekme Önceki sekmeye git
Ctrl+W veya Ctrl+F4 Geçerli sekmeyi veya pop-up’ı kapat

Adres çubuğu kısayolları

Adres çubuğunda aşağıdaki eylemlerden birini gerçekleştirin:

Bir arama terimi girin Varsayılan arama motorunu kullanarak arama yapın
Web adresinin ‘www.’ ile ‘.com’ arasında kalan kısmını girin, ardından Ctrl+Enter tuşlarına basın Adres çubuğundaki girişinize www. ve .com ekleyerek web adresini açın
Bir arama motoru anahtar kelimesi veya URL girin, Sekme tuşuna basın ve ardından arama terimi girin Anahtar kelimeyle veya URL ile ilişkili arama motorunu kullanarak arama yapın Chrome, kullanmaya çalıştığınız arama motorunu tanırsa Sekme tuşuna basmanızı ister.
F6 veya Ctrl+L Web adresi alanındaki içeriği vurgula
Bir web adresi girin, ardından Alt+Enter tuşlarına basın. Web adresinizi yeni bir sekmede açma

Google Chrome özelliklerini açmak için kısayollar

Ctrl+B Yer imleri çubuğunu etkinleştirme ve devre dışı bırakma
Ctrl+H Geçmiş sayfasını görüntüleme
Ctrl+J İndirilenler sayfasını görüntüleme
ÜstKrkt+Escape Görev yöneticisini görüntüleme
ÜstKrkt+Alt+T Klavye odağını Chrome araç çubuğuna getirme. Araç çubuğunun farklı alanlarına gitmek için klavye üzerindeki sağ ve sol okları kullanın.

Web sayfası kısayolları

Ctrl+P Geçerli sayfayı yazdırma
F5 Geçerli sayfayı yeniden yükle
Ctrl+F5 veya ÜstKrkt+F5 Önbelleğe alınmış içeriği yok sayarak geçerli sayfayı yeniden yükle
Alt tuşuna basıp bir bağlantıyı tıklama Bağlantıyı indir
Ctrl+F Sayfada bul kutusunu açma
Ctrl+G veya F3 Sayfada bul kutusunda girişiniz için sonraki eşleşmeyi bulma
Ctrl+ÜstKrkt+G veya ÜstKrkt+F3 Sayfada bul kutusunda girişiniz için önceki eşleşmeyi bulma
Ctrl+U Kaynağı görüntüle
Bağlantıyı yer imleri çubuğuna sürükle Bağlantıyı yer imlerine ekle
Ctrl+D Geçerli web sayfanızı yer imlerine ekleme
Ctrl++ Metni büyüt
Ctrl+- Metni küçült
Ctrl+0 Normal metin boyutuna dön

Metin kısayolları

İçeriği vurgulayıp Ctrl+C tuşlarına basma İçeriği panoya kopyalama
İmlecinizi bir metin alanına getirip Ctrl+V tuşlarına basma Panodaki içeriği yapıştırma
İmlecinizi bir metin alanına getirip Ctrl+ÜstKrkt+V tuşlarına basma Panodaki içeriği düz metin olarak yapıştırma
Metin alanındaki içeriği vurgulayıp Ctrl+X tuşlarına basma İçeriği silme

Google Chrome Browser’ı buradan indirebilirsiniz.

Google Chrome hakkında tanıtım videosunu ne yazık ki Youtube’a erişimde hala sorunlar yaşayanlar olduğundan sitemizden yayınlıyoruz.

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

Google Chrome tanıtım çizgi roman şeklinde yapılmış. İngilizce olarak siteden yayınlanmış. Buradan da inceleyebilirsiniz.


“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” derler… Yoksa olur mu?

Written by h'ozerdem on Ağu 19th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, İnternet / Bilişim

takvim-moda-elinizde.jpgBir çok kez duymuşuzdur, pişkin ve genelde kurnaz fakat pek de yaratıcı olmayan girişimcilerimizin atasözüdür “Reklamın kötüsü olmaz!” deyimi.

Yıllar önce kurumsal internet sitelerine vesikalık resimlerin koyduran zihniyet zaman içinde doğal bir gelişime uğradı. Artık giriş sayfalarında firma kurucusunun önsözü tadında yaklaşımlarda bulunuyorlar. Daha etik, ama aynı derecede negatif etki sahibi davranışlar tabii ki bunlar.

Daha önceleri bu tür kampanyaların olumlu kullanımlarına da rastladık tabii ki. “İnsanların güvenini kaybetmektense..” şeklinde başlayan bir deyim ile Bosch’un marka güvenilirliğini arttırma çalışmasının da ne derecede etkili olduğu su götürmez bir gerçek.

Evet, günümüzde internetin bir çok medya aracından daha etkili olduğu anlaşıldı, fakat bu konunun reklamını yapmak için gereken altyapı henüz hazır mı derseniz, tam da bu konuyla ilgili ilginç bir habere yer vermek lazım.

Söz konusu haber Takvim Gazetesi’nin 28.06.2006 tarihli baskısında yer almıştı. Nereden buldun hocam diyenlere de söyleyeyim, yeni ofisimiz iki sene boş kalmış ve içerideki gazeteler de atılmamıştı. Biz de boya esnasında camları kaplarken gözüme çarptı. Tabii şok edici bir gelişmeydi tahmin edersiniz.

Resimde gördüğünüz imajda geçen haberde aynen şu kelime belirtilmekteydi.
“Modaelinizde.com’a Google’dan tam 5 puan!”
Vay anasını dedim. Biz neden çıkmıyoruz gazetelere diye düşünmek lazım. Şahsi sitem 2 almış durumda halen üzgünüm ama bir çok müşterimize hazırladığımız 7 puanlı sitelerimiz var onları da haber yapalım dedik.

Öncelikle madem bu tür bir “gizli” reklam yapıp bir siteye ziyaretçi akını sağlamayı düşünüyorsunuz elle tutulur bir şeyler belirtseniz daha iyi olmaz mı? Madem Google bu kadar beğendi, neden hala PR (page rank) 5′de kaldı? 2 sene önce PR’ı olmayan sayfalarımız şu anda PR3 ile 5 arasında geziniyor.

“Haydi Takvim! Bizi de haber et!”


Maksat makale olsun…

Written by h'ozerdem on Ağu 16th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, SEO, İnternet / Bilişim

google.jpgİnternetin getirdiği en önemli fayda “bilgiye kolay ulaşım” iken bir sorunu da beraberinde taşıdı hayatımıza.

