Google sitenizi Sandbox’a attı ve çıkartmıyor mu? Google sizi sevmiyorsa yapmanız gerekenler!

Written by h'ozerdem on Eyl 4th, 2008 | Files under SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim


Bir süredir Google Webmaster Tools ile ilgili grubunda yazışmaları takip ediyorum.

25 Haziran’dan itibaren yapılan değişiklikler doğal olarak bir çok internet sitesini etkiledi ve bir çok web sitesi Google’ın tozlu rafı olan Sandbox’ta uzunca süre alacak bir tatile çıktılar. Nasıl mı?

Bir çok sitede, makalede Google aptal değil denildi, tabii bu site ve makaleler Türk Desinger (!) ve Wepmaster (!) arkadaşları hiç ilgilendirmemekteydi. Nasılsa herşeyi bilen bu uzman (!) kitle inanılmaz tasarımcılık yeteneklerini, akıl almaz SEO işlemleri ve hileleri ile pekiştirip, sıfır içerik, full reklam mentalitesinde sitemsi çalışmalar ile internetin caddelerini semt pazarlarına döndürüyorlardı. Ancak bu sefer Google aptal olmama konusunda ciddiyetin çıtasını biraz daha arttırdı. Önceden biraz gözden kaçan spam kullanımlar bile artık gözden kaçmamaya başlamıştı.

Peki ne oldu web tasarımcılarımızın, uzmanlarımızın Google gruplarında tepkisi?

Bir arkadaşımız şu tepkiyle çıkmış ortaya;

domaın yaklasık bes yıllık bır domaın ve google guvenırlıgını kazanmıs sıte adıyla aratınca sıtemapı de olusmus konumdaydı ve bır cok anahtar kelımede ılk bes arasıdanyken bır gece anıden kayboldu 12 gun boyunca hıc bır anahtar kelımede site ismi dahil anasayfamı goremedım bu konu hakkında eger bır ceza ıse bıle webmastertoolsdan hıc bır ıletı almadım

Nasıl olduysa sitesinde hiç bir sorun yok ancak Google delirmiş siteyi banlamış gibi görünüyor değil mi?
Google’dan cevap gelmiş. Şu sayfanızda CSS’leri kaldırdığımızda karşımıza gizlenmiş metinler çıkıyor dendiğinde bakalım dedik neler gizlenmiş. Size bir ipucu vereyim. Evden eve nakliyat sitesiydi araştırdığımız.

Tertemiz sayfada beyaz üzerine beyaz yazı ile gizlenmiş metin şu şekilde.
Evden eve nakliyat isinde Turcuoglu Kalitesi nakliyat, evden eve nakliyat, istanbul nakliyesi, istanbul nakliyat, nakliyeci, parca esya nakliyesi, sehir ici nakliyat, sehirler arasi nakliyat, Eve Nakliyat şeklinde başlayan metin Word dosyasında 6 sayfa tutuyor ve 3259 sözcükten oluşuyordu. Tabii Google her zamanki gibi eşşeklik etmiş bu kadarCIK spam kullanımına göz yummamıştı. Spam kelime listesine şuradan ulaşabilirsiniz.

Aynı tür başlıklardan birinde “yılların emeği olan blog sayfalarım gitti, neden ilgilenmiyorsunuz?” yakarışı vardı. Sözü edilen sayfalar blogspotta hazırlanmış, sıfır içerik ve Youtube ve Dailymotion’dan video linkleriyle dolu 4 adet blogger.com sayfasıydı. Tek diyeceğim var. Buncacık şeyi yıllar içerisinde yapabiliyorsanız bırakın bu işi, zira 50şer posttan oluşan bloglar yapmak zor işler değil. Yok yapabileceğiniz maksimum bu ise, kopyalayıp yapıştırmayla bir yere varamayacağınızı bilmeniz lazım.

Bir diğer inci ise şu şekilde; “bir sitem ver seo felan kurulu tag etiket sistemi hepsi var arama motorlarında cıkması için hemen hemen herşeyi uyguladım ama halen tık yok”
Tık olmaması ne demek? Ne kadar da ciddi değil mi yaklaşım? Arkadaş SEO’da kurmuş oh ne ala. Nereden indirdin? Nereye kurdun? Versiyonu kaç? SEO yazılım mı ki bu şekilde bir yaklaşımda bulunabiliyorsun? Siteni kaydettin mi herhangi bir yere? İçerik var mı? Hadi hepsini geçtim. Sitenin bari linkini ver de yardımcı olsun insanlar. Ancak daha sorunun ne olduğunu anlatamadan çözüm aramak ile vakit kaybetmek en uyguniş görünüyorsa bu arkadaşa web tasarımcılık konusunda kendini gözden geçirmesini tavsiye etmek en uygun davranış olacaktır.

Şu ana kadar sıralamalarda sitelerinin haksız düşme yaşadığını iddia edenlerin hepsinin muhakkak bir hatalı kullanımı bulunmakta. Ya anlamsız keyword yığınlarından, ya gizli kelimelerden, ya da (kendilerince özgün ancak) özgün olmayan içerikten kaybediyorlar. Bunun sızlanmasını veryansınlarla yapmak yerine sitelerine çeki düzen vermeleri uygun olacaktır.

Her ne olursa olsun sitenizde ÖZGÜN İÇERİKTEN vazgeçmeyin. Oturup yazın, düşünün, tasarlayın.

Forum sitesine post kasmaya benzemez bu iş.


Mozilla Firefox dünya rekorunu kırmayı başardı!

Written by h'ozerdem on Ağu 20th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, İnternet / Bilişim

firefox-rekor.jpgGeçtiğimiz günlerde Mozilla Firefox’un dünya rekoru denemesi ile ilgili başlıkta duyurmuştuk. Yeni versiyonunu indirmek için bir gün seçilmiş ve “bir gün içerisinde en çok indirilen yazılım” olma rekoru çalışmasını anlatmıştık.

Görünen o ki Firefox bu rekoru kırmayı başardı.

Açıklanana göre 17-18 Haziran tarihleri arasında Mozilla Firefox 8 milyondan fazla (8.002.530) kez indirilerek kırılması zor bir rekora imza attı.

Ülkemizden katılım ise 495.484 kez indirilmeyle oluşmuş. Tebrikler!


Microsoft Excel için 95 adet püf noktası…

Written by h'ozerdem on Ağu 18th, 2008 | Files under Eğitim

excel-logo.jpgİnternette bulduğum ve bir çok kişinin işine yarayacağını düşündüğüm bir kaynak.

İçerikte bulunan maddeler aşağıda sıralandığı gibidir;

1-OTOMATİK KAYDETME
2-ÜST VE ALT BİLGİ
3-SAYILARI BİÇİMLEME
4-PARA BİRİMİNİ DEĞİŞTİRME
5-DEFAULT AYARLARINI DEĞİŞTİRMEK
6-Excel Sayfasız Açılsın.
7-ONDALIK VE BASAMAK AYRAÇLARI.
8-SAYFALARA İSİM VERMEK
9-ÖZEL DÜĞMELER EKLEMEK.
10-EXCEL’İN DOSYA AÇ KLASÖRÜYLE AÇILMASI: 5
11-BULUNAN DEĞERLERİ BAŞKA HÜCRELERDE KULLANMA: 5
12-HATA MESAJLARININ ANLAMI
13-BÜYÜK KÜÇÜK HARF DEĞİŞİMİ
14-OTOMATİK DOLDURMA
15-SEÇİLİ SÜTUNU BAŞKA SÜTUNA TAŞIMA
16-BİRİM DÖNÜŞTÜRME
17-HÜCRE ORTASINA ÇİZGİ ÇİZMEK
18-HÜCREYİ METNE UYDURMAK.
19-ÇOK UZUN SAYFALAR.
20-OTOMATİK TOPLAM.
21-ENTER TUŞUNU KONTROL EDİN.
22-HIZLI KOPYALAMA.
23-FORMÜL KOPYALAMA.
24-BÜYÜK ALANLARI SEÇMEK.
25-EXCEL’DEN WORD’E TABLO AKTARMA
26-Bazı tablolarımız, sayfayı yatay konuma getirsek bile sayfaya sığmıyor. Ne yapmalıyız?
27-Hücrenin içinde birden fazla satır kullanmanın yolu nedir?
28-İki farklı sayfadaki hesap tablolarımı raporumuzun tek sayfasına nasıl bastırabiliriz?
29-SEÇİMİN VAZİYETİ.
30-BAŞLIK ORTALAMA.
31-TABLO YAPIŞTIRMA.
32-WORD’DEN EXCEL’E TABLO.
33-EXCEL’DE BİR GRAFİĞİ NASIL ÇİZDİRİRİZ?
34-RAKAMLARIN EN YAKIN TAM SAYIYA YUVARLANMASI
36- Makroları tüm kitaplarda geçerli kılmanın yolu
37-Formül (işlev) kullanarak yaptığım hesapların, formül olarak değil, rakamsal değer olarak görünmesini istiyorum
38-DİKİNE BAŞLIKLAR KULLANMAK
39-OTOMATİK BİÇİM
40-ROMEN RAKAMLARI
41-HÜCRE DEĞERİNİ ARTTIRIP AZALTACAK DÜĞMELER
42-EXCEL İÇİNDE HESAP MAKİNASI
43-EXCEL SAYFALARINI BİRLEŞTİRMEK
44-SÜTUNLARI SATIR OLARAK KOPYALAMAK
46-EXCEL VE SERİLER
47-ÇALIŞMA SAYFALARINA KOLAY ERİŞİM
48-EXCEL GRAFİKLERİNE YENİ DEĞERLER EKLEMEK
49-KOMUTLARI DÜĞMELEŞTİRMEK
50-EXCEL BELGELERİNDE VURGULAMA
51-WORD VE EXCEL DOSYALARINA ŞİFRE
52-EXCEL’DE FONT LİSTELERİ
53-TÜRKÇE KARAKTER PROBLEMLERİNDEN BIKMADIK
54-EXCEL TABLOLARI VE DEĞERLER
55-ÇALIŞMA SAATLERİ GRAFİĞİ
56-EXCEL’DE KILAVUZ ÇİZGİLERİ
57-TABLOLAR KULLANMA
58-KÜÇÜK OFFICE PÜFLERİ
59-MAKROLARI DÜĞMELERE DÖNÜŞTÜRMEK
60-SAYFALAR ARASINDA HIZLI GEÇİŞ
61-OTOMATİK PARÇA İSMİ
62-ONU BUNA ÇEVİRMEK
63-BOŞ HÜCRELERİ KONTROL ETMEK
64-NE OLACAK BU VERİLERİN HALİ
65-OTOMATİK TOPLAMA
66-HÜCRELERİ OTOMATİK OLARAK DOLDURMA
67-KÜÇÜK KÜÇÜK NOTLAR
68-SATIRLARI İSTİLA EDEN DEĞERLER
69-KLASÖRLERİNİZLE ÇALIŞIRKEN BEŞ PÜF NOKTASI
70-ALANLARA İSİM VERME
71-FORMÜL GİRMENİN KOLAY YOLU
72-EĞER İŞLEVİNİN KULLANILMASI
73-BİR SÜTUNDA KAÇ TANE (EĞERSAY İŞLEVİ)
74-UZUN İSİM VERMEYİN
75-ORTALAMAYA YAKIN SAYI
76-HÜCREYE BİR SATIRDAN FAZLA YAZMAK
77-SIRALI DEĞERLERİ OTOMATİK DOLDURMA
78-HÜCRE ÇİZGİLERİNİ GÖSTERMEK/GİZLEMEK
79-DÜĞMELERİN TANIMLARINI DEĞİŞTİRMEK
80-EXCEL’DE SIFIR ATMA
81-EXCEL DİZİ FORMÜLLERİ İLE SEÇİLİ VERİLERİN ÖZETLENMESİ
82-WORD VE POSTA LİSTELERİ
83-EXCEL DOSYALARINIZI HTML OLARAK KAYDETMEK
84-GRAFİK YARATMAK
85-GRAFİK TÜRÜ SEÇMEK
86-MAKROLARI TÜM KİTAPLARDA ETKİN KILMAK
87-VERİLERİ SIRALAMAK VE SÜZMEK
88-HESAPLAMA SONUÇLARININ RAKAMSAL DEĞER OLARAK GÖRÜNTÜLENMESİ
89-HESAPLAMA SONUÇLARINI BAŞKA SAYFALARDA KULLANMAK
90-EXCEL’İ SAYFASIZ AÇMAK
91-OTOMATİK DOLDURMA
92-OTOMATİK SÜZME
93-SÜTUNLARI SATIR OLARAK KOPYALAMAK
95-ZAMAN GRAFİĞİNİN EĞİLİMİ

Read more..


Maksat makale olsun…

Written by h'ozerdem on Ağu 16th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Haber / Yorum, SEO, İnternet / Bilişim

google.jpgİnternetin getirdiği en önemli fayda “bilgiye kolay ulaşım” iken bir sorunu da beraberinde taşıdı hayatımıza.

“Bilgi Kirliliği”
Herkesin, her konuda kolaylıkla ahkamlar kesmesini sağlayan bu durum, yalan yanlış ne varsa internette bilgi gibi paylaşılmasını sağlamakta.

Son karşılaştığımız bir örnekte ise neredeyse “Lost” dizisinin senaryosu olabilecek bir hayal gücüne şahit olduk arkadaşlarla.

Makalenin orjinali İngilizce, Türkçeleştirip gerçekmiş gibi sunulan halini, şu şekilde (açıklamalarla) sunmakta fayda var.

Google arama motoru efsanesinin kökleri biizm bildiğimizin aksine 1990′lı yılların ortasına değil, ondan çok daha eskilere yani Almanların 1. dünya savaşı sonrası 1923 yılında kurduğu Googel Cars & Co. şirketine dayanmaktadır. Şirketin ürettiği yarış otomobillerinden birisinin 1931 yılındaki alman ulusal yarış şampiyonasında feci bir kaza yapması neticesinde Google şirketinin iflasını açıklanmış ve bu marka adı 20 yıl kadar ortalıkta görünmemiştir..

Öncelikle bu firma hakkında bir araştırma yapalım dedik, ancak dünya tarihinde bu isimle bir firma bulunmadığı bariz bir gerçek. Hadi bunu geçelim, 1931 senesinde bahsi geçen Alman Ulusal Yarış Şampiyonası’ndan kastedilen yarışın ne olduğunu merak ettik doğrusu. Araştırdığımızda 1931 senesinde Almanya’da yapılan yarış büyük ihtimalle “1931 Alman Grand Prix” ve Wikipedia‘da bulunan bilgilere göre pek de inandırıcı gelmiyor.

1953 yılında New York’lu terzi Thomas Rafner Jr. çalıştığı sektörü değiştirmeye karar vererek “Barney Google” adında bir turizm şirketi kurmuş ve şirketin logosunda ise bir at kullanmıştır. Bu şirketin sloganı ise “Google- Büyük elmayı bir ısırışta ye” anlamına gelen “Google - The Big Apple in One Bite” mottosuydu. Saç kesiminden şehir içi turlara kadar çok değişik alanlarda faaliyet gösteren bu şirket daha sonraları 1970 lerde teknoloji sektörüne de ayak basacaktı. Şirketin yeni faaliyet alanı yabancılara servis yapacak ilkel bir arama motoru yazılımının geliştirlmesiydi.