“Bilgi Kirliliği”
Herkesin, her konuda kolaylıkla ahkamlar kesmesini sağlayan bu durum, yalan yanlış ne varsa internette bilgi gibi paylaşılmasını sağlamakta.

Son karşılaştığımız bir örnekte ise neredeyse “Lost” dizisinin senaryosu olabilecek bir hayal gücüne şahit olduk arkadaşlarla.

Makalenin orjinali İngilizce, Türkçeleştirip gerçekmiş gibi sunulan halini, şu şekilde (açıklamalarla) sunmakta fayda var.

Google arama motoru efsanesinin kökleri biizm bildiğimizin aksine 1990′lı yılların ortasına değil, ondan çok daha eskilere yani Almanların 1. dünya savaşı sonrası 1923 yılında kurduğu Googel Cars & Co. şirketine dayanmaktadır. Şirketin ürettiği yarış otomobillerinden birisinin 1931 yılındaki alman ulusal yarış şampiyonasında feci bir kaza yapması neticesinde Google şirketinin iflasını açıklanmış ve bu marka adı 20 yıl kadar ortalıkta görünmemiştir..

Öncelikle bu firma hakkında bir araştırma yapalım dedik, ancak dünya tarihinde bu isimle bir firma bulunmadığı bariz bir gerçek. Hadi bunu geçelim, 1931 senesinde bahsi geçen Alman Ulusal Yarış Şampiyonası’ndan kastedilen yarışın ne olduğunu merak ettik doğrusu. Araştırdığımızda 1931 senesinde Almanya’da yapılan yarış büyük ihtimalle “1931 Alman Grand Prix” ve Wikipedia‘da bulunan bilgilere göre pek de inandırıcı gelmiyor.

1953 yılında New York’lu terzi Thomas Rafner Jr. çalıştığı sektörü değiştirmeye karar vererek “Barney Google” adında bir turizm şirketi kurmuş ve şirketin logosunda ise bir at kullanmıştır. Bu şirketin sloganı ise “Google- Büyük elmayı bir ısırışta ye” anlamına gelen “Google - The Big Apple in One Bite” mottosuydu. Saç kesiminden şehir içi turlara kadar çok değişik alanlarda faaliyet gösteren bu şirket daha sonraları 1970 lerde teknoloji sektörüne de ayak basacaktı. Şirketin yeni faaliyet alanı yabancılara servis yapacak ilkel bir arama motoru yazılımının geliştirlmesiydi.

İlginç. Hatta çılgınca. Bu denli büyük bir firmayı kurmuş, ve tarihe iz atmış bir kişi hakkında bilgilere nedense hiç bir yerde ulaşamıyorsunuz. Dharma’ya benzeyen bir şirket sanırım. Adaları da vardır şimdi bu arkadaşların. 1970′lerde bu tür bir arama motorunun yazılımının geliştirilmesi biraz zor olurdu sanırım. Zira bu tür işler o dönemlerde rehber kitaplardan zaten yapılmaktaydı.

Massachusetts Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile yapılan işbirliği neticesinde elektronik şehir rehberi programı hazırlamaya karar verilmesiyle New york şehrindeki bulunması zor yerler ve Anahtar kelime arama sistemi ilk defa 1974 yılında şirket tarafından ticari manada uygulamaya konulmuştur. Bu sistemin gelişmiş bir versiyonu daha sonra Nobel ödülüne aday gösterilmiştir. Yani diğer bir deyişle günümüzde Googling adı verilen arama motoru dizaynının ilk sürümünün 1979 daki atası olan teknolojiye First Generation Googling (FGG) adı verilmiştir.

1974 senesinde bu tür bir çalışma hiçbir kayıtta görünmüyor. İlk e-posta yollanmasının 1971′de olduğunu göz önüne alırsak sizce bu tür bir çalışma tarihe geçmez miydi? Yoksa MIT çok mu fazla mütevazi?

Google arama teknolojisinin IBM tarafından 1984 IBM tarafından satın alınmasına kadar geçen sürede bu teknoloji yatırımcıların pek dikkatini çekmemiştir. 1988, yılında Google Inc. National Security Agency yani Amerikan Ulusal güvenlik Ajansı tarafından satın alınmasıyla kullanım amacı daha çok istihpari faaliyetlere kaymıştır. Ajansın bu yazılım hakkındaki sır saklama eğilimleri nedeniyle Google ismini satın almayı bile unutmuş ve 1991 yılında sembolik bir fiyata Peter-Paul Sovri tarafından isim ve patent hakları satın almıştır.

IBM 1984 yılında klavyelerindeki hataları düzeltmekle meşgul iken tarihe geçecek bu buluşu almış. Hatta IBM gibi bir devin aldığı bu destansı iş nedense kimsenin ilgisini bile çekmemiş. Dahası ne kadar doğrudur bilinmez ama NSA ile Google arasında bir bağlantının olup olmadığı hala tartışma konusuyken madem bu denli bilgi sahibisiniz gösterin evrakları, kaynağı da tarihe geçirin isminizi.

Ayrıca şu konuda hemfikirim. Amerika’nın bir çok istihbarat hatası yaptığını kendileri de kabul ediyorlar ama bu kadarı da komik olur. Yok efendim Google ismini satın almayı unutmuş. Ardından da Peter-Paul Sovri (bkz. Google aramalarında sadece 3 sayfada ismi var) nasıl uyanık bir adammış ki bu ismi satın almış. Biraz yavaş :)

1990 ların ortasında World Wide Web fikrinin ve atılımının yaygınlaşmasıyla üvey oğlu Larry Page, ve oğlunun arkadaşı Sergey Brin, tarafından günümüzde bildiğimiz Google web arama motoru geliştirilmiş veya icat edilmiştir.

Üvey oğlu? Yahu Larry Page’in babasının ismi “Carl Victor Page” ve annesinin ismi “Gloria Page”. Biraz usturuplu sallasanız. Bakın Wikipedia sayfasına.

Yazının devamını sadece bilgi için verelim, gerisini araştırmaktan vazgeçtik. Sadece şahsi yorumlarımızı sunuyoruz. Arkadaşlara bu denli bir hayalgücü hakkında saygılar!

Site ziyaretçileri zamanla artmaya başlamış ancak P.P. Sovri nin 1998 yılında trajik ölümüyle Google arama motoru çalışmaları Sovriye adanmıştır.Diğer arama motorlarından daha iyi sonuç verebilmek amacıyla 20,000 internet aşığı ispanyol gencinden yardım alınmış bu gençlere 2 milyar web sayfasının tektek inceletilerek safya kalitelerini 1 den 10 a kadar numaralandırmak suretiyle tespit etmeleri istenmiştir. Binlerce gencin 2 ay boyunca uykusuz kalarak harcadığı performans sonucunda google arama motorunun bugünkü algoritmasının temeli atılmıştır. Bu çılgın fikir, Bring ve Page’in yıllar sonra milyarder olmalarını sağlayacaktır.