İlginç. Hatta çılgınca. Bu denli büyük bir firmayı kurmuş, ve tarihe iz atmış bir kişi hakkında bilgilere nedense hiç bir yerde ulaşamıyorsunuz. Dharma’ya benzeyen bir şirket sanırım. Adaları da vardır şimdi bu arkadaşların. 1970′lerde bu tür bir arama motorunun yazılımının geliştirilmesi biraz zor olurdu sanırım. Zira bu tür işler o dönemlerde rehber kitaplardan zaten yapılmaktaydı.

Massachusetts Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile yapılan işbirliği neticesinde elektronik şehir rehberi programı hazırlamaya karar verilmesiyle New york şehrindeki bulunması zor yerler ve Anahtar kelime arama sistemi ilk defa 1974 yılında şirket tarafından ticari manada uygulamaya konulmuştur. Bu sistemin gelişmiş bir versiyonu daha sonra Nobel ödülüne aday gösterilmiştir. Yani diğer bir deyişle günümüzde Googling adı verilen arama motoru dizaynının ilk sürümünün 1979 daki atası olan teknolojiye First Generation Googling (FGG) adı verilmiştir.

1974 senesinde bu tür bir çalışma hiçbir kayıtta görünmüyor. İlk e-posta yollanmasının 1971′de olduğunu göz önüne alırsak sizce bu tür bir çalışma tarihe geçmez miydi? Yoksa MIT çok mu fazla mütevazi?

Google arama teknolojisinin IBM tarafından 1984 IBM tarafından satın alınmasına kadar geçen sürede bu teknoloji yatırımcıların pek dikkatini çekmemiştir. 1988, yılında Google Inc. National Security Agency yani Amerikan Ulusal güvenlik Ajansı tarafından satın alınmasıyla kullanım amacı daha çok istihpari faaliyetlere kaymıştır. Ajansın bu yazılım hakkındaki sır saklama eğilimleri nedeniyle Google ismini satın almayı bile unutmuş ve 1991 yılında sembolik bir fiyata Peter-Paul Sovri tarafından isim ve patent hakları satın almıştır.

IBM 1984 yılında klavyelerindeki hataları düzeltmekle meşgul iken tarihe geçecek bu buluşu almış. Hatta IBM gibi bir devin aldığı bu destansı iş nedense kimsenin ilgisini bile çekmemiş. Dahası ne kadar doğrudur bilinmez ama NSA ile Google arasında bir bağlantının olup olmadığı hala tartışma konusuyken madem bu denli bilgi sahibisiniz gösterin evrakları, kaynağı da tarihe geçirin isminizi.

Ayrıca şu konuda hemfikirim. Amerika’nın bir çok istihbarat hatası yaptığını kendileri de kabul ediyorlar ama bu kadarı da komik olur. Yok efendim Google ismini satın almayı unutmuş. Ardından da Peter-Paul Sovri (bkz. Google aramalarında sadece 3 sayfada ismi var) nasıl uyanık bir adammış ki bu ismi satın almış. Biraz yavaş :)

1990 ların ortasında World Wide Web fikrinin ve atılımının yaygınlaşmasıyla üvey oğlu Larry Page, ve oğlunun arkadaşı Sergey Brin, tarafından günümüzde bildiğimiz Google web arama motoru geliştirilmiş veya icat edilmiştir.

Üvey oğlu? Yahu Larry Page’in babasının ismi “Carl Victor Page” ve annesinin ismi “Gloria Page”. Biraz usturuplu sallasanız. Bakın Wikipedia sayfasına.

Yazının devamını sadece bilgi için verelim, gerisini araştırmaktan vazgeçtik. Sadece şahsi yorumlarımızı sunuyoruz. Arkadaşlara bu denli bir hayalgücü hakkında saygılar!

Site ziyaretçileri zamanla artmaya başlamış ancak P.P. Sovri nin 1998 yılında trajik ölümüyle Google arama motoru çalışmaları Sovriye adanmıştır.Diğer arama motorlarından daha iyi sonuç verebilmek amacıyla 20,000 internet aşığı ispanyol gencinden yardım alınmış bu gençlere 2 milyar web sayfasının tektek inceletilerek safya kalitelerini 1 den 10 a kadar numaralandırmak suretiyle tespit etmeleri istenmiştir. Binlerce gencin 2 ay boyunca uykusuz kalarak harcadığı performans sonucunda google arama motorunun bugünkü algoritmasının temeli atılmıştır. Bu çılgın fikir, Bring ve Page’in yıllar sonra milyarder olmalarını sağlayacaktır.

20bin internet aşığı İspanyol genç! Vay anasını. Evet Google ilk denemelerinde bir çok beta tester tarafından kullanıldı, hatta bunların arasında “hispanik” dediğimiz İspanyol kökenli kişiler de vardı, ama bu kadar da değildi. Hem neden sadece İspanyol? Onu da açıklasaydınız bari.

Günümüzde on milyarlarca web sayfası google SEO tarafından indekslenmiş durumdadır ve ortalama günlük 300 milyon arama yapmaktadır. , Gördüğünüz gibi Kastlowski’nin arabalarından günümüze oldukça uzun ve zorlu bir yol katedilmiştir. Her ne kadar 70′li yıllardan beri devam eden arama motoru fikrinin günümüzde geldiği mesafe inanılmaz görünse de gelecekte google markasının daha akıl almaz işleri yapacağını düşünmekteyim. Ayrıca Google SEO işine uzun bir süre yani google.com un popülaritesinin devam ettiği müddetçe devam edeceğimizi ummaktayım

Ummaya devam etmenizi tavsiye ederim. Evet Google daha da devam edecek yoluna ancak geçmişi hakkında bu denli uçuk (!) bir senaryo konusunda sizi başta belirttiğim gibi Lost dizisinin senaristleri arasına almak lazım. Bravo arkadaşlar! Sonuç olarak imla hatalarını bırakın bu denli mesnetsiz sallamaların da internette yer aldığını unutmamak lazım. Ayrıca bu çeviri için zaman harcayan arkadaşlarımıza da teşekkürler. Onlar da umarız her okuduklarını doğru olarak algılamaktan vazgeçerler.

Her sunulan doğru değil bu sanal alemde. Lütfen okuduğunuz her konuda kaynak araştırmasını yapmayı unutmayın.

Not: Yazının orjinaline link vermekte oldukça hassasız ancak arkadaşların deşifre olmalarına pek gerek yok. Ayrıca yazının ingilizce orjinalini http://blogoscoped.com/history/google.html adresinde görüntüleyebilirsiniz.


Popüler web sitesi için 50 tavsiye…

Written by h'ozerdem on Ağu 2nd, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

web-tasarim-populer.jpgListeler hazırlamak zor iş. Muhakkak bir yerlerde eksikler oluşuyor. Bu yazıda elimden geldiğince “internette görünürlük” konusunda ipuçları vereceğim.

  1. Yeni bir sayfa veya içerik oluşturuyorsanuz Digg, Reddit ve Netscape gibi bazı social bookmarking sitelerine bildirmeyi unutmayın.  23 Top Social Bookmarking sites linkinde bulacağınız sayfalar işinizi görecektir.
  2. Sitenizin konusu ile ilgili bir Yahoo Group kurmanız işe yarayacaktır.
  3. Bir MySpace sayfası ile sitenizin popülerliğini arttırabilirsiniz. Sitenizdeki içerikleri bu sayfadaki bloglarda yayınlamanız da işe yarar.
  4. Del.icio.us bookmarklarına kendinizi eklemeniz tavsiyemdir. Hatta kendinize güveniyorsanız bir “Del.icio.us” butonu da kullanabilirsiniz.
  5. Bir Technorati hesabı oluşturun ve blogunuzu duyurun.
  6. Sitenizi kayıt edebileceğiniz bir çok directory site bulunmakta. Bunlara üye olmak için beklemenize de gerek yok. İşe yarar bir listeyi Info Vilesilencer adresinde bulabilirsiniz.
  7. Sitenizde bulunacak bir anket popülerliğinizin artmasını sağlayacaktır. Anket dediysek, teknolojik yazıların olduğu bir sitede “Bu sene kim şampiyon olur” tadında bir saçmalama olmasın lütfen.
  8. Siteniz için Gumtree adresinden ücretsiz ilan verebilirsiniz.
  9. Sitenizin içeriğini güncellemek için RSS feedleri kullanın.
  10. Sitenizin RSS feed yayınını FeedBurner, Squidoo, Feedboy, Jordomedia, FeedBomb, FeedCat, rssmad, feeddirectory ve feedfury gibi sitelere yapmanız oldukça işe yarayacaktır.
  11. Sitenizin içeriği ile alakalı gerçek(!) bir makale yazın ve işe yarar bir sitede yayınlanmasını sağlayın.
  12. StumbleUpon üyeliğinizi başlatın ve arkadaşlarınızın sizi “Stumble’lamasını” sağlayın.
  13. Özelleştirilmiş bir 404 sayfası ile hatalı aramalardan bile sitenize girildiğinde içeriğinizin yayınlanmasını sağlayabilirsiniz.
  14. Özelleştirilmiş 301 redirect işlemi ile www başlıklı olmayan adreslerden ulaşım sorunu ihtimalini ortadan kaldırabilirsiniz. 301 redirect ile ilgili bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.
  15. Üyesi olduğunuz forum ve sitelerde imzalarınızda sitenize link kullanın. (İzin verildiği sürece!)
  16. Sitenizdeki imla hatalarını düzeltin. Kimse WEPMAZTER’ları iplemiyor emin olun. Wep Desing gibi saçmalamalar sadece sitenizi komik duruma düşürür. Yazmayı beceremeyeceğiniz kelimeleri hiç kullanmayın. Platform yerine platfrom yazabilirim diyorsanız şekildeki gibi alay konusu olmanız an meselesi olabilir.
  17. Sitenizi çeşitli browser yazılımları ile muhakkak test edin.
  18. Üç kuruş için kötü bir sunucu seçmeyin. İşinize yarayacak bir hosting edinin. Kimse yavaş sayfaları sevmiyor.
  19. Page Rank kaygısı ile yaşamayın. Bir siteyi Page Rank ile ölçmek bir kadın yazarı vücut ölçüleri ile değerlendirmeye benzedi artık.
  20. Bir hizmeti veya bir ürünü ücretsiz sunun. Bedava olan her zaman ilgi çeker.
  21. Arkadaş, eş, dost toplantılarında sitenizden bahsetmeyi unutmayın. Kimin ne zama, hangi siteyi ziyaret edeceğini bilemezsiniz.
  22. Ziyaretçilerin size ulaşması için çeşitli yollar sunun. MSN, Skype, iletişim formu, telefon, adres gibi…
  23. Sitenizi Craigslist sisteminde yayınlayın. Ücretsizdir.
  24. FRAME KULLANMAYIN!
  25. Sitenizin DMOZ.org üyeliğini yapın. Biraz zaman alır ama inanın buna değer.
  26. Bir XML sitemap oluşturun ve Google‘a bildirin.
  27. İletişim sayfanızda haber bülteninize üye olma fikrini sunun.
  28. Bir haber bülteni yayınlayın. Spam mail yapmamak şartıyla!
  29. Seminerlere katılmaya özen gösterin.
  30. Konunuzla ilgili bloglarda (sitenize link vererek) yorumlar ekleyin.
  31. Sakın kimseye sitenizi arama motorlarına kaydetmesi için para vermeyin. Tamamen ziyandır!
  32. YouTube ve Google Video viral kampanyalar yaratmak için ideal yerlerdir. Wired’da bulunan How To Make Your Own Viral Hit makalesi işe yarayacaktır.
  33. Bir eKitap yayınlamak sitenizin isminin duyulması için oldukça iyi bir yoldur.
  34. Bir Wordpress teması (veya benzeri) yaratın ve sitenize link verilmesi koşulu ile ücretsiz dağıtın.
  35. Java ve ActiveX kullanımından uzak durmaya özen gösterin.
  36. Ziyaretçilere indirebilecekleri bazı içerikleri sunmak işe yarayacaktır.
  37. CSS öğrenin!
  38. Wikipedia’da bilgi paylaşımına katkıda bulunun.
  39. www.yourdomain.com/pgInfoPages.cfm?cx=50799399822B gibi adresler yerine SEO uyumlu adresler kullanmaya özen gösterin.
  40. İlla flash giriş kullanacaksanız, “introyu geç” linki bulundurmayı unutmayın.
  41. Yerel medya sizden haberdar olsun. Bir çok yerel gazete haber aramaktadır ve hiç ummadığınız bir yazınızı bile haber yapabilirler.
  42. W3C standartlarına uyun. Uzun vadede işinize yarayacaktır.
  43. “Arkadaşıma gönder” seçeneğini muhakkak bulundurun. İşe yarayacaktır.
  44. Squidoo‘da siteniz için bir “lens” oluşturun.
  45. Müşterilerinizin mailine muhakkakerken cevap verin. Kimse bir cevap için 3-4 gün beklemiyor.
  46. Diğer sitelere link vermekten çekinmeyin.Tabii konunuzla alakalı ve saygın bir içeriğe sahipse.
  47. Çalıntı içerik kullanmayın.
  48. Bir ürün satıyorsanız RSS’ini Froogle’a kaydetmeyi unutmayın.
  49. Sitenizin her tarafını reklamla donatmayın.
  50. Alıntı yaptığınızda, alıntı yapılan yere link vermeyi unutmayın.


Mojave Experiment… Vista’yı beğenmişiz de haberimiz yokmuş…

Written by h'ozerdem on Ağu 1st, 2008 | Files under Genel Yazılar, İnternet / Bilişim

mojave.jpgEvet herkes duydu ilk önce şehir efsanesi tadında başlayan Microsoft’un Mojave deneyini.

Peki neydi bu deney?

“Hala bir türlü beğendirilemeyen Vista’nın negatif yönleri üzerinde durularak bir video oluşturuldu ve belli bir Windows XP kullanıcı topluluğuna seyrettirildi. Topluluktan Vista ile ilgili görüşleri alındıktan sonra Mojave adında bir işletim sistemi gösterildi. İşletim sisteminden yüzde 90 pozitif görüş alındıktan sonra Mojave’nin aslında Vista olduğu açıklandı.”

Ardından bunun gerçek olduğu hatta bu projenin internet sitesinin de yayına girdiği haberi çıktı piyasada. The “Mojave Experiment” web sitesine buradan ulaşabiliyorsunuz. Siteyi arkadaşlarla incelerken bazen epey güldüğümüz anlar da oldu, düşündüren kelimeler de. Bu denli gülmemize neden olan bir işletim sisteminin kullanımı hakkında değil de, görüntüleri hakkında insanların yorum yapması oldu.

“Araba alırken sadece reklamlarını seyredip mi alıyoruz sanıyorlar?” dedi bir arkadaşım…
Öyle ya. Hangi reklamda veya tanıtımda bir firma ürününü kötüler? Bir işletim sisteminin görsel güzelliğinden ziyade stabil çalışması gibi unsurlar ön plandadır diye düşünüyorduk. Ardından bir soru daha geldi.

“Hangi sunucuda şirin wallpaperlar veya görsel temalar kullandık be hocam?” dedi aynı arkadaş…

Videolarda genelde görsel özelliklerden ve hızdan bahsedilirken her nedense hiç bir kullanıcının bilgisayar kullanmamış olması, sadece izledikleir hakkında yorum yapmaları çok ilginç.

Microsoft’un bu tutumuna anlam vermek de güç geliyor. PCWorld’den Levent Polater’in yazısında belirttiği gibi;

Microsoft’un Vista’yı aldırmaya yönelik bu çabaları sonuçsuz kalacak gibi görünmüyor, ancak zaten 140 milyon satmış ve çoğu yeni laptop ve masaüstü bilgisayarların zaten işletim sistemlerinin Vista olarak satılmasına rağmen Microsoft’un bu açgözlülüğünü anlamak zor görünüyor. Windows 7′ye geri sayım yapılan şu günlerde XP kullanıcısıysanız ve alışmışsanız Vista’ya geçmenin şu anda bizce hiçbir nedeni yok.