20bin internet aşığı İspanyol genç! Vay anasını. Evet Google ilk denemelerinde bir çok beta tester tarafından kullanıldı, hatta bunların arasında “hispanik” dediğimiz İspanyol kökenli kişiler de vardı, ama bu kadar da değildi. Hem neden sadece İspanyol? Onu da açıklasaydınız bari.

Günümüzde on milyarlarca web sayfası google SEO tarafından indekslenmiş durumdadır ve ortalama günlük 300 milyon arama yapmaktadır. , Gördüğünüz gibi Kastlowski’nin arabalarından günümüze oldukça uzun ve zorlu bir yol katedilmiştir. Her ne kadar 70′li yıllardan beri devam eden arama motoru fikrinin günümüzde geldiği mesafe inanılmaz görünse de gelecekte google markasının daha akıl almaz işleri yapacağını düşünmekteyim. Ayrıca Google SEO işine uzun bir süre yani google.com un popülaritesinin devam ettiği müddetçe devam edeceğimizi ummaktayım

Ummaya devam etmenizi tavsiye ederim. Evet Google daha da devam edecek yoluna ancak geçmişi hakkında bu denli uçuk (!) bir senaryo konusunda sizi başta belirttiğim gibi Lost dizisinin senaristleri arasına almak lazım. Bravo arkadaşlar! Sonuç olarak imla hatalarını bırakın bu denli mesnetsiz sallamaların da internette yer aldığını unutmamak lazım. Ayrıca bu çeviri için zaman harcayan arkadaşlarımıza da teşekkürler. Onlar da umarız her okuduklarını doğru olarak algılamaktan vazgeçerler.

Her sunulan doğru değil bu sanal alemde. Lütfen okuduğunuz her konuda kaynak araştırmasını yapmayı unutmayın.

Not: Yazının orjinaline link vermekte oldukça hassasız ancak arkadaşların deşifre olmalarına pek gerek yok. Ayrıca yazının ingilizce orjinalini http://blogoscoped.com/history/google.html adresinde görüntüleyebilirsiniz.


Metallica konseri, Zaman gazetesi, Güngören olayları…

Written by h'ozerdem on Ağu 5th, 2008 | Files under Kişisel Yazılar

Arabamla bir iş görüşmesine gidiyordum. Bir yaz günüydü ama siyah t-shirt ve kot pantolonum ile bindim arabama. Sene 90ların sonlarıydı. 10 seneden fazla geçmiş yani. Erenköy’deki büromdan çıktıktan sonra Ethemefendi Caddesi’nde bir çevirmede polis memurunun aklıma kazınan sorusunu unutamadım o günden beri…
“Satanist misin?”
Öyle anlamsız bir soruydu ki… Evet desem içten olup olmadığımı neye göre bilecekti karşımdaki kişi? Hayır desem yalan söyleyim söylenmediğini nasıl anlayabilirdi ki? Satanizm sadece siyah giymekle mi olunuyordu?
“Elhamdülillah müslümanım…” dedim kendisine. “Tamam, geç!” dedi ve gittim. (Bu arada soracak olursanız evet, “elhamdülillah Müslümanım”)

20 - 30 yaş arası bir çok kişi hatırlayacaktır o dönemi. Bir kaç kendini bilmez şeytana tapma ayini düzenlemiş ve birilerini katletmişlerdi. Bu iğrenç ötesi olaydaki suçluların şeytana tapan kişiler olduklarını belirtmeleri benim gibi bir çok rock ve metal müzik dinleyeni de “satanist” damgası ile suçlanır duruma düşürmüştü. Peki bu dönemde olan bir yanlış anlaşılma halen devam ediyor mu derseniz “Evet” demek zorundayız.

Zaman Gazetesi’nde “Ali Bulaç” isimli yazarın yazdığı şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Yazıdan bazı incilere dikkat çekmek gerekirse.

İstanbul’un göbeğinde, Ali Sami Yen’de Metallica adlı müzik grubu bir konser verdi. Türkiye’nin her tarafından 40 bin kişi toplanmıştı. Programın başlamasından 15 dakika önce, konserin verildiği yerden birkaç km ötede, yani Güngören’de cesetler parçalandı; kol bacak havaya uçuştu. Bu laik, ateist, agnostik, aczmendi müsveddelerinin de umurunda olmadı. Transa geçmiş vaziyette kafalarını sallamaya devam ettiler; tepindiler; kendilerine özgü ritüelleriyle satanizmden ödünç tapınmalar yaptılar. İçtiler, bağırdılar, gürültüyü bastıran gürültü cinsinden müzikleriyle İstanbul semalarından arşa yükselen çığlıkları, bedenleri parçalanan masum insanların feryatlarını bastırmaya çalıştılar.

Öncelikle bir cevap verilmiş. Metallica konserinin organizatörü “Cengizhan Yeldan” kardeşimiz haklı olarak cevap hakkını kullanmış. Buradan okuyabileceğiniz cevapta gerekenler söylenmiş ancak kendi adıma hala söylemek istediklerim var.

Ali Bey 40bin kişiyi “laik, ateist, agnostik ve aczmendi” olarak belirtmiş ve bu özelliklerle müsvedde olarak suçlamışsınız. Öncelikle laikliği bir acizlik, bir müsveddelik için sebep göstermeniz konusunda yorum yapmaya bile gerek görmüyorum. Yazınızda belirttiğiniz üzere muhtemelen şekeriniz yükselmiş olacak ki dediklerinizin nerelere gittiğini düşünmemişsiniz. Ancak devamında transa geçmiş şekilde kafa sallayan kişilerin, satanist ritüellerden alıntı yaparak tapınmalar yaptıklarını belirtmişsiniz ki, bu durumda Afrika’da bir çok kabile, Türkiye’de bir çok dini grup hala bu şekilde kafa sallıyor. Onlar da mı satanist? Her kafa sallayan, her Metallica veya benzeri metal grupları dinleyen satanizmden mi etkileniyor? İlla bu şekilde konu hakkında bilgisi olmayan insanları “linçe teşvik edecek şekilde” yönlendirmek kimin haddine düşmüş?

Geçiniz bunları efendim. Olaydan haberdar olmayan o 40bin kişilik kitleyi haberdar edin bakalım, nasıl tepki vereceklerdi.