Bu sözlere katılmamak elde değil. Hele her açtığınızda güncelleme yüklemelerinden internet sitelerini gezemez olduğunuz bir işletim sisteminin güvenilirlik ve düzgün çalışma konularında biraz daha vakite ihtiyacı olduğu su götürmez bir gerçek.

“Neden mi Vista’ya karşıyız?” derseniz kimse Vista’ya karşı değil. Teknolojinin bu denli hızlı geliştiği bir devirde hangimiz ona buna karşı olabiliriz ki? Sadece anlamsız olur. Asıl sorun elimizde halen kullandığımız işletim sistemlerimizden temel anlamda hiçbir farkı olmayan, neredeyse sadece görsel yönden zenginleştirilmiş, inanılmaz derecede işlemci ve hafıza zorlayan, her yazılımı stabil çalıştıramadığınız başka bir işletim sisteminin bize zorla dayatılması oldukça rahatsız edici.


Kurumsal Bloglar

Written by h'ozerdem on Tem 30th, 2008 | Files under Genel Yazılar, SEO, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

kurumsal-blog-sorunlari.jpgSon zamanlarda “blog” kelimesinin tam manası ile ilgili bir çok tartışma sürüyor. Kimisi sadece günlük olarak nitelendirirken, kimisi de haberleşmenin yeni boyutu olarak değerlendirmekte. Özellikle “kurumsal blog” kavramı henüz ülkemizde tam olarak çözülmüş değil.

Evet, blog yeni bir iletişim sistemi. Yurtdışında bir çok kuruluş, hedef kitleleri ile iletişim için benimsiyor bu yöntemi. Öncelikle kişisel kullanıcıların benimsediği blogların iş dünyası tarafından dikkate alınması uzun sürmedi. Kurumsal bloglar kuruluşların gerek müşterileriyle, gerek çalışanlarıyla, gerek medya ile iletişiminde önemli bir yer tutar oldu.

Kurumsal bloglar sadece kendileri için değil, rakip firmalar hakkındaki yazıları da takip etmek için bloglardan faydalanır hale geldiler.

Bir kurumsal blog açmak sadece hazır bir yazılımı kurmak ve tema tasarımını yapmaktan ibaret değil. Bu süreçten önce kurumun iyi organize olmuş bir yönetim ile blog sitelerine gereken ilgi ve zamanı ayırmayı göze alması bir şart. İyi niyetle başlanıp devam ettirilemeyen bir blog, ancak yıllar önce terkedilmiş bir kasabaya benzeyecektir.

Kurumsal blogdan efektif faydalanabilmek için blogun isminden, yazarlarına kadar seçimlerin iyi yapılması gerekmekte. Blogger olarak tanımlanacak bu kişilerin, şirketin alt yapısı, hizmet ve ürünleri hakkında oldukça iyi bir bilgiye haiz olması gerekmektedir. Deneyimlerini, şirketin sırlarını ifşa etmeden, öne sürülmesi gereken bilgileri ortaya çıkartarak paylaşabilmesi en önemli unsur.

Tabii bu noktada kurumun da şeffaflık düsturuna yakın bir duruşu olması gerekli bir şarttır. Bu tür bloglarda başarı için gerekli zamanın ayrılması, ilgi çekici başlıklara yer verilmesi, içeriğin güncel tutulması ve yorum eklenmesine teşvik edici bir ortamın oluşturulması şarttır.

Bloglarda ilk olarak iletişim konusunda deneyimi olmayan kişilerin yazmaları ters tepebilir. İşinden, yöneticisinden hoşnut olmayan bir kişinin anlık bir kişisel hatası sonucu bloga ekleyeceği yazının nasıl bir sonuç doğuracağını siz düşünün. Tabii üst düzey yöneticilerin de bu konuda oldukça iyi düşünmeleri lazım. Nasıl bir zamanlar internet sitelerinin giriş sayfasına firma sahibinin resminin konması gibi hatalar günümüzde komik birer anı olarak kaldıysa, blogların da şirket yöneticilerinin ego tatmini için kullandıkları bir alan olmaması gerekmektedir.

Üst düzey yöneticilerin bir çoğu iş programları arasında bloglamaya zaman ayıramayacaklarını düşünürken, bu işe zaman ayıran kitle de gün geçtikçe artmakta. Zira bir müşterinin bir firmanın sahibinden okuyacağı bir yazı, normal bir çalışanın yazacağı yüzlerce satırdan çok daha etkili olacaktır. Tabii ki bu kararın verilmesinde de yönetimde olanların iletişim konusunda yetenekleri ön planda olacaktır.

Bir kurumsal blogda şeffaflıktan bahsettik. Bu şeffaflık hataları konusunda açık sözlü olmayı beceremeyen kuruluşlara pek tavsiyemiz olmaz. Doğal olarak her firmanın sorunları olacaktır, fakat kendi içinde bile bunu tartışamayan kuruluşların bloglarından başarı sağlamaları çok zor olacaktır.

Üstüne üstlük Polyanna modunda “her şeyin mükemmel göründüğü” kuruluşlara da günümüzde kimse çok sıcak bakmamakta. Tabii bir endişe de söz konusu. Bir bloga konan bilginin kaç milyon kişi tarafından okunabileceği tahmin edilemezken kurumsal bloglarda şeffaflık için sınırların belirlenmesi yerine, blogların çok iyi tanımlanmış amaç ve politikaları olması şartı vardır. Doğal olarak tüm kuruluşlar finansal, hukuki vb. bilgilerin saklı tutma hakkını bloglarında da kullanacaklardır. Fakat çalışanların katılımlarında bu uygulamada sorunlar yaşanabilmekte. Bu nedenle hakların çok iyi belirlenmesi gereklidir.

Peki kurumsal blogların faydası ne olmaktadır derseniz sadece tek bir faydadan bahsetmek yanlış olacaktır. Öncelikle şirketin hedef kitlesi ve çalışanları ile birlikte şeffaf ve dürüst bir yapı göz önüne koymak diyebiliriz. Sadece “Hakkımızda” başlığı altında yavan bir yazı yerine, gün geçtikçe size haberler sunan, size içtenlikle bilgiler veren bir blog çok daha samimi duruyor.

Ayrıca arama motorlarındaki yadsınamaz başarıları da şirketlere avantaj sağlamaktadır. Hem de düşük maliyetli olan bu çalışma bütçe konusunda sıkıntı yaşamak istemeyen kuruluşlar için ideal bir çözüm oluşturmakta.

Maddelemek gerekirse faydaları şu şekilde toparlayalım;

  • Kuruluş hakkında olumlu bir görüş oluşmasında faydalıdır.
  • Pazarda yer alan diğer kuruluşlara kendinizi duyurmanız adına iyi bir etki yaratır.
  • Düşük maliyetlidir.
  • Güncel bilgilerin paylaşılıp, fikirlerin ortaya konması için uygun bir ortamdır.
  • Hedef kitlenin size dönüşü için çok yararlıdır. Ayrıca kitlenin sadakati adına da artı puan oluşturur.
  • İç ve dış iletişim güçlenir.


Ülkemizde Webmaster, Web Yayımcısı (Web Publisher), Web Tasarımcısı (Web Designer), ve Web Programcısı (Web Programmer) sorunsalı…

Written by h'ozerdem on Tem 24th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Web Tasarım, İnternet / Bilişim

Webmaster nedir, ne değildir?

Hepimizin sürekli karşılaştığı ancak manası tamamı ile bilinmeyen bir terim “Webmaster”.,

Webmaster nedir? Ne yapar? Bilgisi nedir, ne değildir? Bu terimi bir çok kişi duymuştur. Fakat bu kelimeyi kullanırken anlamının ne derecede büyük bir yükümlülük olduğuna pek aldırış etmiyorlar.