Lütfen her köşesi olan yazar, bu köşenin nasıl bir ağırlığı olduğunun farkına varsın artık!

Linkler

Ayrıca bir ek olarak duman6.gen.tr sitesinden Ali Bulaç’a gönderilmesi düşünülen yazılar şu şekildedir.

27 Temmuz günü sizinde bildiğiniz gibi memleketimizde hiçbir zihniyetin hoş görmeyeceği vahim bir terör olayı yaşandı. “Sözün bittiği yer!” başlığı ile yayınladığınız yazınızda da dile getirdiğiniz gibi bu işten çıkarı olanlar ve haz duyanlar oldu. Hatta bizzat bizimle aynı dili, dini ve toprağı paylaşan insanlardan umursamayanlarda oldu. Ama üzülerek söylemeliyim ki yazınızda bu kesime dahil ettiğiniz insanların bir çoğu düştükleri bu durumdan oldukça rahatsız oldu. Cumhuriyetin değişmez niteliği olan laikliği bir aşağılama ifadesi olarak kullanarak hedef gösterdiğiniz genç kesim de onlardan biri. Bu yazıyı size yollamamızın amacı sizin gibi okumuş ve bizlere örnek olması gereken bir yazarın bu niteliği aşağılayıcı bir ifade gibi kullanması ve bu tür konularda yurdumuzda ki çoğu kesimden daha tepkili olan biz genç kesimi müşkül duruma düşürmenizdir. Anayasamızda belirtildiği gibi cumhuriyetimizin değiştirilemez bir niteliği olan laikliği bir utançmış gibi göstermeniz kabul edilemez bir gaflettir. Ama yinede amacımız sizi yargılamak değil onun yerine rock ve metal dinleyen insanlara karşı göstermiş olduğunuz önyargıyı duruma açıklık getirerek ortadan kaldırmaktır.

Bu önyargıya maruz kalan metal ve rock müzik dinleyecisi kesim için bu tür durumlar alışıla gelmiş bir olay artık. 1999 yılında meydana gelen satanizm cinayetinden sonrada buna benzer bir fişleme operasyonu başlatılmıştı. Siyah giyen herkes satanist damgası yiyerek gözaltına alınmıştı hatırlarsanız. Ama daha sonrasında aynı yıl meydana gelen 17 Ağustos depreminde müşkül duruma düşen vatandaşların unutulmaması için yürüyüş düzenleyen insanlar yine aynı gözaltına alınan kesimden insanlardı. Tabi bunlarda balık hafızasına sahip memleketimiz insanları için geçmişte bir anı olarak kaldı ve öylece konu kapandı. Aradan yıllar geçti ama göstermiş olduğunuz tavırdan belli oluyor ki metal ve rock müzik dinleyen bizlere karşı önyargılar hala değişmemiş. Eğer yazarlık ve düşünür kimliğiniz ile imkanlarınızı kullanarak metal ve rock dinleyen kesimi biraz olsun araştırırsanız aslında olayların hiçte göründüğü gibi olmadığını sizde anlayacaksınızdır.

Emin olun ki bombalı saldırının gerçekleştiği saatte Metallica konserinde olan insanların hiç biri konser çıkışında bu olayı öğrendiklerinde tepkisiz kalmadı. Belki fiili olarak bir tepki gerçekleşmedi ama internet ortamına bakarsanız rock ve metal forumlarında bu olayın şiddetle kınandığına sizde şahit olursunuz. Aynı durum arkadaş ortamlarında da dile geliyor elbette. Bu durumu sadece terör saldırısı üzerinden değil de daha geniş çaplı ele alırsak Metallica veyahut başka grupların aslında dünya genelinde bu tür olaylara ne kadar duyarlı olduklarını yaptıkları parçaların sözlerinden anlayabiliriz. Burada bu tür örnekleri uzun uzadıya yazabiliriz elbette ama inanıyoruz ki sizde araştırarak hepsine ulaşabilirsiniz. Bu yazıyı sizden bir özür beklediğimiz için yazmıyoruz tek isteğimiz lütfen ön yargınızı bir kenara bırakıp rock ve metal müziğini hakkettiği ölçüde araştırın ve bahsettiğiniz o umursamaz gençliğin aslında yaşlarından çok daha büyük sorumlulukları yüklendiğinin farkına varın lütfen.

Bütün bunları okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederiz ve yazarlık hayatınızda başarılar dileriz.

Diğer yazı ise şu şekilde;

27 Temmuz günü Türkiye teröre bu kez 17 can ile boyun eğmek zorunda kaldı.Bu boyun eğişlerin sadece görünen tarafıdır.Doğu illerinde bu durumlar hergün gerçekleşmektedir.Ama bir Şırnak’taki can kayıpları bu patlama kadar popüler olamamaktadır.Aslında popüler kelimesi bu konu için yanlış bir kavramdır ama anlatmaya çalıştığımız kesime tam uymaktadır.

Yazıda duyarlılıktan bahsedilmiş.Duyarlılık İstanbul gibi bir şehir patlamasına ,elinde kumandayla haber izleyip, ertesi güne yorum yapıp, duyarsızlık şuçlamasını başkalarına yüklemek değildir.O anki duyarlılık, gidip oradaki can kayıplarının ailelerini teselli etmektir.Veya her yazının altına konu ne olursa olsun minikte olsa teröre karşı bir gönderme yapmaktır.

Bu terör felaketi yalnızca 27 Temmuzda yaşanmamıştır.Doğu illerinde sabah bakkal diyerek ekmek aldığınız kişi gece siyah peçeleriyle onlarca can almakta, buna dayanamayan Türk gençleri daha iyi bir yaşam için insan tacirlerinin eline düşmektedir.İşte duyarlılık bu olanları halka herzaman gösterebilmektir.Olup biten bir durumun ardından, hiçbir şekilde o an da patlamadan heberi olamayacak bir kesime insan müsfeddesi diyerek olmaz.

Evet bu tepki o müsfedde kesiminden geliyor size.Aylar önce ayarlanmış bir konserin o güne denk gelmesi evet çok da iyi bir durum değildir.Ama haklı gürültünün içindeki habersiz insanlara müsfedde diyebilme hakkını hiçkimseye vermez. Konserin kapı açılışı 15:00 dır ve o saatten sonra sizin tabirinizle gürültü başlamıştır.Bunun üstüne de fazla bişey söylemeye gerek yoktur.Ki sizin ataist diyerek bahsettiğiniz kesim bu durumlara ülkemizdeki birçok insandan daha duyarlı ve sizin aksi düşüncenize rağmen daha inançlıdır.Minik bir gözlem ve araştırma anlamanıza yetecektir.Bu insanlar hakkında bişeyler kesip kan akıtmak gibi örnekler düşünecek olursanız da o durumlar inançla değil tamamen insanın akli dengesine bağlıdır.Bu insanlara tavrınızı böyle bir olayı kullanarak veryansın etmeniz, sizin de bu kötü duruma beslediğiniz duyarlılığın boyutunu göstermektedir.Bu patlamalar milletin huzurunu kaçırmak içindir ve sizin bu tutumunuz amaçlarına ulaşmalarına yardımcı olmaktadır.

Gazetecilik bu gibi durumlarda halkın bütünlüğünü sağlayabilecek, acıyı deşip o insanları daha da üzebilecek yazılardan kaçınmak olmalıdır.Her türlü kesime önyargıda bulunup, insanların yalnızca görünen profillerini kullanıp, bir halkı birkaç parçaya ayırmaya yardımcı olmak değildir.Bunu gazeteci ünvanı olmayan birçok insan yapabilme kapasitesine sahiptir.SAYGILAR!

Yazıların orjinal halleriniz duman6.gen.tr sitesinde görüntüleyebilirsiniz.


Mojave Experiment… Vista’yı beğenmişiz de haberimiz yokmuş…

Written by h'ozerdem on Ağu 1st, 2008 | Files under Genel Yazılar, İnternet / Bilişim

mojave.jpgEvet herkes duydu ilk önce şehir efsanesi tadında başlayan Microsoft’un Mojave deneyini.

Peki neydi bu deney?

“Hala bir türlü beğendirilemeyen Vista’nın negatif yönleri üzerinde durularak bir video oluşturuldu ve belli bir Windows XP kullanıcı topluluğuna seyrettirildi. Topluluktan Vista ile ilgili görüşleri alındıktan sonra Mojave adında bir işletim sistemi gösterildi. İşletim sisteminden yüzde 90 pozitif görüş alındıktan sonra Mojave’nin aslında Vista olduğu açıklandı.”

Ardından bunun gerçek olduğu hatta bu projenin internet sitesinin de yayına girdiği haberi çıktı piyasada. The “Mojave Experiment” web sitesine buradan ulaşabiliyorsunuz. Siteyi arkadaşlarla incelerken bazen epey güldüğümüz anlar da oldu, düşündüren kelimeler de. Bu denli gülmemize neden olan bir işletim sisteminin kullanımı hakkında değil de, görüntüleri hakkında insanların yorum yapması oldu.

“Araba alırken sadece reklamlarını seyredip mi alıyoruz sanıyorlar?” dedi bir arkadaşım…
Öyle ya. Hangi reklamda veya tanıtımda bir firma ürününü kötüler? Bir işletim sisteminin görsel güzelliğinden ziyade stabil çalışması gibi unsurlar ön plandadır diye düşünüyorduk. Ardından bir soru daha geldi.

“Hangi sunucuda şirin wallpaperlar veya görsel temalar kullandık be hocam?” dedi aynı arkadaş…

Videolarda genelde görsel özelliklerden ve hızdan bahsedilirken her nedense hiç bir kullanıcının bilgisayar kullanmamış olması, sadece izledikleir hakkında yorum yapmaları çok ilginç.

Microsoft’un bu tutumuna anlam vermek de güç geliyor. PCWorld’den Levent Polater’in yazısında belirttiği gibi;

Microsoft’un Vista’yı aldırmaya yönelik bu çabaları sonuçsuz kalacak gibi görünmüyor, ancak zaten 140 milyon satmış ve çoğu yeni laptop ve masaüstü bilgisayarların zaten işletim sistemlerinin Vista olarak satılmasına rağmen Microsoft’un bu açgözlülüğünü anlamak zor görünüyor. Windows 7′ye geri sayım yapılan şu günlerde XP kullanıcısıysanız ve alışmışsanız Vista’ya geçmenin şu anda bizce hiçbir nedeni yok.

Bu sözlere katılmamak elde değil. Hele her açtığınızda güncelleme yüklemelerinden internet sitelerini gezemez olduğunuz bir işletim sisteminin güvenilirlik ve düzgün çalışma konularında biraz daha vakite ihtiyacı olduğu su götürmez bir gerçek.

“Neden mi Vista’ya karşıyız?” derseniz kimse Vista’ya karşı değil. Teknolojinin bu denli hızlı geliştiği bir devirde hangimiz ona buna karşı olabiliriz ki? Sadece anlamsız olur. Asıl sorun elimizde halen kullandığımız işletim sistemlerimizden temel anlamda hiçbir farkı olmayan, neredeyse sadece görsel yönden zenginleştirilmiş, inanılmaz derecede işlemci ve hafıza zorlayan, her yazılımı stabil çalıştıramadığınız başka bir işletim sisteminin bize zorla dayatılması oldukça rahatsız edici.


Web site tasarımında Flash kullanımı… Hem iyi, hem kötü, hem de çirkin…

Written by h'ozerdem on Tem 28th, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO, Web Tasarım

01-eye-4-u.jpgHepimiz bir dönemler ağzımız açık bakmıştık bazı sitelere. O döneme kadar dinamik bir web altyapısı olmayan sitelere muhtaç bir şekilde Flash ile tanışmıştık. Resimdeki örnek site www.eye4u.com sitesidir ve 90′lı yılların ortalarından itibaren tasarımda ufak değişiklikler dışında aynı kalarak devam etmiştir yayınına.

Farklıydı, hızlıydı. Bir gif animasyon yaratmak için her imajı teker teker yaratmak lazım olurken, Macromedia Flash ile tıpkı Commodore 64 ve Amiga dönemlerindeki sprite mantığı ile objelere animasyon verilebiliyordu.

İlk 3 sürüme kadar fazla tutmadı tabii ki. Herhangi bir standart oluşmamışken, Netscape Navigator ile Internet Explorer arasındaki savaşa kurban gidecekti ki, sonrasında düzelmeye başladı işler. İnsanlar internet sitelerinden daha fazlasını beklemeye başlamışlardı, daha fazla görsellik ve sadece göze değil, kulağa da hitap etmenin kolaylaştığı bir yol olmuştu Flash siteler. O dönemde halen 56k gibi inanılmaz düşük rakamlarda dakikalar alan yükleme sorunları bile problem değildi hatta.