Ülkemizde iş verenler tam olarak bu terimi bilmediği için firmaların birçoğu ilan verirken ülkemizde şu tarz ilanlar vermekteler. Örneğin şahsın sadece web tasarımcısına ihtiyacı olmasına rağmen şu şekilde bir ilanla çıkar karşınıza.

”Dreamweaver, Flash, Photoshop, Fireworks, XHTML, ASP.NET, PHP bilen elemanlar aranıyor”

Nasıl oluyor bu iş kavramak zaten imkansız. ASP.Net ve PHP web programlamaya girmekte orası kesin ancak aranan güzel, göz alıcı, statik bir sayfa ise ASP.net ve PHP bilgisi ne derecede ileri olacaktır orası muamma! Konuyu daha fazla sündürmeden gelelim şimdi webmaster terimine.

Webmaster kolay iş değildir. Bir kartvizitin altına webmaster yazdığınız andan itibaren farkında olmadan bir çok sorumluluk ve gerginliğin altına imza atmış olursunuz. Webmaster kelimesinin düz olarak tercümesi “webin efendisi” olmaktadır. Bir site veya projeye sıfırdan başlayıp, dökümantasyonunu hazırlayan, düzenleyen, resimleri ekleyen, taslağı hazırlayan, kodları yazan, optimize eden kısacası bir siteyi çok ileri düzeyde profesyonel anlamda tasarlayabilme yeteneğine sahip kişi demektir. Ayrıca bir webmaster olmak için şunları oldukça iyi bilmek gerekir :

* HTML ve CSS bilgisine hakim olmak.
* Optimizasyon konusunda bilgili olmak. Arama motorlarının girdisini çıktısını iyi bilmek ve SEO “Arama Motoru Optimizasyonu” uygulamalarına haiz olmak.
* İnternet altyapısını bilmek.
* İnternette güvenlik bilgisinin iyi olması.
* Veritabanlarını bilmesi.
* Renkleri tanıması.
* Tasarımda yetenekli olması.

Göründüğü gibi webmaster burada bahsedilen kavramların tamamını yapabilecek kişidir. Ancak webmaster sanıldığı gibi tek kişilik bir ekip olmak yerine bir ekibin başında işlerin planlı programlı yürümesini sağlayan kişi olursa netice çok daha verimli olmaktadır.

Web Publisher ( Web Yayımcısı) : Tüm çalışmaları bitmiş bir internet sitesinin, yüklenmesi, hayata geçirilmesi ve yayınlanmada karşılaşılacak sorunları çözmek gibi konular ile ilgilenir. Ortaya çıkan sorunları ise birazdan bahsi geçecek kişiye rapor ederek gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlar.
Web Designer (Web Tasarımcısı) : Sitenin görsel unsurlarını, tablolarını, yerleşimini, Flash, Gif. vb görsellerini hazırlayan kişidir. Müşterinin isteğine göre kendi yeteneğini de ortaya koyarak çalışmalar yapar. Optimizasyon konusunda bilgilidir, grafik ve animasyon programlarına hakimdir, renk onun için avucunun içi gibidir, yazıtipleri “font” konusunda bilgi sahibidir, programcıya kolaylık sağlayacak teknik bilgiye sahiptir ve ona göre tasarım yapar.
Yani bir nevi dijital grafiker denebilir.
Web Programmer (Web Programcısı) : Neredeyse en zor iş onun üzerindedir, sitenin tüm arka plan kodlarını ve uygulama scriptlerini bu kişi oluşturur. Konusuna hakimdir, PHP, ASP, JAVA, JavaSCRIPT, .NET uygulamalarından herhangi birine yada hepsine hakimdir, MYSQL, MSSQL, ACCESS, POSTGRESQL gibi veritabanlarını iyi bilir. Güvenlik konusunda bilgilidir. Hazır kodları anlayabilecek kadar ve çözümleyecek kadar bilgisi vardır. Site tasarımına uygun CSS kodlarını yazabilir, HTML konusunda uzmandır..
Web Editör (Web Düzenleyici) : Aslında şu an piyasada çalışan kesime denebilecek en uygun sıfat budur. Editörler genellikle, şirketlerin bilgi işlem departmanlarında bulunan kişilerdir, bu kişilere şirket tarafından birde web sitesi işi verilir, genellikle hazır templateleri düzenler, kodlarda ufak tefek değişiklik yaparlar. Aslında WEB EDİTÖRLERİ, WEB MASTER kadar bilgi sahibidir. Çünkü en son aşamada 1 yıllık tüm değişiklik ve güncelleme işlerini bu arkadaşlar yaparlar.

Sonuç olarak WEBMASTER olmak herkesin harcı değildir. Eğer bu yazıdan sonra “Ben bu yukardaki işleri çok iyi biliyorum” diyebiliyorsanız meydan sizin. Ancak bu denli bilginin de aylık getirisinin az olmadığını unutmayın. Çünkü bunların hepsini bilmeniz demek eş zamanlı olarak hem PRODÜKTÖR , hem ART DİRECTOR , hem GRAFİKER , hem de MATBAACI olmanız gibidir.


Web Tasarımda 10 Temel Hata

Written by h'ozerdem on Tem 20th, 2008 | Files under Genel Yazılar, Web Tasarım

Bu yazıda genellikle göze batmayan ancak oldukça kullanıcının site ziyaretlerini sonlandırdıkları 10 temel hatadan bahsedeceğiz.

Yazımızda Jakob Nielsen’in bazı yazılarından faydalananılmış, ve sitelerinde kullanılan bazı çizimlere yer verilmiştir.

Yazıda bulunan bilgiler arama motoru optimizasyonuna direk olarak etkili değildir. Sitede ziyaretçinin kalma süresini arttırma ve site kullanımı oranını çoğaltmak için önemli bulduğumuz 10 adet konunun açıklamalarına yer verilmiştir.

01-kotu-aramalar.jpg1- Hatalı aramalar, bulunamayan arama sonuçları

Evet hatalı aramalar diyoruz. Ne yazık ki her kullanıcı muhteşem derecede gramer bilgisine veya klavye kullanma yeteneğine sahip değil ve bu zorunlulukları da yok. Yardımcı olmaya çalışan siteler her zaman avantajlı konumdadırlar ve ziyaretçi arama kriterini yanlış yazmış bile olsa Google’ın “Bunu mu demek istediniz…” yaklaşımı en güzel çözüm olmaktadır. Arama sisteminizi hazırlarken Google tarafından kullanılan sistem kadar gelişmiş olmasa bile, “Sonuç bulunamadı” kelimesinin bir kenarına “Tavsiye edilenler” veya “En sık arananlar” seçeneklerini koymanız bile sitenizin kullanılırlığı açısından oldukça büyük bir avantaj sağlayacaktır.

2- PDF dosyaların tarayıcılarda açılmaları

Doğrudur. Bir çok kullanıcı için standart bir yazılım Acrobat Reader ve muadilleri olan yazılımlar. Peki kaç kullanıcının tarayıcı yazılımı sorunsuz? Veya kaç kullanıcımız gerçekten PDF dosyanın ne işe yaradığı hakkında fikir sahibi?

Tavsiye etmiyoruz açıkçası. GÜnümüzde 5 sayfa yazı okumak için ek yazılımla açılacak bir dosya ile karşılaşmak istemiyor. Çok fazla sayfadan oluşan bir PDF dökümanı tarayıcı yazılım ile açtırmak da hem sitenizin bandwithi hem de kullanıcının beklemesi açısından ızdırap olacaktır. Bırakın kullanıcı ne yapacağını kendisi seçsin. Veya bu PDF dosyaları HTML olarak kaydedin. Çok da zor değil bu iş.

3- Ziyaret edilen linklerin renginin değişmemesi

Sitenizi hazırlarken her köşesinizi siz avucunuzun içi gibi biliyor olabilirsiniz ama ya kullanıcılar? İlk defa girdikleri bir sitede hangi sayfaya nereden girdikleri konusunda kaybolmamak için yere attıkları ekmek kırıntıları misali ziyaret edilen linklerin farklı renkleri onlara nerede olduklarını belirtmekte iken, aynı renkte olduğunda site içinde kaybolmaları ne kadar yararlı olabilir ki?

Hiç tavsiye etmiyoruz. Küçük çaplı kurumsal sitelerde belki kullanmanız pek göze batmayacaktır, ancak çok daha kapsamlı sitelerde bu ufacık fark bile sitenin kullanılabilirliği açısından büyük fark yaratacaktır emin olun.

02-okunamayan-yazilar.jpg4- Okunamayan yazılar, sırf yazıdan oluşmuş sayfalar

Devamlı olarak karşınızda aynı ses tonu ile mırıl mırıl bir konuyu anlatan öğretmenlerinizi hatırlarsınız çoğunuz. Ne kadar sıkıcı oldukları konusunda da hemfikirizdir.

Peki sitenizde neden bu tür davranasınız? Sırf yazılardan oluşmuş bir sayfayı, başlıklarla, paragraflarla, kalın ve italik harflerle, renkler ile belirtilmemiş bir makaleyi ne derecede etkili sunabilirsiniz? Cevabı belirtelim. Gereken etkinin en az yarısından fazlasını yitirdiğinizi belirtiyor uzmanlar. Hatta yazı içinde kullandığınız tarzın etkisini de göz ardı etmemeniz sizin yararınıza olacaktır.

Bir web tasarımcıya AJAX’tan bahsederken “aslında bir de bu isimde futbol takımı var” demeniz sadece laf kalabalığı olacak ve ilginin dağılmasına yol açacaktır. Zira sitenizde AJAX ile bilgiyi arayıp ulaşan kişinin sizden istediği bilgiyi ne kadar yalın, öz ve kısa yoldan ulaştırabilirseniz o derecede etkili olursunuz.

5- Değiştirilemeyen yazı boyutları

CSS, web tasarım için bugüne kadar düşünülmüş en iyi düzenlemelerden birisi bu konuda hepimiz hemfikiriz ancak yazı boyutlarının büyütülüp küçültülmesi konusunda kısıtlama yapması da ufak bir handikap olabilir.

Eğer sitenizde 40 yaş üzerinde kullanıcılar bulunmakta ise ve bu kullanıcıların oldukça düşük bir yüzdesinin tarayıcının yakınlaştırma (zoom) özelliğinden haberdar olduğunu düşünürseniz yazıtipi boyutunun değiştirilebilir olması için CSS dosyalarınıza bir kaç satır daha eklemenizi tavsiye ederiz.

6- Arama motorları için uygun olmayan başlık kullanımı

Günümüzün kütüphanesi Google. 7′den 70′e her kullanıcı bir bilgi için “gugıllıyor” interneti. Bilgi erişiminde ise ön plana çıkmak için atılan her takla SEO kelimesi içinde toplanmakta ne yazık ki. White hat veya black hat tabir edilen yolları kullanan bir çok site arasında sunduğunuz bilgiye ulaşan yoksa sitenizden ne bekleyebilirsiniz ki?

<title> tag ile belirtilen başlık kelimesi genellikle arama motorlarının sonuç sayfalarında tıklayarak sayfaya ulaşabileceğiniz bağlantıyı oluşturur. Genellikle ilk 66 karakterinin gösterildiği bu linkte aslında tamamı ile sayfanızın bir mikro içeriği belirtilir.

Bu başlıklar aynı zamanda bir kullanıcı sayfanızı “Sık Kullanılanlar” arasına eklediğinde de sitenizi belirten isim olarak kaydedilir.

Tavsiyemiz başlangıçta firmanızın ismi ardından da sayfanızın açıklamasının yer aldığı bir başlık kullanmanız olacaktır. Emin olun kimse “Yeni Sayfa”, “Merhaba” ve benzeri anlamsız başlıklardan sayfanızı aramalarda önemsemez veya sık kullanılanlarında tutsa bile sayfanızı hatırlamaz.

Tabii bu başlıkların SEO işlemlerinde kullanımları ile ilgili kurallara da riayet etmeniz sizin yararınıza olacaktır.

7- Reklam vb materyallerin karmaşa yaratması

Algıda seçicilik günümüzde oldukça önemli bir unsur ve bu konu üstüne trajikomik bir başlığa Google’da “algıda seçicilik algida” araması yaparak ulaşabilirsiniz.

Bahsettiğimiz konu hakkında alakası ne derseniz açıklayalım. Kullanıcılar bir sitede istediklerini görmeyi beklerler her zaman. Kafalarında şekillenen bir siteyi ise standartlar belirler. Elbette hiç bir site tasarımcısı “menü solda, reklamlar altta, yazılar sağda olacak” gibi bir yaklaşımla davranmasa da reklamların sayfa içine yerleştirilmesi konusunda dikkatli olunması gerektiği bir gerçek.

Evet bir site açıyorsunuz, belirli bir masraf yapıyorsunuz ve bu siteden de bir gelir beklentiniz var. Ancak kimse sırf reklamdan oluşan sayfalar içinde 3-5 satır bilgiyi aramak zorunda değil. Şu durumlardan uzak durun;

Banner körlüğü
Araştırmalarda kullanıcıların banner alanlarını göz ardı ettikleri ispatlanmış durumda. Bu nedenle sitenizin içeriğinin arasına bu tür bannerlar yerleştirmeniz tamamen site içeriğinize zarar verecektir.

Animasyon körlüğü
Devamlı olarak sayfanızda yanıp sönen, veya hareket halinde bulunan yazılar, animasyonlar kullanmanız halinde kullanıcıların dikkati emin olun dağılacaktır. Firefox gibi bazı tarayıcıların bu tür animasyonların iptali için eklentileri bile bulunmakta.

Popup iptali
Herhalde hala popup pencerelerle para kazanmaa çalışmıyorsunuzdur. Veya sitenizde bir çok sayfanızı popuplar ile açtırmak gibi anlamsızlıklara girişmeye kalkmıyorsunuzdur. Kullanıcıların popup pencerelere olan nefreti bir kenara biraz düşünün bakalım sizin popup pencerelerinize Internet Explorer, Firefox, Opera veya Safari izin veriyor mu?

Evet sitenizden para kazanmak en doğal hakkınız ama dilencilik yapmanızın da gereği yok bunu sakın unutmayın. Kimse reklamlarla dolu sayfalara önem vermiyor emin olun.

8- Tasarım adetlerine uymamak

Kullanılabilirliğin en önemli unsuru tutarlılıktır. Kullanıcılar alışkanlıklarından vazgeçmeyi sevmezler. Hele standart bir site için asla. Evet, facebook kullanımını öğrenmek veya myspace profillerini düzenlemek için araştırmalar yapacaklardır, ancak (çok üst derecede bie çalışma olmadıkça) sizin siteniz için site içi mesajlaşma konusunda ders almak istemeyeceklerdir.

Siteniz her zaman “diğer” sitelerle karşılaştırılacaktır. Burada önemli olan hangi sitenin kullanıcıyı daha az zora soktuğudur. Eğer site içinde bir alana girmek için siz daha dolambaçlı bir yol gösterdiyseniz vay halinize.

Rakip ve benzer siteleri her zaman araştırın ve notlar alın. Artı ve eksilerini bir kenara yazın muhakkak. Emin olun bu notlar çok işinize yarayacak.

9- Yeni sayfaları yeni pencerelerde açtırmak

Hatırlar mısınız bir dönemler değişik markalarda elektrik süpürgelerinin pazarlama elemanları dolaşırdı büyük şehirlerde siteleri, apartmanları. Hepsi evinizin kapısını çalarak rahatsız etmek ile satış yapmak arasındaki ince çizgide dolaşmaya başlardı. Kendi markalarının en iyi olduğunu göstermek için evinizdeki küllüğü halınızın üstüne dökecek kadar cüretkar olanları bile bulunmaktaydı.