Müşterilerimiz de, site ziyaretçileri de daha fazla flash çılgınlığına kaptırmıştı kendini. Bir bakıma da iyi oluyordu. Browser uyumsuzluğu gibi bir sorunla mücadele etmek yerine, siteyi izlemek için sadece player yüklemeniz yeterli demek uygun bir tercih gibi görünmeye başlamıştı web tasarım firmalarına.

Geliştikçe farklı kullanım alanları buldu kendine Flash. Sadece internet sitelerinde kalmayıp, multimedya CD hazırlıklarında da ideal bir çözüm olmaya başlamıştı. Ne de olsa Director’dan daha az işlemci ve ram ihtiyacına sahipti. Aynı zamanda bir flash tabanlı web sitesini, ufak bir oynama ile CD’ye basıp multimedya CD olarak sunmak hem müşteri için daha cazipti, hem de kullanıcı için daha rahatlatıcıydı.

Derken HTML ve diğer dil kodlarında yapılan standartizasyon çalışmaları, Google’ın arama sistemlerinde yaptığı devrim sayılabilecek gelişmeler, flash sitelerin bir handikapını ortaya çıkardı.

Evet biz gözlerimizle yazıları okuyabiliyor, animasyonlarda bulunan cıvıl cıvıl efektler arasında sloganları algılayabiliyorduk. Ya arama motorları?

Bir resmin üzerinde bulunan, veya bir animasyonda gördüğünüz (ister flash, ister gif ve benzeri animasyonlar olsun) yazılar ne yazık ki hala arama motorları tarafından okunamıyorlar. Okunmaları için kullanabileceğiniz yollara rağmen tarayıcı uyumsuzluğu vb. durumlarla karşılaşmanız da çok büyük ihtimal. Bu nedenle bazı flash sitelerin kodlarını incelediğinizde, tasarımcının “flash dosyada kullanılan kelimeler” gibi bir tag kullanmasına rastlayabilirsiniz.

Peki flash kötü mü?

Önce Flash’ın bazı artıları ile başlayalım. Öncelikle Flash;

  • Interaktiftir…
    HTML ve diğer diller ile yapamayacağınız kadar etkileşimli siteler yaratabilirsiniz. İster video ister müzik olsun sayfalarınıza ekleyebilir, ve ziyaretçiye etkileşimli formlardan tutun, online oyunlara kadar geniş bir yelpazede gezinme keyfi sağlayabilirsiniz.
  • Standartları bellidir…
    Ziyaretçinin hangi tarayıcı ile girdiği neredeyse önemsizdir. Hangi özelliği eklerseniz ekleyin, kullanılan kodlarda Flash yazılımının dışında bir standarta uyumluluk şartı yoktur. Ziyaretçinin tarayıcısında “flash player” eklentisi bulunması kafidir.
  • Görsellik açısından etkileyicidir…
    Bir ürünün veya mekanın tanıtımını video ile yapmanız demek ziyaretçinin minimum 4-5 MB ‘lık bir dosya yüklemesini gerektirmektedir. Dahası sayfanın açılış hızından tutun, görüntü kalitesine kadar bir çok konuda çeşitli engellerle karşı karşıya kalırsınız. Flash yazılımında ister vektörel çizimler ile ister imaj dosyaları ile çalışın, sonuç olarak görsel yönden daha doyurucu ve daha hızlı yüklenen (tabii burası sizin bilginize kalmış) siteler yaratabilirsiniz.

Flash’ın kötü ve çirkin yönlerine gelirsek Flash;

  • Kendine ait bir player kurulumunu gerektirir…
    Belki evinizde, veya ofisinizde yüksek güvenlikli bir ağ kullanmaya ihtiyacınız olmayabilir. Ancak bir bankanın veya devlet kuruluşunun firewall (güvenlik duvarı) sisteminde engellenen yazılımlardan birisi de “flash player” olmaktadır. Hatta Firefox gibi yazılımların add-on destekleri arasında flash dosyaları engelleme gibi özellikleri de sayabiliriz. Dahası başlangıç seviyesinde bir kullanıcının (düşük ihtimalle de olsa) flash player kurulu olmayan tarayıcısında göreceği boş ekranda “flash player” yüklenmesi için vereceğiniz linki takip etmemesi, veya takip etse dahi kuramaması ihtimaller arasındadır.
  • Site optimizasyonu için uygun değildir…
    Bir çok müşterimiz Flash tasarımlı web siteleri istemekte.
    İlk sorumuz ise “SEO” veya “Arama Motoru Optimizasyonu” ister misiniz?
    Ne denirse densin SEO işlemlerinin temeli içeriktir. İçerik ise yazılarda bulunur. Yazıları okunamayan bir sitenin arama motoru optimizasyonu için ne kadar büyük bir handikap taşıdığını belirtmemize gerek yok sanırız.
  • Yüklenme süresi uzun olabilir…
    Bu madde biraz da size bağlı. Bir çok flash tasarımcısı olarak geçinen kişi henüz loading script kullanımından bihaber. Bu durumda diyelim ki yükleme ekranınız var. Bir ziyaretçinin ortalama olarak % ile başlayıp iki haneli rakamların altındaki barın dolmasını bekleme süresi ortalama 20 saniye!
    Yanlış duymadınız, yazı ile #yirmi saniye#.
    Günümüzde kullanıcı beklemeyi sevmiyor. Bekleten kişilere de pek iyi gözle bakmıyor. Bu nedenle bazı ufak hileleri kullanmanız tavsiyedir. Sitenin ilk sayfasının aslında yükleme scriptinin ta kendisi olması gibi.

Sonuç olarak Flash site, görsel olarak etkileyici sunumlar isteyen firmalar için birebir bir çözüm olabilir. Ancak işin içinde SEO kelimesi geçtiği anda bir daha gözden geçirmeniz tavsiyemdir.


Web Tasarımda 10 Temel Hata

Written by h'ozerdem on Tem 20th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Web Tasarım

Bu yazıda genellikle göze batmayan ancak oldukça kullanıcının site ziyaretlerini sonlandırdıkları 10 temel hatadan bahsedeceğiz.

Yazımızda Jakob Nielsen’in bazı yazılarından faydalananılmış, ve sitelerinde kullanılan bazı çizimlere yer verilmiştir.

Yazıda bulunan bilgiler arama motoru optimizasyonuna direk olarak etkili değildir. Sitede ziyaretçinin kalma süresini arttırma ve site kullanımı oranını çoğaltmak için önemli bulduğumuz 10 adet konunun açıklamalarına yer verilmiştir.