Her sayfanın yeni pencerede açılması da bu benzerliği taşıyor. Size bilgi ulaştırmakla, kullanıcının bilgisayarında anlamsız pencereler veya sekmeler oluşturmaktan öte gidemeyen bu girişime hiç bir kullanıcı iyi gözle bakmamakta.

“Ekranımın kirlenmesine gerek yok, ben kapatayım sayfayı” kelimesini ziyaretçinize söyletirken, tarayıcı yazılımın “geri” tuşunu işlev dışı bırakıp, site içi gezinmenin olanaksızlaşması için ideal bir hamle olmasına rağmen, hala bir çok tasarım dehası(!) bu tür pencereleri ziyaretçilerin sitede daha fazla görünmesi için kullanabilmekte.

Unutmayın. DÜrüstlük bir erdem değil bir şarttır hayatta. Linkleriniz de dürüst olsun kullanıcılara. Zorunlu kalmanız dışında bu tür yollara başvurmamanız en doğrusu. Bu durumda bile “yeni pencerede açılır” şeklinde bir dipnot düşmeniz tavsiyemizdir.

03-anlamsiz-cevaplar.jpg10- Kullanıcılara aradıkları cevapları sunmamak

Ziyaretçileriniz oldukça basit bir amaç için siteleri kullanırlar.

“Sorularına aradıkları cevapları bulmak!”

İster Kongo’nun yüzölçümünü arasınlar, ister satın almak istedikleri fotoğraf makinesinin fiyatını araştırsınlar beklenti hep aynıdır.

Çoğu zaman müşterilerinizin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak ürününüzün, veya hizmetinizin satılamadığından yakınanların bu maddeye dikkat etmesi şart.

Birçok B2C sitesinde ürünlerin yanında fiyatları görememeniz sizi nasıl siteden soğutuyorsa, sizin sitenizde de ziyaretçilerin sitenizden çıkmaları an meselesi olacaktır. B2B sitelerinde fiyat göstermemek belirli durumlarda uygun olabilir ancak “online satış” kelimesinin yer aldığı noktada en önemli unsurlardan birisi fiyattır. Belirtmeniz de sizin yararınızadır.


Splog nedir? Spam yenir mi?

Written by h'ozerdem on Haz 3rd, 2008 | Files under Genel Yazılar, İnternet / Bilişim

Splog nedir?Spam kelimesinin asıl anlamı 1930′lu senelerde Hormel Foods Corporation tarafından üretilen bir yiyecek. Evet, domuz etine katılan tuz, su, sodyum nitrat ve şeker ile elde edilen bu yiyeceğe Spam adı verilmişti, ancak günümüzde bu yiyeceği bilmemelerine rağmen hem etkin olarak kullanıcılar, hem de mağdurlar tarafından dile getiriliyor.

Çoğumuz spam kelimesini duyduğumuzda çok bilen webmaster kardeşlerimizin mail kutularımıza gönderdikleri saçma sapan e-postaları düşünüyoruz ancak bu sektörün de ufku genişledi. Artık blog sitelerinden de spam yapılıyor. İşte bu noktada Splog deyimi ortaya çıkıyor.

Merak etmeyin Splog kelimesi de bir yiyecek değil, ancak sanal ortamda oldukça hazımsızlık yaratacak bir etken olduğu su götürmez bir gerçek. Splog siteler ilk dönemlerini 2000li yılların başlarında yaşadı ve günümüzde tam anlamıyla bir bilgi kirliliği oluşturmaya devam ediyor.

Bloglar arasında %80 lere varan spam bloglar genellikle Page Rank değeri arttırmak ve reklamlardan kazanç elde etmek amaçlı kuruluyor. Tabii şahsi psikopatlıkların da etkisiyle bir çok blogun da splog sitelere dönüştüğünü de görebilirsiniz. Weblogs.com gibi adreslere ping yollayan blogların %75 gibi ciddi bir oranda splog olduğu söylentisi de işin vehametini gözler önüne sermekte.

Splogları kategorilemek gerekirse şu şekilde bir sıra düşünülebilinir.

Splog ne değildir?Uzman sploglar : Genellikle splog sahibi konular, anahtar kelimeler ve link takası yapılacak siteleri ayarladıktan sonra otomatik içerik üretimi ile spam sanatını icra eder.

Tembel sploglar : Bu kategorideki splogların sahibi popüler sitelerin RSS kaynaklarını kendi blogunda yayınlanan bir yazı gibi otomatik güncellemeye almaktadır.

Aptal sploglar : Bu kategorinin sahipleri internetin en düşük seviyedeki sözümona webmasterları olarak hayatlarını sürdürürler. Otomatik bir sistem kullanmak için gerekli bilgiye sahip olmadıklarından dolayı, internette arama sonuçlarında karşılarına çıkan bir çok yazıyı efsanevi KOPYALA / YAPIŞTIR hamlesiyle kendi sploglarına eklerler.

Uzman splogların içeriğinde genellikle anlamsız ve sık tekrarlanan anahtar kelimeler bulunduğundan ayırt edilebiliyorlar, ancak tembel sploglar standart internet kullanıcısı için farkedilmesi zor sploglar olarak göze batıyorlar. Aptal sploglara sonra değineceğiz.

Tembel sploglar genellikle seçme yazıları barındırdıklarından içerik yönünden zengin durmakta ancak her tarafı reklamla bezenmiş anlamsız animasyon yığınları rahatsız edici boyutlara varabiliyor. Aslına bakarsanız içerik hırsızlığı ile elde edilen haksız bir kazanç için oldukça masum görünen bir açıklama oldu, fakat telif hakları ihlali son derece yaygınlaşmış durumda.

Gelelim aptal sploglara. Genelde bu tür sploglar internetin eğlenceli yönü olan çok bilmiş kişilerin siteleri olarak göze çarpar. PHP Nedir? gibi bir makaleyi kişisel bir sitede yayınlamakta sakınca var mı yok mu tartışılabilinir, ancak bu yazıyı da gidip PHP eğitim sitelerinden kopyalayıp, splogunuza yapıştırıyorsanız durum içler acısıdır. Bu gibi konularda yüzlerce kopyalanmış içerikle siteler oluşturan bu arkadaşların genelde durumu hep içler acısıdır. Çevremiz bu örneklerle dolu. AJAX’tan bahsederken kendi sitelerinde bir tane bile AJAX yaklaşımı bulunmayan, PHP Nedir diye yazıyı sitesine yapıştırıp sadece html uzantıyı php olarak değiştiren, blog yazılımlarına “piyasayı öldürüyor” derken bu yazısını blogspot adresinde yayınlayan sitelere örnek vermemize gerek yok. Blogumda sabahlayan bir arkadaşımızın sitesi buna en güzel örneklerden birisi olarak tarihe geçmek üzere.

Splogların hırsızlığına maruz kalmak istemeyenlerin pek de kaçışı yok gibi. Eğer içeriğiniz iyi ise hedefte olmanız kaçınılmaz ancak herşey bitmiş değil. Splogları ihbar edebileceğiniz siteler de bulunmakta. Bu siteler arama motorları ile işbirliği içinde olarak splogların arama sonuçlarından temizlenmesini sağlıyor.

Peki splog nasıl oluşturuluyor. (Bu noktadan itibaren aptal sploglara rastlamak imkansız zira bir yatırım gerektiren yazılımlardan bahsediyoruz.)

Yanlış duymadınız. Nasıl bloglar bir yazılım ise, splogları da yazılımlar üretiyor. 90 dolardan başlayıp yüzlerce dolara varan bedelleri olan bu yazılımlardan edinen bir kişi bir kaç tıklama ile splogunu yayına sokabiliyor.

Sploglardan örneklerle yazılar devam edecek…