01-kotu-aramalar.jpg1- Hatalı aramalar, bulunamayan arama sonuçları

Evet hatalı aramalar diyoruz. Ne yazık ki her kullanıcı muhteşem derecede gramer bilgisine veya klavye kullanma yeteneğine sahip değil ve bu zorunlulukları da yok. Yardımcı olmaya çalışan siteler her zaman avantajlı konumdadırlar ve ziyaretçi arama kriterini yanlış yazmış bile olsa Google’ın “Bunu mu demek istediniz…” yaklaşımı en güzel çözüm olmaktadır. Arama sisteminizi hazırlarken Google tarafından kullanılan sistem kadar gelişmiş olmasa bile, “Sonuç bulunamadı” kelimesinin bir kenarına “Tavsiye edilenler” veya “En sık arananlar” seçeneklerini koymanız bile sitenizin kullanılırlığı açısından oldukça büyük bir avantaj sağlayacaktır.

2- PDF dosyaların tarayıcılarda açılmaları

Doğrudur. Bir çok kullanıcı için standart bir yazılım Acrobat Reader ve muadilleri olan yazılımlar. Peki kaç kullanıcının tarayıcı yazılımı sorunsuz? Veya kaç kullanıcımız gerçekten PDF dosyanın ne işe yaradığı hakkında fikir sahibi?

Tavsiye etmiyoruz açıkçası. GÜnümüzde 5 sayfa yazı okumak için ek yazılımla açılacak bir dosya ile karşılaşmak istemiyor. Çok fazla sayfadan oluşan bir PDF dökümanı tarayıcı yazılım ile açtırmak da hem sitenizin bandwithi hem de kullanıcının beklemesi açısından ızdırap olacaktır. Bırakın kullanıcı ne yapacağını kendisi seçsin. Veya bu PDF dosyaları HTML olarak kaydedin. Çok da zor değil bu iş.

3- Ziyaret edilen linklerin renginin değişmemesi

Sitenizi hazırlarken her köşesinizi siz avucunuzun içi gibi biliyor olabilirsiniz ama ya kullanıcılar? İlk defa girdikleri bir sitede hangi sayfaya nereden girdikleri konusunda kaybolmamak için yere attıkları ekmek kırıntıları misali ziyaret edilen linklerin farklı renkleri onlara nerede olduklarını belirtmekte iken, aynı renkte olduğunda site içinde kaybolmaları ne kadar yararlı olabilir ki?

Hiç tavsiye etmiyoruz. Küçük çaplı kurumsal sitelerde belki kullanmanız pek göze batmayacaktır, ancak çok daha kapsamlı sitelerde bu ufacık fark bile sitenin kullanılabilirliği açısından büyük fark yaratacaktır emin olun.

02-okunamayan-yazilar.jpg4- Okunamayan yazılar, sırf yazıdan oluşmuş sayfalar

Devamlı olarak karşınızda aynı ses tonu ile mırıl mırıl bir konuyu anlatan öğretmenlerinizi hatırlarsınız çoğunuz. Ne kadar sıkıcı oldukları konusunda da hemfikirizdir.

Peki sitenizde neden bu tür davranasınız? Sırf yazılardan oluşmuş bir sayfayı, başlıklarla, paragraflarla, kalın ve italik harflerle, renkler ile belirtilmemiş bir makaleyi ne derecede etkili sunabilirsiniz? Cevabı belirtelim. Gereken etkinin en az yarısından fazlasını yitirdiğinizi belirtiyor uzmanlar. Hatta yazı içinde kullandığınız tarzın etkisini de göz ardı etmemeniz sizin yararınıza olacaktır.

Bir web tasarımcıya AJAX’tan bahsederken “aslında bir de bu isimde futbol takımı var” demeniz sadece laf kalabalığı olacak ve ilginin dağılmasına yol açacaktır. Zira sitenizde AJAX ile bilgiyi arayıp ulaşan kişinin sizden istediği bilgiyi ne kadar yalın, öz ve kısa yoldan ulaştırabilirseniz o derecede etkili olursunuz.

5- Değiştirilemeyen yazı boyutları

CSS, web tasarım için bugüne kadar düşünülmüş en iyi düzenlemelerden birisi bu konuda hepimiz hemfikiriz ancak yazı boyutlarının büyütülüp küçültülmesi konusunda kısıtlama yapması da ufak bir handikap olabilir.

Eğer sitenizde 40 yaş üzerinde kullanıcılar bulunmakta ise ve bu kullanıcıların oldukça düşük bir yüzdesinin tarayıcının yakınlaştırma (zoom) özelliğinden haberdar olduğunu düşünürseniz yazıtipi boyutunun değiştirilebilir olması için CSS dosyalarınıza bir kaç satır daha eklemenizi tavsiye ederiz.

6- Arama motorları için uygun olmayan başlık kullanımı

Günümüzün kütüphanesi Google. 7′den 70′e her kullanıcı bir bilgi için “gugıllıyor” interneti. Bilgi erişiminde ise ön plana çıkmak için atılan her takla SEO kelimesi içinde toplanmakta ne yazık ki. White hat veya black hat tabir edilen yolları kullanan bir çok site arasında sunduğunuz bilgiye ulaşan yoksa sitenizden ne bekleyebilirsiniz ki?

<title> tag ile belirtilen başlık kelimesi genellikle arama motorlarının sonuç sayfalarında tıklayarak sayfaya ulaşabileceğiniz bağlantıyı oluşturur. Genellikle ilk 66 karakterinin gösterildiği bu linkte aslında tamamı ile sayfanızın bir mikro içeriği belirtilir.

Bu başlıklar aynı zamanda bir kullanıcı sayfanızı “Sık Kullanılanlar” arasına eklediğinde de sitenizi belirten isim olarak kaydedilir.

Tavsiyemiz başlangıçta firmanızın ismi ardından da sayfanızın açıklamasının yer aldığı bir başlık kullanmanız olacaktır. Emin olun kimse “Yeni Sayfa”, “Merhaba” ve benzeri anlamsız başlıklardan sayfanızı aramalarda önemsemez veya sık kullanılanlarında tutsa bile sayfanızı hatırlamaz.

Tabii bu başlıkların SEO işlemlerinde kullanımları ile ilgili kurallara da riayet etmeniz sizin yararınıza olacaktır.

7- Reklam vb materyallerin karmaşa yaratması

Algıda seçicilik günümüzde oldukça önemli bir unsur ve bu konu üstüne trajikomik bir başlığa Google’da “algıda seçicilik algida” araması yaparak ulaşabilirsiniz.

Bahsettiğimiz konu hakkında alakası ne derseniz açıklayalım. Kullanıcılar bir sitede istediklerini görmeyi beklerler her zaman. Kafalarında şekillenen bir siteyi ise standartlar belirler. Elbette hiç bir site tasarımcısı “menü solda, reklamlar altta, yazılar sağda olacak” gibi bir yaklaşımla davranmasa da reklamların sayfa içine yerleştirilmesi konusunda dikkatli olunması gerektiği bir gerçek.

Evet bir site açıyorsunuz, belirli bir masraf yapıyorsunuz ve bu siteden de bir gelir beklentiniz var. Ancak kimse sırf reklamdan oluşan sayfalar içinde 3-5 satır bilgiyi aramak zorunda değil. Şu durumlardan uzak durun;

Banner körlüğü
Araştırmalarda kullanıcıların banner alanlarını göz ardı ettikleri ispatlanmış durumda. Bu nedenle sitenizin içeriğinin arasına bu tür bannerlar yerleştirmeniz tamamen site içeriğinize zarar verecektir.

Animasyon körlüğü
Devamlı olarak sayfanızda yanıp sönen, veya hareket halinde bulunan yazılar, animasyonlar kullanmanız halinde kullanıcıların dikkati emin olun dağılacaktır. Firefox gibi bazı tarayıcıların bu tür animasyonların iptali için eklentileri bile bulunmakta.

Popup iptali
Herhalde hala popup pencerelerle para kazanmaa çalışmıyorsunuzdur. Veya sitenizde bir çok sayfanızı popuplar ile açtırmak gibi anlamsızlıklara girişmeye kalkmıyorsunuzdur. Kullanıcıların popup pencerelere olan nefreti bir kenara biraz düşünün bakalım sizin popup pencerelerinize Internet Explorer, Firefox, Opera veya Safari izin veriyor mu?

Evet sitenizden para kazanmak en doğal hakkınız ama dilencilik yapmanızın da gereği yok bunu sakın unutmayın. Kimse reklamlarla dolu sayfalara önem vermiyor emin olun.

8- Tasarım adetlerine uymamak

Kullanılabilirliğin en önemli unsuru tutarlılıktır. Kullanıcılar alışkanlıklarından vazgeçmeyi sevmezler. Hele standart bir site için asla. Evet, facebook kullanımını öğrenmek veya myspace profillerini düzenlemek için araştırmalar yapacaklardır, ancak (çok üst derecede bie çalışma olmadıkça) sizin siteniz için site içi mesajlaşma konusunda ders almak istemeyeceklerdir.

Siteniz her zaman “diğer” sitelerle karşılaştırılacaktır. Burada önemli olan hangi sitenin kullanıcıyı daha az zora soktuğudur. Eğer site içinde bir alana girmek için siz daha dolambaçlı bir yol gösterdiyseniz vay halinize.

Rakip ve benzer siteleri her zaman araştırın ve notlar alın. Artı ve eksilerini bir kenara yazın muhakkak. Emin olun bu notlar çok işinize yarayacak.

9- Yeni sayfaları yeni pencerelerde açtırmak

Hatırlar mısınız bir dönemler değişik markalarda elektrik süpürgelerinin pazarlama elemanları dolaşırdı büyük şehirlerde siteleri, apartmanları. Hepsi evinizin kapısını çalarak rahatsız etmek ile satış yapmak arasındaki ince çizgide dolaşmaya başlardı. Kendi markalarının en iyi olduğunu göstermek için evinizdeki küllüğü halınızın üstüne dökecek kadar cüretkar olanları bile bulunmaktaydı.

Her sayfanın yeni pencerede açılması da bu benzerliği taşıyor. Size bilgi ulaştırmakla, kullanıcının bilgisayarında anlamsız pencereler veya sekmeler oluşturmaktan öte gidemeyen bu girişime hiç bir kullanıcı iyi gözle bakmamakta.

“Ekranımın kirlenmesine gerek yok, ben kapatayım sayfayı” kelimesini ziyaretçinize söyletirken, tarayıcı yazılımın “geri” tuşunu işlev dışı bırakıp, site içi gezinmenin olanaksızlaşması için ideal bir hamle olmasına rağmen, hala bir çok tasarım dehası(!) bu tür pencereleri ziyaretçilerin sitede daha fazla görünmesi için kullanabilmekte.

Unutmayın. DÜrüstlük bir erdem değil bir şarttır hayatta. Linkleriniz de dürüst olsun kullanıcılara. Zorunlu kalmanız dışında bu tür yollara başvurmamanız en doğrusu. Bu durumda bile “yeni pencerede açılır” şeklinde bir dipnot düşmeniz tavsiyemizdir.

03-anlamsiz-cevaplar.jpg10- Kullanıcılara aradıkları cevapları sunmamak

Ziyaretçileriniz oldukça basit bir amaç için siteleri kullanırlar.

“Sorularına aradıkları cevapları bulmak!”

İster Kongo’nun yüzölçümünü arasınlar, ister satın almak istedikleri fotoğraf makinesinin fiyatını araştırsınlar beklenti hep aynıdır.

Çoğu zaman müşterilerinizin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak ürününüzün, veya hizmetinizin satılamadığından yakınanların bu maddeye dikkat etmesi şart.

Birçok B2C sitesinde ürünlerin yanında fiyatları görememeniz sizi nasıl siteden soğutuyorsa, sizin sitenizde de ziyaretçilerin sitenizden çıkmaları an meselesi olacaktır. B2B sitelerinde fiyat göstermemek belirli durumlarda uygun olabilir ancak “online satış” kelimesinin yer aldığı noktada en önemli unsurlardan birisi fiyattır. Belirtmeniz de sizin yararınızadır.


Birisi yarı final mi dedi?

Written by h'ozerdem on Haz 21st, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, Öylesine...

000.jpgBugün hava deli gibi sıcaktı Antalya’da…
Sorun değildi…

Yeni ofisin boyası, dekorasyonu ile ilgilenirken yorulduk tabii…
Dert değildi…

Yorulmuşuz, gerginiz…
Umrumuzda değildi…

Hala bir dakikada Viyana’da tarih yazan bir takımla gurur duymak yetiyordu hepimize.

Hangi teknik yorumu yaparsanız yapın, nasıl değerlendirirseniz değerlendirin hiçbir sporda böyle bir olay yok. Türkiye, Hırvatistan karşısında “DESTAN” kelimesinin anlamını gösterdi tüm dünyaya.

Bu dakikadan sonra elenmişiz, kupayı almışız farketmez. Bu takım TÜRK GURURUNU, TÜRK’ÜN YENİLMEZLİĞİNİ ilan etti tüm uluslara.

Allah sizden razı olsun…